Avrupa Birliği (AB) Komisyonu sözcülerinden Anitta Hipper, düzenlediği günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayarak İran nükleer görüşmeleri ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) konusunda AB'nin net tutumunu bir kez daha ortaya koydu. Hipper, "AB'ye göre, İran nükleer meselesine ilişkin tek kalıcı ve sürdürülebilir çözüm, diplomasi ve müzakerelerden geçiyor." ifadelerini kullanarak uluslararası topluma önemli bir mesaj verdi.
Müzakereler Yeniden Başladı
İran ile ABD arasındaki nükleer görüşmeler, Haziran 2025'te İsrail ve ABD'nin saldırıları sonrasında kesintiye uğramasının ardından bugün Umman'ın başkenti Maskat'ta yeniden başladı. Bu diplomatik sürecin yeniden canlandırılmasında, Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin yoğun çabaları ve arabuluculuk girişimleri belirleyici bir rol oynadı. Taraflar, uzun bir aradan sonra masaya dönerek krizin çözümü için yeni bir fırsat penceresi açtı.
Temel Anlaşmazlık Başlıkları
Yeniden başlayan müzakerelerde, uranyum zenginleştirme ve İran'daki yüksek düzeyli zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılması gibi konular, taraflar arasındaki temel anlaşmazlık başlığı olmayı sürdürüyor. İran, nükleer programını atom bombası üretimini engelleyecek sınırlamalar çerçevesinde tutma karşılığında yaptırımların kaldırılmasını talep ederken, ABD ise İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını ve yüksek düzeyli zenginleştirilmiş uranyumun İran dışına çıkarılmasını ısrarla talep ediyor.
AB'nin Tutumu ve Çabaları
Anitta Hipper, AB'nin Birleşmiş Milletler (BM) kararları uyarınca müzakere edilmiş bir çözüm sağlanması için çabalarını kararlılıkla sürdüreceğini ifade etti. AB Komisyonu sözcüsü, nükleer silahların yayılmasını önleme konusundaki uluslararası taahhütlere vurgu yaparak, diplomasinin bu süreçteki hayati öneminin altını çizdi. Hipper'in açıklamaları, AB'nin bölgesel istikrar ve küresel güvenlik için İran nükleer krizinin barışçıl yollarla çözülmesine verdiği önemi yansıtıyor.
ABD'nin Ek Talepleri ve İran'ın Tepkisi
ABD yönetimi, ayrıca İran'ın füze programını ve bölgedeki silahlı gruplara desteğini de müzakere masasına getirmek istiyor. Bu konular, nükleer anlaşmanın kapsamını genişleterek süreci daha da karmaşık hale getirebilecek potansiyele sahip. İran ise nükleer program dışındaki konuları müzakere etmeyeceğini birçok kez net bir şekilde bildirmiş durumda. Bu durum, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının derinliğini ve müzakerelerin önündeki zorlukları gözler önüne seriyor.
Sonuç olarak, Maskat'ta yeniden başlayan müzakereler, uluslararası toplumun İran nükleer krizine barışçıl bir çözüm bulma umutlarını canlandırdı. Ancak, tarafların birbirinden farklı beklentileri ve talepleri, sürecin ilerleyişini belirleyecek kritik faktörler olarak öne çıkıyor. AB'nin diplomasi vurgusu ve BM kararlarına bağlılık ilkesi, bu zorlu süreçte yol gösterici bir rol oynamaya devam edecek gibi görünüyor.