İsrail'in önde gelen gazetelerinden Maariv, Orta Doğu'nun güvenlik haritasını yeniden şekillendirebilecek önemli bir gelişmeyi analiz etti. Gazeteye göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında şekillenmesi muhtemel bir stratejik savunma ittifakının kilit aktörlerinden biri olmaya hazırlanıyor. Bu potansiyel üçlü yapının hayata geçmesi durumunda, bölgenin siyasi ve askeri dengeleri köklü bir dönüşüm geçirebilir.
NATO Benzeri Bir Savunma Paktına Doğru
Analizin temelinde, 17 Eylül 2025 tarihinde Pakistan ile Suudi Arabistan arasında imzalanan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması (SMDA) yer alıyor. Maariv'in aktardığına göre, bu anlaşmada NATO'nun ünlü 5. maddesine benzer bir hüküm bulunuyor. Buna göre, taraflardan birine yönelik bir saldırı, diğerine de yapılmış sayılacak. Türkiye'nin de bu yapıya katılma yönünde adımlar attığı belirtiliyor.
Üçlü İttifakın Stratejik Dinamikleri
Haberde, üç ülkenin birbirini tamamlayan güçlü yönlerine dikkat çekiliyor. Suudi Arabistan'ın güçlü finansal kaynakları, Pakistan'ın nükleer kapasitesi ve Türkiye'nin ise NATO üyeliğinden gelen operasyonel tecrübesi ile gelişmiş savunma sanayisi öne çıkıyor. Bu kombinasyon, ittifaka benzersiz bir derinlik ve caydırıcılık katıyor.
Türkiye'nin bu yapı içindeki rolü son derece kritik görülüyor. Ankara'nın sahip olduğu askeri yetenekler ve bölgesel operasyonel kapasite, onu potansiyel ittifakın bel kemiği haline getiriyor. Bu sayede Türkiye, Orta Doğu'dan Güney Asya'ya ve Afrika'ya uzanan geniş bir coğrafyada güvenlik mimarisinin kurucu ülkelerinden biri konumuna yükselebilir.
Mevcut İş Birliği ve Türkiye'nin Kazanımları
Ülkeler arasındaki savunma iş birliği zaten sağlam bir temele sahip. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) 2023 raporuna göre, Türkiye Pakistan'ın en büyük ikinci silah tedarikçisi konumunda. İş birliği, MİLGEM sınıfı savaş gemileri, insansız hava araçları (İHA) projeleri ve uçak modernizasyonunu kapsıyor.
Bu genişletilmiş ittifakın Türkiye'ye önemli stratejik fırsatlar sunacağı öngörülüyor. Bu fırsatlar arasında; caydırıcılığın artırılması, savunma sanayii ihracatının genişletilmesi, enerji ve ticaret yollarının güvenliğinde daha fazla söz sahibi olunması ve NATO ile uyumlu ancak onun dışında alternatif bir güvenlik ağı oluşturulması yer alıyor. Tüm bunlar, Ankara'nın bölgesel nüfuzunu ve stratejik özerkliğini güçlendirecek adımlar olarak değerlendiriliyor.
İsrail basınındaki bu analiz, Orta Doğu, Güney Asya ve Afrika'nın geniş bir bölümünde güvenlik dengelerinin değişebileceğine işaret ediyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın oluşturabileceği bu yeni eksen, bölgesel güç dinamiklerini yeniden tanımlayabilir ve uluslararası ilişkilerde yeni bir sayfa açabilir.