10 Temmuz 2026 tarihli bir analizde, Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik tarihsel tutumu eleştiriliyor ve yeni bir stratejik ortaklık çağrısı yapılıyor. Yazıya göre, Avrupa uzun yıllar Türkiye'yi kapıda bekletmiş, üyelik sürecini teknik olmaktan çıkarıp ideolojik ve siyasi bir dosyaya dönüştürmüştür. Türkiye'nin reform iradesini sorgularken kendi çifte standartlarını sorgulamamıştır.
Avrupa'nın Çifte Standartları
Analizde, Avrupa'nın "demokrasi", "hukuk" ve "insan hakları" gibi evrensel değerleri Türkiye'ye karşı siyasi baskı aracı olarak kullandığı belirtiliyor. Terörle mücadelede Türkiye'nin güvenlik kaygılarını anlamadığı, müzakerelerde hukuk yerine siyasetin belirleyici olduğu ve insan hakları konusunda kendi çıkarları söz konusu olduğunda hassasiyet göstermediği ifade ediliyor. Bu nedenle Avrupa'nın önce kendisiyle yüzleşmesi gerektiği vurgulanıyor.
Öğretmen Edasından Kurtulma Zamanı
Yazı, Avrupa'nın Türkiye ile gerçek bir stratejik ortaklık kurmak istiyorsa eski öğretmen edasını bırakması gerektiğini savunuyor. Dünyaya ders verme alışkanlığını dizginlemesi gerektiği, çünkü yeni dünyanın enerji, üretim, güvenlik, tedarik zincirleri, savunma sanayii ve jeopolitik gerçeklerle şekillendiği belirtiliyor. Avrupa'nın, Türkiye'nin tarihini, kimliğini ve Müslüman bir toplum oluşunu bir sorun olarak görmekten vazgeçmesi gerektiği ifade ediliyor.
Türkiye Stratejik Bir Ortak
Türkiye'nin Avrupa'nın kültürel bütünlüğüne tehdit değil, güvenliğini, üretim kapasitesini, enerji yollarını ve küresel rekabet gücünü tamamlayan stratejik bir ortak olduğu vurgulanıyor. NATO içindeki rolüne dikkat çekilerek, İttifak'ın güney ve doğu kanadının Türkiye olmadan düşünülemeyeceği belirtiliyor. Karadeniz'in güvenliği, Doğu Akdeniz'deki denge, Ortadoğu'daki krizler, terörle mücadele, enerji yolları ve göç yönetimi gibi konularda Türkiye'nin merkezde olduğu ifade ediliyor.
Savunma Sanayiinde Dönüşüm
Türkiye'nin savunma sanayiindeki dönüşümü, stratejik bağımsızlık iradesinin bir sembolü olarak gösteriliyor. Daha önce dışarıdan sistem almak için kapıları çalan Türkiye'nin, bugün İHA'lar, SİHA'lar, deniz platformları, füze teknolojileri ve kara sistemleriyle NATO güvenlik mimarisinin vazgeçilmez üretici aktörlerinden biri haline geldiği belirtiliyor. Bu dönüşümün sadece askeri bir başarı değil, stratejik bağımsızlık iradesi olduğu vurgulanıyor.
Avrupa'nın Süper Güç Olma Yolu
Analizde, Avrupa'nın 21. yüzyılda yeniden küresel bir süper güç olmak istiyorsa Türkiye'yi dışarıda tutarak bunu başaramayacağı ifade ediliyor. Kriz coğrafyalarına uzak duran bir Avrupa'nın tek başına Amerika, Çin ve Rusya karşısında kalıcı bir stratejik ağırlık kurmasının zor olduğu, ancak Türkiye ile birlikte düşünen, üreten, savunan ve hareket eden bir Avrupa'nın bambaşka bir güce dönüşeceği belirtiliyor. Türkiye'nin Avrupa'nın Asya'ya açılan kapısı olmanın ötesinde, kaybettiği stratejik refleksin hatırlatıcısı olduğu vurgulanıyor.
Sonuç: Türkiye'siz Avrupa Eksik
Yazı, tarihin milletlerin önüne büyük fırsatlar çıkardığını, artık Türkiye'nin Avrupa'nın kapısında bekleyen bir ülke olmadığını, aksine Avrupa'nın geleceğini tamamlayan önemli bir güç olduğunu belirtiyor. Avrupa'nın bunu anlaması halinde Türkiye ile birlikte yeniden küresel bir süper güç olma yoluna girebileceği, anlamazsa kendi kıtasında zengin ama etkisiz, teknolojik ama savunmasız, stratejik iradesi zayıf bir güç olarak kalacağı ifade ediliyor. Sonuç olarak, Avrupa'nın geleceğinin Türkiye'siz eksik olduğu, Türkiye ile birlikte ise her manada süper güç olabileceği vurgulanıyor.



