Dr. Yunus Emre Aydınbaş/ Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Türkiye ekonomisi kritik bir kavşakta, önemli kararların arifesinde. Dar boğazdan çıkmak için özel kesim banka kredi genişlemesini mi yoksa kamu yatırımlarını artırmayı mı tercih edecek? Hakikat, neoliberal ezberin tam tersi olabilir mi? Ya bankalar kamu kaynaklarını devletten daha verimsiz kullanıyorsa ve kredi genişlemesi kamu harcamalarındaki artıştan daha adaletsiz bir sonuç ortaya çıkarıyorsa? Ekonomi politikasında rasyonelleşmenin ilk adımı dogmatik yaklaşımlardan uzaklaşmak olabilir mi?
Kredi Genişlemesi: Gayrimenkul Balonunun Anatomisi
Türkiye'de konut fiyatlarındaki patlama ve sonrasında reel konut fiyatlarında yaşanan düzeltmede krediyle tahrik edilen varlık balonlarının tipik seyrini gördük. Mekanizma şöyle işliyor: bankalar düşük faizle kredi verir, artan kredi arzı gayrimenkul talebini şişirir. Yatırımcılar kira geliriyle değil, gelecekteki fiyat artışına güvenerek borçlanır. Bu durum sürdürülebilir olmadığı için literatürde Ponzi finansmanı olarak isimlendirilir. Bankalar da bu kumarın müşevviğidir, borçlunun gerçek gelir kapasitesi yerine varlığın yükseleceği varsayımına dayalı kredi verir ancak kredi büyümesi yavaşladığında varlık fiyatları reel olarak düşmeye başlar. Varlık fiyatları düşerken borç yükleri sabit kalır, ekonomi deflasyonist sarmala girer, insanlar kredilerini ödeyemez ve temerrüde düşerler, kesilen nakit akışı ve batan şirketler, artan işsizlik ve nihayeti ekonomik çöküş.
Böylesi bir tablodan kurtulmanın bir tek yolu vardır o da ekonomide enflasyon yaratmaktır, böylece borç yükleri reel olarak erir ve varlık fiyatları reel olarak düşmesine rağmen borçlular temerrüde düşmeden artan nominal gelirleriyle borçlarını ödemeye devam ederler. Böylesi bir durumun maliyeti ekonomik krizden daha yüksek olabilir, krediyle varlık sahibi olanlara yapılan servet aktarımı gelir ve servet dağılımında adaletsizliğe, bozulan fiyatlama davranışı ve fiyat algısı tercihlerin rasyonel verilmemesine yani kaynakların verimsiz kullanılmasına, iktisadi davranışlardaki ahlaki bozulma ise sosyal çözülmeye neden olur.
Enflasyon yaratılmaması durumunda ise konut kredisi genişlemesiyle yaşanan patlama, ardından kredi darboğazı ve kur şokuyla gelen düzeltme, sürdürülebilir olmayan borç birikiminin acı sonuçlarıdır. Bugün konut fiyatları enflasyonun üzerinde yükselemiyor yani reel anlamda değer kaybediyorsa, benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Ancak Türkiye'de verilen düşük faizli kredilerin taksitleri yüksek enflasyon karşısında öyle ufaldı ki faizler yükselmeden önce alınan krediler için borç krizi yaşanma ihtimali kalmadı. Ancak unutulmamalıdır ki ekonomi tahterevalli gibidir, bir taraf yükseliyorsa diğer taraf mutlak suretle alçalıyordur. Yani ekonomide ucuz ya da bedava bir şey yoktur. Bir şey ucuz ya da bedavaysa bunun bedelini mutlaka bir başkası ödüyordur.
