World Decolonization Forum'da Bilgiye Bağımlılıktan Ekonomik Egemenliğe Oturumu
World Decolonization Forum'da Ekonomik Egemenlik Oturumu

Enstitü Sosyal ile NUN Eğitim ve Kültür Vakfının ev sahipliğinde düzenlenen "World Decolonization Forum"un ikinci günü tamamlandı. "Bilgiye Bağımlılıktan Ekonomik Egemenliğe: Kalkınma Modellerini Yeniden Düşünmek" oturumunda, sömürgecilik mirasıyla mücadele yöntemleri ve ekonomik büyüme ile kalkınma yaklaşımları ele alındı.

Oturumun Detayları

Küresel krizlerin temel nedenleri ve sömürgecilik mirasının tartışıldığı forum, 11-12 Mayıs'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) gerçekleştirildi. İkinci gün düzenlenen oturuma İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadık Ünay moderatörlük yaptı. Konuşmacılar arasında Eski Güney Afrika Ticaret ve Sanayi Bakanı Ebrahim Patel, Durham Üniversitesinden Prof. Dr. Mehmet Asutay, Winchester Üniversitesinden Prof. Dr. Richard Werner, ekonomi politikçisi Ann Pettifor ve Oxford Üniversitesinden Prof. Dr. Adeel Malik yer aldı.

Güney Afrika'nın Sömürgeci Ekonomik Yapısı

Eski Bakan Patel, apartheid döneminde Güney Afrika ekonomisinin kıtanın geri kalanından koparıldığını belirtti. Çoğu Afrika ülkesinin bu dönemde komşularından ayrıştırıldığını ve diğer kıtalardaki üretim merkezleri için ham madde sağlayıcısı olduğunu ifade etti. Demiryolu hatlarının maden bölgelerinden ihracat limanlarına gittiğini, altyapının imparatorluğu desteklemek amacı taşıdığını vurguladı. Bu mirasın değiştirilmesi için her ülkenin tek başına yeterli pazarı olmadığından Afrika Kıta Serbest Ticaret Bölgesi'ni oluşturduklarını ve amaçlarının Afrika ülkeleri arasında ticari ayrıcalıklar sağlamak olduğunu açıkladı.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Yeni Bir Paradigma İhtiyacı

Prof. Asutay, sömürgecilikle mücadelenin sadece kurum isimlerini değiştirmekle sınırlı kalmaması gerektiğini, asıl dönüşümün kurumsal mantığın değiştirilmesiyle mümkün olacağını söyledi. Kapitalist sistemin verimlilik ve kar odaklı yapısının eşitsizlik, yoksulluk ve adaletsiz kaynak dağılımına çözüm üretemediğini belirtti. Bu nedenle mevcut yapıları koruyarak yeni kavramlar eklemek yerine bütünüyle yeni bir paradigma inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. Kalkınmanın bireylerin potansiyellerini gerçekleştirebileceği fırsat alanları oluşturması gerektiğini, büyümenin ise başkalarına veya doğaya zarar vermeden uyum içinde gerçekleşmesi gerektiğini ifade etti. Toplumların küresel yapıları kopyalamak yerine kendi ahlaki ve kurumsal ilkelerine dayanan modeller geliştirmesi gerektiğini, aksi halde eşitsizliklerin yeniden üretileceğini kaydetti.

Finansal Baskı ve Yerel Kredi Yaratımı

Prof. Werner, gelişmekte olan ülkelerin dış borç ve yabancı para yükümlülükleri nedeniyle ağır finansal baskı altında olduğunu, IMF ve Dünya Bankası politikalarının ülkeleri emtia ihracatına dayalı borca sürüklediğini belirtti. Japonya'nın dış finansman kullanmadan hızlı kalkınmanın mümkün olduğunu gösterdiğini, ülkelerin asıl ihtiyacının yabancı sermaye değil, üretken yatırımları finanse edecek yurt içi kredi yaratımı olduğunu vurguladı. Ekonomik büyüme ve istihdamın temel kaynağının küçük ve orta ölçekli işletmeler olduğunu, bu işletmelerin toplam istihdamın yaklaşık yüzde 70'ini oluşturduğunu ifade etti. Rekabet gücünü koruyabilmek için teknoloji yenilemeye yönelik finansmana ihtiyaç duyduklarını, bunun ancak küçük işletmelere kredi veren yerel ve merkeziyetsiz bankacılık yapısıyla mümkün olacağını belirtti. Yüzlerce hatta binlerce küçük bankadan oluşan bir sistemin üretken yatırımları destekleyerek sürdürülebilir büyümenin önünü açabileceğini kaydetti. Merkez bankalarının sadece enflasyonu kontrol etmekle kalmayıp toplumun ortak refah hedefi doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini, yüksek, sürdürülebilir ve adil ekonomik büyümenin enflasyon veya finansal kriz yaratmadan sağlanabileceğini dile getirdi.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Küresel Finans Sisteminin Dekolonizasyonu

Ann Pettifor, küresel finansal sistem ve sermaye piyasalarının devletler üzerinde yeni bir sömürgeleştirme biçimi oluşturduğunu söyledi. Dekolonizasyon tartışmalarının ülkelerin bu sistemden nasıl ayrışabileceği sorusuna odaklanması gerektiğini belirtti. BlackRock gibi trilyonlarca dolarlık varlık yöneten şirketlerin devlet denetiminin ötesinde hareket ederek birçok ülkenin ekonomik politikalarını belirlediğini ifade etti. Enerji, gıda ve diğer temel ihtiyaç piyasalarının spekülatif işlemler nedeniyle hükümet denetiminden çıktığını, bunun en güçlü devletlerin bile ekonomik egemenliğini sınırlandırdığını vurguladı. Düşük gelirli ülkelerin artan borç yükü nedeniyle bütçe gelirlerinin büyük bölümünü borçlara ayırmak zorunda kaldığını, bunun eğitim, sağlık ve diğer kamu hizmetlerine ayrılan kaynakları tükettiğini belirtti. Sermaye hareketlerinin neredeyse hiçbir düzenlemeye tabi olmadan sınır ötesine aktarılmasının en yoksul ülkelerden yaşamsal kaynakların çekilmesine yol açtığını ifade ederek küresel finans sisteminin acilen dekolonize edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Ekonomik Dayanışma ve Adil Servet Dağılımı

Prof. Malik, ekonomik egemenliğin temelinde insanlar ve ülkeler arasında yeni ekonomik dayanışmalar kurulmasının yattığını söyledi. Karşılıklı bağımlılığın egemenliği zayıflatmadığını aksine güçlendirdiğini belirtti. Gerçek bağımsızlığın etik, güç dengesi ve bireysel özerklik temelinde inşa edilen karşılıklı ilişkilerle mümkün olduğunu ifade etti. Ekonomik egemenliğin ahlaki ekonomi anlayışından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayarak servetin adil dağıtılmasının toplumsal bütünleşmeyi güçlendirdiğini kaydetti.