Oxford'da Osmanlı izlerinin peşinde: Genç müzikolog Olcay Varlı
Oxford'da Osmanlı izlerinin peşinde: Genç müzikolog Olcay Varlı

Bazı insanların hikayesi tek bir başlıkla anlatılamıyor. Çünkü onların yolu yalnızca bir mesleğe çıkmıyor. Olcay Varlı'nın hikayesi de böyle başlıyor. İstanbul'dan Bursa'ya, oradan Oxford'a uzanan yolculuğun merkezinde bir viyolonsel var. Zamanla o çalgının sesi onu yalnızca sahnelere değil; Osmanlı arşivlerine, Bizans el yazmalarına, müzik psikolojisine ve insan zihninin karanlık koridorlarına götürüyor. Şimdi Oxford Üniversitesi'nde çalışmaya hazırlanan genç müzikolog, bir yandan viyolonsel çalmaya devam ediyor, diğer yandan da 'müziğin insan tarafından nasıl algılandığını' anlamaya çalışıyor. Belki de bu yüzden kendisini tek bir cümleyle tarif etmiyor. 'Osmanlı mı çalışıyor, psikoloji mi, klasik müzik mi?' sorusuna kısa bir cevabı var: 'Hepsi.'

Hikayeniz nasıl başladı?

İstanbul'da doğdum. 6-7 yıl İstanbul Kartal'da yaşadım. Ailem akademisyen. İşleri gereği çocukluğumda gezdim yani. Önce bir Trabzon, sonrasında İngiltere'ye gittik. Oxford'da yaşadık. Böyle de bir tesadüf var. Bir yıla yakın Oxford'da yaşadım. Sonra Bursa... Sekiz sene orada yaşadım. Hayatımın en büyük kısmını Bursa'da geçirdim. O yüzden de oralı olmasam da beni çekiyor. Bursa Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nın ortaokuluna kabul aldım. Ortaokul ve liseyi orada okudum. Rus ekolü konservatuvar eğitimi veriyor. Hacettepe de benzer şekilde. Oldukça yoğun ve disiplinli.

Rus ekolünde sıkıntı var mı?

Pedagojik olarak sıkıntılı olduğunu söyleyebilirim. Rus hocalar yoktu aslında ama genelde eğitimini o ekolden almış hocalar vardı. O dönem veliler şimdiki gibi değildi. Öğretmenler bize istediği kadar sert davranabiliyordu. Artılarını ve eksilerini düşününce belki de eksileri daha fazla. Hassas bir çocuktum, biraz yaralandım ama çıktım içinden. Sonuçta o dönem bu kadar yoğun bir eğitim almasaydım bu kadar gelişemeyecektim. Sosyal bilimlere her zaman çok hevesli ve ilgiliydim. O olmadığı için beni tatmin de etmiyordu. İTÜ Müzikoloji bölümünü istedim. Birincilikle kazandım.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Viyolonsele nasıl yöneldiniz?

Okula girerken viyolonsel çalmak istediğime emindim. Beni çok etkiliyordu, sesi ve duruşu. Tabii çok erken yaştan bahsediyoruz, ilkokulda bu kararı verdim. Annemin çok fazla CD'leri, plakları vardı. Evde dinlediğimiz şeylerde en çok viyolonselin sesini seviyordum. Yetenek sınavında genelde elimize, kolumuza bakarak karar veriyorlar. Ben de viyolonsel istediğimi söyleyince sınavda viyolonseli uygun gördüler. Güzel de oldu. Çalgımı seviyorum. Başka çalgı çalmak ister miydim? Belki üflemeli bir şey çalmak da isteyebilirdim ya da arp gibi bir şey ama viyolonselden oldukça memnunum.

Oxford'da ne yapacaksınız?

Bir projem müzik psikolojisiyle ilgili nöroloji bilimiyle ortak yürütmeyi planladığımız bir iş. Diğeri de Osmanlı arşivleri... Genel olarak arşivler elimizdeki materyaller sınırlı. Biz aslında tarih yazımını bu materyaller doğrultusunda doğrulayabiliyoruz. Bu alanın da arkeolojisi bu diyebilirim. Arkeolojiyi de çok severim. Daha önce kimsenin dokunmadığı el yazmalarına dokunmak, onları çevirmek... Oxford Üniversitesi'nin Bodleian Kütüphaneleri ve Arşivleri var. Dünyanın en geniş arşivlerinden... Yani Müzik Paleografyası, Müzik Psikolojisi ve tabii ki viyolonsel de devam edecek.

Ülkemi temsil etmek önemli

Akademik olarak iyi bir yere gelmek ve projelerimi geliştirmek. Bunun dışında Türkiye'nin temsiliyetini önemsiyorum. Osmanlı ve Bizans arşivleri özelinde yapacağım çalışmalar beni heyecanlandırıyor. Henüz açılmamış kısımlar var. Özellikle psikoloji anlamında yapacağım çalışmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum. En çok da bu ülkeden birilerinin dünyanın en iyi üniversitesinde bu alanda bir şeyler söyleyebilecek olması, bu alanda üretim yapabilecek olması aslında benim hedefim. Bunun sorumluluğunu taşıyorum.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Büyük bir sorumluluk

Oxford'da bu alanda araştırma yapacak ilk Türk olmak heyecan verici ama biraz ürkütüyor. Çünkü bir sorumluluk hissediyorum. Hissettiğim sorumluluk sadece kendime, aileme, arkadaşlarıma ya da hocalarıma değil de daha çok ülkeme karşı gibi hissediyorum ama güzel yani. Çok güzel bir his. Onun ağırlığını kaldırmak için elimden geleni de yapacağım.

En sevdiği 5 eser

  • Rachmaninov - Symphony No. 2: III. Adagio
  • Shostakovich - Symphony No. 10 in E Minor, Op. 93: II. Allegro
  • Josquin des Prez - Mille regretz
  • Miles Davis & Bill Evans - Blue in Green
  • Saman Yıldızı - Siyah Beyaz

Neler çağrıştırıyor?

  • Londra: Simit Sarayı
  • İstanbul: Yaşlı
  • Fish&Chips: Yağlı
  • Hyde Park: Rachmaninov
  • Uçuş: Kulaklık
  • Kitap: Rus Edebiyatı
  • Osmanlı: Dehliz