O Gün Abdullah Gül Seçilseydi: AK Parti Kurulur muydu?
O Gün Abdullah Gül Seçilseydi AK Parti Kurulur muydu?

Recep Tayyip Erdoğan'ın 1976'da Milli Selamet Partisi (MSP) Beyoğlu Gençlik Kolları Başkanlığı ile başlayan siyasi yolculuğu, bu yıl 50. yılını doldurdu. 14 Ağustos 2001'de kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ise cuma günü 25. yılını geride bırakacak. Siyasette yarım asır, AK Parti ile çeyrek asır: Dile kolay.

Erdoğan, MSP'deki ilk resmi görevini üstlendiğinde partinin yeni bir üyesi değil, tabii bir parçasıydı. Ailesi Rize'den İstanbul'a göç etmiş, İstanbul'un fakir semtlerinde büyümüştü. İmam-Hatip mezunu olması, onun dindar kimliğini pekiştiriyordu. MSP, onun için tek adresti.

Erdoğan'ın Siyasi Yükselişi ve MSP Yılları

Davasına samimi bağlılığıyla bilinen Erdoğan, parti disiplinine harfiyen uyuyor, lidere tam bir sadakatle bağlıydı. Hangi görev verilirse verilsin, hakkıyla yerine getirmeye çalışıyordu. Ancak, uzun boyu, karizmatik yapısı, hareket dolu tavırları ve Necip Fazıl'ın yanında geliştirdiği belagati, onu daha ilk günden geleceğin lideri olarak işaret ediyordu. Bu özellikleri, partinin her kademesinde dikkatleri üzerine çekiyordu.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Erdoğan'ın MSP'ye itaati sorgulanamazdı; ancak ters giden işleri sorgulamaktan çekinmiyordu. 1976'da İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı seçim yöntemine itiraz etti. Merhum Kadir Mısıroğlu'nun divan başkanlığını yaptığı kongrede delegeyi ikna ederek 22 yaşında ilk siyasi zaferini kazandı. 1978'deki MSP kongresinde ise farklı liste hareketinin içinde yer aldı ve ilk siyasi yenilgisini aldı.

Erdoğan'ın MSP, ardından Refah Partisi (RP) ve Fazilet Partisi (FP) ile ilişkileri, gizli bir çekişmenin sahnesi oldu. Parti büyükleri yükselen bir lider görüyordu; ancak onun samimiyeti, sadakati ve kısa sürede elde ettiği ağırlık, tasfiye etmelerine imkan vermiyordu.

Refah Partisi Yılları ve İstanbul'a Damga Vuruşu

1984'te RP Beyoğlu İlçe Başkanı, aynı yıl İstanbul İl Başkanı seçildi. 1989 seçimlerinde Genel Merkez'in itirazlarına rağmen Beyoğlu Belediye Başkanı adayı oldu. Seçimlerde yapılan hilelere dair somut deliller hâkim tarafından görmezden gelindi. Seçimi masada kaybetti, hâkime hakaret iddiasıyla hapis cezası aldı; ancak Beyoğlu ve İstanbul'da RP'nin oy patlaması yaşamasını sağladı.

1991 seçimlerinde milletvekili seçildi; yine Genel Merkez devreye girdi, gerekli itirazları yapmadı ve tercihli oyla Mustafa Baş milletvekili oldu. 1991 İstanbul İl Kongresi'nde artık Erdoğan'ın "potansiyel liderliği" açıkça konuşuluyordu. Genel Merkez onu İl Başkanı yapmak istemiyordu; ancak başarılı olamadı. 1994 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına da gönülsüzdü; Erdoğan bunu da aştı, aday oldu ve kazandı.

1998'de Siyasi Yasak ve Fazilet Partisi'ndeki Hesaplaşma

Erdoğan durdurulamıyordu. 1998'de belediye başkanlığı sonlandırıldığında, bir gazete "Muhtar Bile Olamaz" manşetini attı. Hapse girip siyasi yasaklı ilan edildiğinde, aslında en çok sevinen Fazilet Partisi Genel Merkezi'ydi. Rahatlamışlardı; tehlike geçmişti. Nihayet Erdoğan tasfiye edilmişti. Ama öyle olmadı.

Recai Kutan'ın genel başkanlığında 2000 yılında kongreye giden FP, bir yol ayrımındaydı. Erdoğan siyasetin dışındaydı ama parti içindeki etkisi büyüktü. FP içinde genel kanının aksine 2 değil 3 kanat vardı: Gelenekçiler, Yenilikçiler ve Tayyipçiler. 14 Mayıs 2000'de yapılan kongrede Gelenekçiler kazandı; çünkü "Tayyipçiler"den oluşan İstanbul ve Bursa delegeleri Yenilikçileri desteklemedi. Recai Kutan 633 oy alırken, Abdullah Gül 521 oy da kaldı.

Abdullah Gül Kazansaydı Ne Olurdu?

O kongrede Recai Kutan değil de Yenilikçilerin adayı Abdullah Gül kazansaydı ne olurdu? Bu sorunun cevabı, AK Parti'nin kaderini değiştirebilirdi. O zaman AK Parti'nin kuruluşu ertelenebilir, hatta AK Parti hiç kurulmayabilirdi. Kurulsa bile, FP'yi böldüğü için başarı elde edemeyebilirdi.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Erdoğan, "bölen" olmamış, "fitne" çıkarmamış, ihraç edilmemiş, kendisi ayrılmamıştı. Tamamen tabii bir süreç sonunda kendi yolunda ilerlemişti. 1976'da partiye girerken sahip olduğu sadakatten, itaatten, adanmışlıktan, kendisine yapılanlara rağmen hiç sapmamış, nezaket ve hürmetten taviz vermemişti. Başka yol kalmadığında kendi yolunu çizmişti.

AK Parti'nin 25 Yılı ve Erdoğan'ın Mirası

Çeyrek asır önce, 14 Ağustos 2001'de, AK Parti tamamen kendi dinamikleriyle, kendi imkanlarıyla, yeni isimler ve yeni yüzlerle sıfırdan kuruldu. AK Parti'ye 25 yıllık başarıyı getiren, hiç kuşkusuz Erdoğan'ın yılmadan, yorulmadan, bıkmadan, vazgeçmeden, asla umutsuzluğa kapılmadan, zaferi değil seferi önceleyen stratejiden hiç sapmadan yürüttüğü "yenilgi yenilgi büyüyen" mücadelesidir.

Uzun soluklu bir hareket, bir dava, son çeyrek asırda "AK Parti" tabelası altında yürüyor. AK Parti'nin öncesi var, sonrası da olacak. Bu kadim hareket inşallah ebediyete kadar varlığını muhafaza edecek. Şurası bir gerçek ki, bu kadim ve ebedi yürüyüşte Erdoğan ve onun kurduğu AK Parti hep ayrı bir yerde, seçkin bir konumda hatırlanacak.