Yunanistan hükümetinin Türkiye'ye karşı İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRC) ile kurduğu yeni ittifak, 04 Ocak 2026 tarihinde Atina'da büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yunan kamuoyu ve siyasi çevreler, bu hamleyi bölgede gereksiz bir gerilim riski olarak değerlendiriyor.
Yunan Kamuoyundan İttifaka Tepki Yağıyor
Atina'daki sokaklarda ve medyada yükselen sesler, hükümetin politikasını sorguluyor. "Niye durup dururken İsrail'in kayığına bindik? İsrail için Türkiye'ye karşı savaşmak zorunda mıyız?" şeklindeki sorular, Yunan vatandaşları arasında giderek yaygınlaşıyor. İttifakın, bölgedeki istikrarı zedeleyeceği ve Yunanistan'ı gereksiz bir çatışma sarmalının içine çekeceği endişesi hakim.
Bu gelişmeler ışığında, bölgedeki güç dengeleri bir kez daha hatırlatılıyor. Askeri kapasitesi ve diplomatik etkinliği ile sahada ve masada belirleyici bir konuma sahip olan Türkiye, dengeleri kendi iradesiyle şekillendiren bir aktör olarak öne çıkıyor.
Bölgesel Dengeler ve Türkiye'nin Konumu
Analistler, Türkiye'nin hem askeri hem de diplomatik gücünün, mevcut bölgesel dinamikleri tek başına yönlendirebilecek seviyede olduğuna işaret ediyor. Ege'de barış ve istikrardan yana olduğunu vurgulayan Türkiye, komşularına dostça uyarılarda bulunmayı sürdürüyor. Ancak mesaj nettir: Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir.
Türkiye'nin karada, havada ve denizdeki gücü, bölgenin en caydırıcı unsuru olarak kabul ediliyor. Ülke, uluslararası arenada da artık izin bekleyen değil, inisiyatif alan bir politika izliyor. Suriye'deki operasyonlar ve diğer bölgesel müdahaleler, bu bağımsız duruşun somut örnekleri olarak gösteriliyor.
Yunanistan'a yönelik mesajlarda, ABD veya İsrail'in politikalarına tamamen bağımlı hareket etmenin tarihsel risklerine dikkat çekiliyor. Vietnam, Afganistan, Irak ve Ukrayna örnekleri, bu tür ittifakların nasıl sonuçlar doğurabileceğinin göstergesi olarak hatırlatılıyor.
Motokurye Kılığında Suçlara Karşı Önlem Çağrısı
Haberde ayrıca, Türkiye'de son dönemde artan bir güvenlik sorununa da değiniliyor. Motokurye kıyafetleri ve kasklarının, suçlular tarafından bir tür "görünmezlik pelerini" olarak kullanıldığı belirtiliyor. Gasp, soygun, yaralama ve hırsızlık gibi birçok suç, bu kılığa bürünen kişiler tarafından işleniyor.
Bu durumun son ve üzücü örneği, yönetmen Seren Yüce'nin evine gelen ve kendisini "kurye" diyerek kandıran bir kişi tarafından vurulması oldu. Failin kask ve korumalı tulum giymiş olması, kimlik tespitini neredeyse imkansız hale getirdi.
Bu nedenle, konuyla ilgili net bir öneri getiriliyor: Motosiklet kasklarının sadece trafikte, araç üzerindeyken takılması zorunlu hale getirilmeli. Bu kurala uymayan ve kamuya açık alanlarda kaskla dolaşan kişilere "potansiyel suçlu" muamelesi yapılmalıdır. Böylece vatandaşlar, kaldırımda, asansörde veya alt geçitlerde kimliği belirsiz kişiler yüzünden tedirgin olmaktan kurtulacaktır.