Ekim 2024'te parlamentonun açılışıyla gündeme gelen Terörsüz Türkiye projesi, yaklaşık iki yıllık bir sürenin ardından yasal düzlemde tahkim ediliyor. Bir devlet projesi olarak takdim edilen ve kısa sürede meclis aracılığıyla siyasetin gündemine taşınan bu süreç, bugün itibarıyla somut bir yasa teklifine dönüşmüş durumda. Meclis aritmetiğinde hatırı sayılır bir destekle yasalaşma aşamasına gelen teklif, bundan sonraki adımlar için de önemli bir zemin oluşturuyor. Gelişen koşullara göre yeni düzenlemelerin yapılabileceği ve sürecin başarıya ulaşması için hem yürütme hem de yasamadan müteşekkil takip ve izleme kurullarının oluşturulacağı öngörülüyor.
Geçmiş Girişimlerden Farkı: Siyasi Güç ve Bürokratik Vesayetin Tasfiyesi
Peki Türkiye'de PKK terörünü tasfiye etme noktasında akim kalan girişimler ile günümüzdeki bu deneyimi birbirinden ayıran hususlar nelerdir? Neden diğer girişimler başarısız olurken Terörsüz Türkiye projeksiyonu sorunsuz biçimde ilerlemektedir? 1990'lı yıllarda PKK ile mücadelede ciddi adımlar atılmış ve örgüt elebaşı Öcalan'ın yakalanması ile önemli kazanımlar elde edilmişti. Fakat örgütle mücadeleyi salt askeri yöntemler üzerine bina eden "devlet aklı", örgütün "meşruiyet" kaynakları ile ilgili herhangi bir adım atmamış ve örgüt, sosyolojik koşulları kendi lehine yönetebilmişti. PKK'yı sadece bir güvenlik sorunu olarak algılayan bu bakış açısı, askeri yöntemleri birincil seçenek olarak görmüş ve örgütün beslendiği sosyo-politik ortamı göz ardı etmişti.
Örgütle mücadeleyi lider kadronun tasfiyesi ve askeri yöntemlere indirgeyen stratejinin başarısız olması, örgütün diaspora ve sınır ötesindeki varlığını sonlandırmadığı gibi örgüte can suyu olabilecek sosyo-politik koşulları da ortadan kaldıramamıştır. Hiç kuşkusuz bunda siyasete nüfuz eden bürokratik mekanizmaların da etkisi olmuş ve baskı altındaki siyasetçilerin cesur kararlar alabilmesi mümkün olamamıştır.
AK Parti Döneminde Paradigma Değişimi ve Çözüm Süreci
PKK ile mücadelede paradigma değişimi anlamına gelen AK Partili yıllarda, sorunun salt güvenlik bürokrasisi ile çözülemeyeceği görülmüş ve terör örgütünün varlık koşulları ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Kimlik inkarı ve dil konusunda yapıcı adımlar atan AK Parti, alanı rehabilite etmiş ve terör örgütünün varlık koşullarını sorunsallaştırmıştır. Tanınma ve dil anlamındaki adımların yanı sıra bölgesel kalkınma noktasındaki gelişmeler, terör örgütünün bölgedeki etkisini zayıflatmış ve örgüte katılım tedrici biçimde azalmıştır.
Bu dönemde örgüt ile üçüncü tarafların nezaretinde yapılan görüşmelerin yanı sıra doğrudan kamuoyunun yakın biçimde takip ettiği çözüm süreci (2013-2015) gündeme gelmiş ve terörün tasfiyesi çok daha mümkün hale gelmiştir. Öncesinde FETÖ eliyle zehirlenmeye çalışılan bu süreç, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında HDP ve örgüt eliyle sabote edilmiş ve tarihi bir fırsat kaçırılmıştı.
Bugünkü Hızlı İlerlemenin Nedenleri: Güçlü Siyaset ve Dış Müdahalenin Önlenmesi
İki farklı döneme karşılık gelen bu girişimlerin başarısız olma nedenleri üzerine daha fazla şey söylenebilir. Fakat bugün neden bu kadar hızlı ve radikal adımlar atılabiliyor sorusunun cevabı, diğer deneyimleri de daha iyi anlamlandırmamızı sağlıyor. Bugün Cumhur ittifakının girişimi ile gündeme gelen bu projeksiyonun hızlı bir biçimde yol alabilmesi, hiç kuşkusuz siyaset kurumunun çok daha güçlü olmasından kaynaklanıyor. Bürokratik vesayet mekanizmalarını tasfiye ederek siyasete alan açan AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tür süreçlerde siyasetin etkisini artırmış ve güçlü yürütme, icra alanında çok daha özgür hareket edebilmiştir.
Bir diğer husus ise sürece dış bir aktörün müdahale edebilmesinin önünün kapatılması. Oslo sürecinden bugüne çatışma çözümleri konusunda epeyce mesafe kat eden devlet aklı, süreci kendi iç meselesi olarak görmüş ve örgütün çözülme ve tasfiye adımlarını bizatihi sevk ve idare etmiştir. Nitekim sürecin yasalaşması aşamasında, takip ve izleme noktasında hem güvenlik bürokrasisine hem de parlamentoya kritik bir işlev atfedilmesi bunu açık biçimde desteklemektedir. Bu yönüyle çatışma çözümleri literatürüne de önemli bir katkı anlamına gelen Türkiye modeli, her yönüyle pozitif ayrışabilecek bir süreç yönetimi olarak ön plana çıkmaktadır. Özellikle Suriye ve Irak ayağıyla ilgili bölge ülkeleriyle geliştirilen dinamik ilişki, süreci kolaylaştırmış ve örgüt içinden sürece mukavemet etme ihtimali olan aktörlerin ellerini zayıflatmıştır.
Parlamentonun Rolü ve Toplumsal Meşruiyet
Parlamentoya önemli bir anlam yüklenmesi, sürecin toplumsal desteği noktasında önemli bir parametre. Nitekim takip ve koordinasyonda güvenlik bürokrasisinin, izleme noktasında ise meclisin olması, sürecin şeffaf biçimde yönetildiğini de gösterecektir. Yasa teklifinde karşımıza çıkan mutabakatın sürecin devamında da söz konusu olması, atılma olasılığı olan diğer adımların meşruiyeti açısından da bir kaldıraç işlevi görecektir. Teknik ve hukuki detaylara indirgemeden önümüzdeki sürecin yol haritasının çıkarılması, sürecin geniş kitleler tarafından da sahiplenilmesini temin edecektir.
Bir bütün olarak siyaset kurumunun buradaki sorumluluğu, popülist kaygıları ön plana çıkaracak tedirginlikleri gündeme getirmek yerine Terörsüz Türkiye'nin getireceği kazanımlara odaklanmak olmalıdır. Bu bağlamda Terörsüz Türkiye ile, ayrılıkçı taleplerin sona erdiği, PKK'nın bir başka aktör eliyle Türkiye'ye karşı tehdit olma olasılığının bertaraf edildiği ve en önemlisi de PKK'nın temsil iddiasında olduğu kesimler üzerinden Türkiye siyasetine nüfuz ve etki etme çabasının bittiği bir döneme tanıklık edeceğiz. Bölgedeki istikrar ve güvenlik mimarisi açısından da kritik bir önem arz eden bu süreç, Türkiye'nin otonomi arayışındaki yeni bir kilometre taşı olacaktır.



