NÛN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Esra Albayrak, dekolonizasyon tartışmaları çerçevesinde sömürgeciliğin tarihsel seyrini ve yeni bir uzlaşının hangi koşullarda mümkün olabileceğini AA Analiz için kaleme aldığı yazıda önemli değerlendirmelerde bulundu.
Sömürgecilik Kapanmadı, Yeni Biçimlerle Sürüyor
Albayrak, yazısında şu ifadelere yer verdi: "Net şekilde görüyoruz ki 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren küreselleşen insan hakları söylemi, tüm gösterişli önermelerine rağmen 'beyaz adamın yükü' retoriğinden öteye geçemedi; hatta sömürünün ve ötekini terbiye etmenin bir aracına dönüştürüldü."
Dünyanın önemli bir kırılma noktasından geçtiğini belirten Albayrak, insanların ve toplumların dünyayı anlamlandırma biçimlerini yeniden tanımlamak istediğini ifade etti. Bu yeniden konumlanma sürecinin kapsayıcı bir uzlaşı üzerinden mi yoksa derinleşen çatışmalar üzerinden mi şekilleneceğinin önemli bir mesele olduğunu vurguladı.
Beyaz Adamın Yükü ve Dekolonizasyonun Bugünü
Albayrak, "Beyaz adamın yükü" söyleminin zihinsel arka planını 19. yüzyıl Avrupa düşüncesine dayandırarak, Malthus, Darwin ve Galton gibi isimlerin bu söylemin şekillenmesindeki rollerini anlattı. Sosyolojinin modern toplumların, antropolojinin ise ilkel toplumların bilimi olarak tanımlandığını ve bilimin sömürgeleştirmeyi meşrulaştıran bir araca dönüştürüldüğünü belirtti.
Dekolonyal söylemin, sömürgeci zihniyeti sorgularken "Siyah adamın yükü" gibi tersine çevrilmiş kavramlarla aynı hiyerarşik yapı içinde kaldığını ifade eden Albayrak, asıl yapılması gerekenin bu ikilemleri tersine çevirmek değil, tamamen terk etmek olduğunu söyledi. "Olması gereken, bu mantığın tersine çevrilmesi değil terk edilmesidir. Siyah ya da beyaz adamın yükünü değil 'insanın yükü'nü merkeze almalıyız." dedi.
Bilginin Çok Merkezli Jeopolitiği
Albayrak, günümüz bilgi ekosisteminin tek merkezli ve üstünlükçü bir perspektifle şekillendiğini ve bu "epistemik kibrin" insanlığın anlam krizinin sorumlularından biri olduğunu belirtti. Frantz Fanon, Edward Said ve Talal Asad gibi düşünürlerin bu kibre karşı entelektüel itirazlar yükselttiğini ancak bilgi üretim süreçlerinin hâlâ sorgulanması gerektiğini vurguladı.
"Bilgiyi kimin için, hangi amaçla üretiyoruz? Kendimizi, coğrafyamızı ve dünyayı hangi bilgi gelenekleri üzerinden anlamlandırıyor ya da anlamlandıramıyoruz? Bilgi, güç üretiminin bir aracı mı yoksa hakikat ve anlam arayışının zemini mi?" sorularını yönelten Albayrak, bu sorulara verilecek yanıtların yeni dünya düzenindeki konumu belirleyeceğini ifade etti.
İstanbul ve Yeni Bir Uzlaşı
İstanbul'un bu tartışmada yalnızca bir ev sahibi değil, tarihsel konumu itibarıyla özgün bir perspektif taşıyan aktör olduğunu belirten Albayrak, dünya ticaretinin, kültürün ve siyasetin binlerce yıldır kesişim noktası olan İstanbul'un, insanlığın onurunu ve epistemik adaleti önceleyen bir uzlaşı için güvenilir bir zemin sunduğunu söyledi.
11-12 Mayıs'ta İstanbul'da gerçekleşmesi planlanan Dünya Dekolonizasyon Forumu'na (World Decolonization Forum) dikkat çeken Albayrak, forumda Afrika, Güney Asya, Latin Amerika, Orta Doğu ve Batı'nın eleştirel geleneklerinden akademisyenler, entelektüeller ve aktivistlerin bir araya geleceğini ve 70'in üzerinde akademik bildiri sunulacağını belirtti. Ayrıca dekolonyal sanat sergileri ve Dekolonize Film Festivali ile katılımcılara farklı disiplinlerin bir araya geldiği bir diyalog ortamı sunulacağını ifade etti. Albayrak, "İnsanlığın mirasının tek bir hikayeye sığmayacağına inanan herkesi 11-12 Mayıs'ta Atatürk Kültür Merkezi'ne bekliyoruz." diyerek sözlerini tamamladı.



