ABD Dışişleri Bakanlığı, resmi internet sitesinde 21 Nisan'da yayımladığı bir metinde, Washington yönetiminin İran'a karşı savaşa İsrail'in talebi doğrultusunda katıldığını açıkça ifade etti. Açıklamada, 28 Şubat'ta ABD ordusu tarafından İsrail ile ortaklaşa başlatılan 'Operation Epic Fury' (Efsanevi Öfke Operasyonu) kapsamındaki hedeflere de yer verildi.
Operasyonun hedefleri
Operasyonun amaçları arasında 'İran'ın saldırı amaçlı füzelerini yok etmek, füze üretim kapasitesini ortadan kaldırmak, donanmasını ve diğer güvenlik altyapılarını imha etmek ve son olarak İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak' şeklinde sıralandı. Ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın 28 Şubat günü yaptığı açıklamada yer alan 'rejim değişikliği' ifadesine metinde yer verilmediği görüldü.
Trump'ın nükleer vurgusu
Açıklamada, Trump'ın son dönemde sıkça dile getirdiği 'İran'ın hiçbir zaman nükleer silah sahibi olmaması' hedefinin altı özellikle çizildi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, savaşın ilk günlerinde İsrail'in talebiyle İran'a savaş açtıklarını belirtmiş, ancak hem ABD medyası hem de seçmen tabanından gelen tepkilerin ardından sözlerinin çarpıtıldığını savunmuştu.
Netanyahu'nun ikna süreci
Hem Amerikan hem de İsrail medyasında, ABD Başkanı Trump'ın çeşitli tarihlerde yapılan görüşmelerde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından Mossad'ın sunduğu çerçevede ikna edildiği yazıldı. Hatta ABD Başkanı'nın kendi kurumlarından gelen uyarılara kulak asmadığı ve Netanyahu ile savaşa başlama kararı aldığı belirtiliyordu. Dışişleri Bakanlığı'nın metni bu haberleri de doğrulamış oldu.
On yıllardır süren çatışma vurgusu
ABD Dışişleri Bakanlığı raporunda, Washington ve Tahran'ın uzun süredir savaş halinde olduğu savunuldu. Metinde, İran'ın 'on yıllardır süren kötü niyetli saldırganlığı', vekil güçleri araç olarak kullandığı ve özellikle ABD, İsrail ve bölgedeki diğer aktörlere yönelik 'tırmanan saldırıları'nın bu süreci tetiklediği iddia edildi. Bu çerçevede, 28 Şubat öncesinde de devam eden bir 'uluslararası silahlı çatışma' durumunun bulunduğu ifade edildi.
Uluslararası hukuk savunusu
Raporda, söz konusu askeri müdahalenin uluslararası hukuka uygun olduğu savunuldu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne gönderilen mektuplara atıf yapılan metinde, ABD'nin 'İsrail'in talebi üzerine ve onunla birlikte kolektif meşru müdafaa kapsamında hareket ettiği' ve aynı zamanda 'kendi doğuştan gelen meşru müdafaa hakkını kullandığı' vurgulandı. ABD Dışişleri, yürütülen operasyonların Birleşmiş Milletler Şartı ile uyumlu olduğunu iddia ederken, eleştirilere karşılık olarak eylemlerinin 'uluslararası hukukta güç kullanımı ve meşru müdafaa çerçevesi içinde' kaldığını savundu.



