Ankara’nın Jeopolitik Misyonu: Orta Doğu Kördüğümü ve Çıkış Yolu
Ankara’nın Jeopolitik Misyonu: Orta Doğu Kördüğümü

Uluslararası siyasetin en temel kuralıdır: Yanlış ittifaklar ve aşırı hırslar, süper güçleri bile kendi kazdıkları kuyuların içine çeker. Bugün Washington yönetimi, tam da böyle bir stratejik sıkışmışlığın eşiğinde. Donald Trump, “Önce Amerika” diyerek ülkesini “sonu gelmeyen savaşlardan” çıkarma vaadiyle işbaşına gelmiş olsa da, şu an Orta Doğu’nun kronik bataklığına her zamankinden daha fazla saplanmış durumda.

Trump’ı bu bataklığın içine çeken, bölgesel istikrardan ziyade kendi koltuğunu ve siyasi geleceğini korumaya odaklanmış olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun şahsi hırsları, bitmek bilmeyen tehditleri ve Washington üzerindeki asimetrik baskısıdır. Beyaz Saray, Tel Aviv’in bölgesel tırmandırma politikalarının esiri haline geldikçe, hem küresel itibarını hem de bölgedeki manevra alanını kaybediyor. Peki, Amerika’yı bu rehinelik ilişkisinden, bölgeyi ise topyekûn bir felaketten kurtaracak rasyonel çıkış yolu nerede?

Netanyahu’nun İllüzyonu ve Trump’ın Sıkışmışlığı

Trump’ın bölgedeki en büyük hatası, barışı ve istikrarı sadece askeri tahakküm ve iş birlikçi dayatmalar üzerinden inşa edebileceğini sanmasıdır. Netanyahu ise bu vizyonsuzluğu kendi ajandası için tepe tepe kullanıyor. Bölgeyi ateşe atma pahasına ABD’yi İran’la, Suriye’yle ve tüm bölge dinamikleriyle karşı karşıya getiren bu “hırs ve baskı diplomasisi”, Washington’ı rasyonel bir aktör olmaktan çıkarıp kör bir uygulayıcıya dönüştürdü.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Amerika bu sarmaldan kendi kendine çıkamaz. Çünkü Washington’ın iç siyasi dengeleri, İsrail lobisinin baskıları ve bölgedeki “güvenilmez” mikro aktörler, Trump’ın elini kolunu bağlıyor. Tam da bu noktada, krizleri yönetebilecek, hem Batı ile konuşabilen hem de Doğu’nun kalbinde yer alan, “omurgalı ve büyük bir dengeleyici unsura” ihtiyaç var. O unsur, Türkiye’dir.

Erdoğan’ın Liderlik Diplomasisi: Güç, Dostluk ve Güven

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünün dünyasında hem Washington’la doğrudan ve pragmatik bir dille konuşabilen, hem Rusya ve İran gibi aktörlerle masaya oturabilen, hem de İslam dünyasının vicdanını temsil eden dünyadaki tek liderdir. Trump’ın en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendisine “Hayır” diyebilecek kadar güçlü ama aynı zamanda küresel istikrar için iş birliği yapabilecek kadar güvenilir bir dosttur.

Erdoğan’ın liderlik tarzı, Trump’ın “iş bitirici” (transactional) siyaset mantığını en iyi analiz eden ve bunu bölge menfaatine dönüştürebilen bir yapıya sahip. Türkiye’nin uzatacağı el, Trump’a Netanyahu’nun şantajlarından sıyrılıp, Orta Doğu’dan onurlu ve stratejik bir çıkış (exit strategy) yapma imkanı sunar. Türkiye’nin dostluğu, hamasi bir vaat değil; Suriye’de, Tahıl Koridoru’nda ve Libya’da rüştünü ispatlamış somut bir jeopolitik garantidir.

Tarihten Alınan Misyon ve Devletin Kudreti

Türkiye Cumhuriyeti, bölgede sonradan kurulmuş ya da haritaları cetvelle çizilmiş bir “uydu devlet” değildir. Ankara’nın arkasında, Orta Doğu’da asırlarca barışı (Pax Ottomanica) tesis etmiş olan devasa bir devlet aklı ve tarihî miras vardır. Bölge halkları nezdinde Türkiye, adaletin ve dengenin sembolüdür.

Bugün Suriye’deki geçiş süreçlerinden Gazze’deki kalıcı barış arayışlarına kadar, Türkiye masada ve sahada olmadan atılacak her adım ölü doğmaya mahkumdur. Türkiye’nin askeri caydırıcılığı, büyüyen savunma sanayisi ve istikrarlı devlet yapısı; bölgede statükoyu korumaya çalışan değil, adil bir düzen kurmaya muktedir yegane güçtür.

Washington İçin Tek Rasyonel Kapı

Eğer Trump, Netanyahu’nun hırslarına kurban gitmek istemiyorsa, Orta Doğu’da yeni piyonlar veya tırmanma senaryoları aramak yerine yönünü Ankara’ya dönmek zorundadır. Türkiye, Trump’a Orta Doğu bataklığından çıkış biletini sunabilecek, bölgeyi radikalizmden ve bitmek bilmeyen savaşlardan arındırabilecek tek limandır.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Çünkü ne tarih ne de coğrafya yalan söyler: Orta Doğu’da kalıcı barışın yolu Washington’ın lobi koridorlarından değil, Ankara’nın devlet aklından ve Erdoğan’ın küresel liderlik iradesinden geçer.