Jeopolitik Belirsizlikler ve Ekonomik Dayanıklılık
Dünyada yeni bir küresel düzenin tesis edilmesi sürecinde, jeopolitik şoklara yenilerinin eklenme ihtimalini sürekli hesaba katmak zorundayız. Ortadoğu'da sağlanan ateşkes, piyasalara geçici bir rahatlama getirse de, bu durumun pamuk ipliğine bağlı olduğu açık. Savaşın dünya genelinde enflasyonu artıracağı ve büyümeyi yavaşlatacağı gerçeğiyle yüzleşmeliyiz. Bu süreci tek seferlik bir şok olarak görmek, büyük bir yanılgı olacaktır.
Değişen Küresel Dengeler ve Ekonomik Etkiler
2008 küresel finans krizinden bu yana yaşanan siyasi ve jeopolitik gelişmeler, şokların giderek sıklaştığını gösteriyor. Koronavirüs salgını da bu tabloya eklenince, dünyanın alışkın olduğu eski düzenin çözüldüğü görülüyor. ABD ile Çin arasındaki hegemonya mücadelesi, Avrupa'nın gerileyişi ve Türkiye, Brezilya, Hindistan gibi yükselen güçlerin etki alanlarını genişletme çabaları, küresel sistemin nasıl bir dengeye kavuşacağını belirsiz kılıyor.
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle bazı çevrelerin liberal demokrasinin yayılacağına dair iddiaları, neoliberal politikaların herkesi refaha kavuşturacağı vaatleri gerçekleşmedi. Aksine, dünya genelinde gelir ve servet eşitsizliği arttı. Bu belirsizlik ve eşitsizlik ortamında, çatışma ve savaşların artması şaşırtıcı değil.
Uzun Vadeli Stratejilerin Önemi
Jeopolitik tehditlerin Çin-Tayvan meselesi veya Hindistan-Pakistan gerilimi gibi farklı kaynaklardan gelebileceği düşünüldüğünde, hesaplarımızı uzun vadeli yapmak zorunluluk haline geliyor. Ekonomi medyasında savaşın kısa vadeli etkileri tartışılırken, asıl odaklanmamız gereken uzun dönemli stratejilerdir. Savaşın Türkiye'de enflasyon kanalı üzerinden daha belirgin hissedileceği öngörülüyor. 2026 ve 2027 için belirlenen enflasyon hedeflerinin tutması neredeyse imkânsız görünse de, bu mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmiyor.
Ancak, enflasyonla mücadelenin yalnızca para politikasıyla sürdürülemeyeceğini kabul etmeliyiz. Enflasyonla mücadele ederken ekonominin üretim tarafını asla göz ardı etmemeliyiz. Savunma teknolojilerinden sağlık ekipmanlarına, gıdadan batarya üretimine kadar uzanan stratejik ürünlerin yurt içinde katma değerli biçimde üretilmesi, yalnızca ekonomik göstergeler için değil, huzur, güvenlik ve barışın korunması açısından da hayati önem taşıyor.
Enflasyonla Mücadele Yasası ve Politika Önerileri
Düşük enflasyon ve üretken ekonomi hedefleri için çok boyutlu ve eş güdümlü bir politika setine ihtiyacımız var. Bunu bir tür 'Enflasyonla Mücadele Yasası' olarak kurgulayabiliriz. Bu yasayı para politikasına alternatif değil, tamamlayıcı olarak görmeliyiz. İşte böyle bir politika paketinde yer alabilecek öneriler:
- Yenilenebilir enerji kaynaklarının haneler ve şirketler düzeyinde daha fazla kullanılması için teşvikleri cazip hale getirmeli, nükleer enerji yatırımlarını artırmalıyız.
- Türkiye'nin toplam ihracat ve milli gelir açısından belli eşikleri aşması nedeniyle, ölçek ekonomilerinden daha fazla yararlanmalıyız. Rekabetçi üretim yapamayan sektörlerde şirket birleşmelerini ve ortaklıklarını teşvik ederek, vergi ve finansman destek programları geliştirebiliriz.
- Sanayi üretiminde Marmara'nın ağırlığı yüksek olsa da, bölge rekabetçiliğini kaybediyor. Anadolu'da yeni sanayi merkezleri kurarken, önceki teşviklerle yaşanan zorlukları analiz ederek fiziki, kurumsal ve sosyal altyapıyı sağlam inşa etmeliyiz.
- Tarım ve hayvancılıkta verimi artırmak için doğru planlama ve teknoloji kullanımını desteklemeli, sektördeki yaş ortalamasını düşürmek için kırsal hayatın cazibesini artıracak ekonomik ve sosyal iyileştirmeler yapmalıyız.
- Kişi başına düşen gıda israfında dünya ortalamasının üzerinde olduğumuz için, kapsamlı bir sosyal proje geliştirerek gıda israfını azaltmaya yönelik düzenlemeler hayata geçirmeliyiz.
- Kritik emtiaların yurtdışından uygun maliyetle temini için ticaret ve yatırım diplomasisini devreye sokmalı, toplu alımlar için kamu-reel sektör ortaklığı mekanizmaları düşünmeliyiz.
Yapısal Politikaların Rolü
Para politikasının kısa yoldan makroekonomik sorunları çözeceğini varsaymak, gelir dağılımındaki bozulmayı, üretimdeki verimlilik kaybını ve reel sektörün döviz cinsinden borçlanma eğilimindeki artışı göz ardı etmek anlamına gelir. Bu üç alana yapısal politikalarla odaklanmadığımız sürece, enflasyon ve cari açık gibi kronik sorunları kalıcı olarak çözemeyiz. Ekonomik gelişme için olduğu kadar, jeopolitik şoklara karşı dayanıklılık ve esneklik kazanmak için bu yaklaşım şarttır.