Bütçe Açığı Yanılgısı
Ana akım ekonomi yıllardır bütçe açıklarının ekonomiye zarar verdiğini savunur. Oysa bu görüş, paranın nasıl yaratıldığını görmezden gelir. Devlet bütçe açığı verdiğinde, hükümetler harcama yaptığında bu para özel sektörün ve yurttaşların hesaplarına varlık olarak eklenir. Sektörel denge denklemine göre devlet açığı, özel sektör fazlası demektir. Zira bütçe açığı demek devletin topladığı vergiden daha fazla harcama yaptığı anlamına gelir. Kredi genişlemesinin sonuçları ise çok farklıdır. Bankalar kredi verirken para yaratırken hem varlık hem yükümlülük doğurur. Banka alacaklı olarak varlık sahibi olurken, kredi alan gelecekte faiz ve anapara ödeme yükümlülüğü altına girer. Kamu harcamaları net varlık yaratırken, banka kredi genişlemesi sadece bilanço büyütür ve spekülasyonu körükler.
Politika yapıcılar, piyasa aktörleri ve seçmenler bütçe açığına odaklanmak yerine kredi büyüme hızını yakından izlemeli. Bütçe açığı fobisi artık geride kalmalı ve asıl tehlikenin kredi genişlemesinde olduğu görülmelidir. Bütçe açıkları nedeniyle hiçbir zaman yıkıcı bir ekonomik kriz olmadı ama tüm krizlerin ardında bankalar tarafından kredi genişlemesi yoluyla piyasaya enjekte edilen paranın ayak sesleri duyuldu.
Türkiye İçin Stratejik Tercih
Türkiye gibi dış ticaret açığı olan ülkelerde kamu, özel ve dış ticaret dengesinin toplamı her zaman sıfırdır. Dış ticaret açığı varsa kamu ve özel sektörden birinin açık vermesi kaçınılmaz. Hangi sektörün borçlanması daha sürdürülebilir? Özel sektör borçlanması, özellikle spekülatif alanlara yönelikse kırılganlık yaratır. Kamu borçlanması stratejik alanlara yönlendirildiğinde ekonominin uzun vadeli gücünü artırır. Kamu ve özel sektörden hangisi daha stratejik ya da hangisi daha spekülatiftir? Not düşmekte yarar var, spekülasyon; gelecekteki fiyat değişikliklerinden veya piyasadaki hareketlilikten kâr sağlama amacıyla yüksek risk üstlenerek yapılan alım-satım işlemidir. Özel kesim stratejik alan değil düşük risk ve yüksek kâr arayışındadır.
Stratejik sektörlere, altyapıya, teknolojiye, eğitime yapılan yatırımlar ülkenin dışa bağımlılığını azaltır, ekonomik egemenliğini güçlendirir. Türkiye'nin enerji altyapısına, yerli teknoloji geliştirmeye, savunma sanayiine yaptığı yatırımlar büyük stratejik değer taşıyor. Bu yatırımlar kısa vadede bütçe baskısı yaratsa da uzun vadede dışa bağımlılığı azaltarak ekonomik özerkliği artırıyor. Türkiye'nin kamu yatırımlarını ve harcamalarını artırması, gerekirse bütçe açığı vererek, halkın kalıcı refahı için faydalıdır.
Yatırım Harcamaları Artırılarak Parasal Genişlemeye Gidilmeli
Bütçe açığına karşı aşırı ve suni endişe politika yapıcıların elini bağlarken, Türkiye'nin yaşadığı enflasyonun temel sebebinin kredi genişlemesi olduğu ise dikkatlerden kaçırılıyor. Piyasa aktörleri bir sonraki spekülasyon fırsatını kaçırmamak için büyük bir dikkatle para politikasının gevşeyeceği zamanı bekliyor. Eğer parasal genişleme kamu yatırımları yoluyla değil de kredi genişlemesiyle yapılırsa daha büyük bir spekülatif balon ortaya çıkabilir. Gayrimenkul ve tüketim kredilerinin gevşetilmemesi, bunun yerine yatırım harcamaları artırılarak parasal genişlemeye gidilmesi tercih edilmelidir. Kamu yatırımlarının stratejik artırılması bütçe açığı endişesiyle engellenmemelidir. Türkiye'nin altyapı, eğitim, sağlık, teknoloji ve stratejik sanayi alanlarında kamu yatırımlarını artırması hayati öneme sahip. Bu yatırımlar için bütçe açığı verilmesi, kredi balonlarıyla yaratılan yoksullaştırıcı yalancı refahtan çok daha adil ve yönetilebilir olacaktır.



