İsrailli Analistten Çarpıcı Türkiye Açıklaması: "Sıradaki Düşman" İlan Edildi
İsrailli analist Shay Gal, Israel Hayom gazetesinde yayımlanan yazısında Türkiye'yi savaşla tehdit eden iddialarda bulundu. Gal, Başbakan Binyamin Netanyahu ve hükümetinin İran'dan sonraki ana tehdit olarak Türkiye'yi belirlediğini ve bu yönde çoktan harekete geçtiğini öne sürdü.
"Türkiye Dosyası Aktif Hale Geldi"
Analist, Kıbrıs, Karabağ, Libya, Akkuyu Nükleer Santrali, Türk-Yunan ilişkileri, hipersonik füze denemeleri ve uzay çalışmaları üzerinden Türkiye'yi "sıradaki düşman" olarak nitelendirdi. Gal, "İsrail İran'da istediğini aldı, Katar'da Hamas yetkililerini infaz etti, Türkiye dosyası da açıldı" ifadelerini kullanarak iddialarını somutlaştırdı.
Yazıda İsrail'i savunurken, Türkiye'yi saldırgan tarafta gösterme çabası dikkat çekti. İsrail'in Türkiye ile savaşmak istemese de buna hazırlandığı iddia edildi. İran'a yönelik operasyonların bir laboratuvar işlevi gördüğü, yoğun saldırı altında katmanlı savunma ve diplomasinin sınırlarının test edildiği belirtildi.
Akkuyu Nükleer Santrali Hedefte
Akkuyu Nükleer Santrali'nin İsrail'in değerlendirmelerinde önemli bir yer tuttuğu vurgulandı. Türkiye'nin ilk nükleer santralinin Rusya'nın Rosatom şirketi tarafından inşa edildiği hatırlatılarak, bu durumun Türkiye'yi uzun vadede Rus teknolojisine bağımlı hale getirdiği iddia edildi.
İsrail'in modeline göre, bir nükleer programı etkisiz hale getirmek için doğrudan vurmak gerekmediği, programın geciktirilebileceği, işlevsiz hale getirilebileceği ve zamanla bir yüke dönüştürülebileceği öne sürüldü. Akkuyu'nun da bu çerçevede değerlendirildiği belirtildi.
Üç Katmanlı Baskı Mekanizması
Analist, bunun için üç katmanlı bir baskı mekanizması öngörüldüğünü iddia etti:
- Düzenleyici baskı: Denetimler, gecikmeler ve zorunlu değişiklikler.
- Yapısal baskı: Tedarik zincirleri, hizmetler ve finansman kanallarının yaptırımlara açık hale gelmesi.
- İttifak baskısı: Uluslararası maliyetin doğrudan artırılması.
Kıbrıs ve Somali Üzerinden Tehdit Senaryoları
Kıbrıs'ın aktif bir operasyon sahası olarak değerlendirildiği iddia edildi. Ateş gücü, insansız hava araçları, deniz kontrolü ve istihbarat unsurlarının fiilen kullanılmaya başlandığında sürecin uyarıdan uygulamaya geçeceği öne sürüldü.
Somali ve Kuzey Kıbrıs'ın tek bir hat olarak değerlendirildiği, Mogadişu'daki Türkiye üssünün eğitim, lojistik ve test merkezi, Kuzey Kıbrıs'ın ise ileri karakol olarak görüldüğü belirtildi.
"Poseidon'un Gazabı" Senaryosu
"Poseidon'un Gazabı" adı verilen çerçevenin, belirli eşikler aşılırsa Türk güçlerinin bölgeden çıkarılmasını ve egemenliğin yeniden tesisini hedefleyen bir senaryoyu tanımladığı iddia edildi. Bu senaryonun İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs arasında koordineli bir askeri müdahale ihtimali olarak ele alındığı öne sürüldü.
Türkiye'nin Savunma Sanayisi ve Füze Kapasitesi
Türkiye'nin savunma sanayisinin menzil ve irtifa kapasitesini hızla artırdığı vurgulandı. Bora füzesinin bir başlangıç noktası, Tayfun'un bunu iki katına çıkardığı, Cenk'in ise daha ileri bir aşama olduğu belirtildi.
Türkiye'nin 1000 ila 3000 km menzilli balistik kapasite geliştirdiği ve Somali üzerinden Hint Okyanusu'na uzanan test hatları planladığı iddia edildi. Bu durumun artık sadece Yunanistan'ı değil, Avrupa ölçeğinde bir mesele olarak görüldüğü öne sürüldü.
NATO'nun 5. Maddesi ve Hukuki Çerçeve
Analist, Akkuyu'nun NATO'nun 5. maddesi kapsamına doğrudan giren bir yapı olarak görülmediğini iddia etti. Aksine, ittifak içinde bir kırılganlık noktası olarak değerlendirildiği belirtildi.
Eğer sivil üretimden çıkıp operasyonel bir rol üstlenirse, buraya yönelik bir müdahalenin saldırı değil, bir karşılık olarak yorumlanabileceği öne sürüldü. NATO'nun 5. maddesinin otomatik değil, mutabakata bağlı olduğu ve böyle bir durumda mutabakatın oluşmayacağı iddia edildi.
Sonuç: Operasyonel Fırsat Penceresi Kapanıyor
İsrail'in Türkiye ile savaş istemediği, ancak buna hazırlandığı tekrar vurgulandı. İran sürecinin bunun provası olduğu iddia edildi. Analist, teknik sorunların çözülebileceğini, siyasi sorunların yönetilebileceğini ve hukuki zeminin oluşturulabileceğini, ancak operasyonel fırsat penceresinin giderek kapandığını öne sürdü.
Tüm bu iddialar, İsrailli bir analistin görüşlerini yansıtmakta olup, Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası politikalarına ilişkin resmi bir değerlendirme içermemektedir.



