Dr. Deniz İstikbal - İstanbul Medipol Üniversitesi tarafından kaleme alınan analizde, 2020-2025 dönemi siyasi, askeri ve ekonomik krizlerin yoğun olarak yaşandığı bir süreç olarak değerlendiriliyor. Salgınla başlayan iktidar değişimleri iktisadi karmaşaları sonlandıramazken, küresel borçluluk düzeyi ve faiz ödemeleri tarihteki en yüksek seviyelere ulaştı. Uluslararası finansal yapı krizlerle mücadelede yetersiz kalırken, bölgesel çatışmalar da sürece dahil oldu. Enerji ve gıda fiyatlarındaki artışlar parasal genişlemeyle birleşerek enflasyonu son yarım yüzyılın en yüksek seviyelerine taşıdı.
Bu süreçte yabancı yatırımcı olarak tanımlanan gruplar, yatırımlarını daha istikrarlı alanlara kaydırdı. 2019'da 2 trilyon dolar olan küresel yıllık doğrudan yabancı yatırım (DYY) miktarı, 2020'de 1,19 trilyon dolara geriledi ve günümüze kadar 2020 öncesi rakamlara ulaşılamadı. Türkiye'ye gelen yabancı yatırımcılar da benzer bir eğilim izliyor. 2020-2025 döneminde ülkeye çekilen DYY miktarı 70 milyar dolar olurken, geçmiş yıllara göre azalış gözleniyor. Bu azalma küresel koşulların etkisiyle oluşurken, fiyat istikrarının sağlanamaması da süreci olumsuz etkiliyor.
Faiz Oranları ve Güvenlik Arayışı
Yabancı yatırımcıların yatırım yapma isteğini belirleyen temel etmenlerden biri faiz oranları. Küresel düzeyde yüksek seyreden faizler, yabancı yatırımcıları yatırım yapmaktan ziyade faiz gelirlerine yönlendiriyor. Ayrıca enflasyonun artış eğilimi, yatırımcı kararlarını olumsuz etkiliyor. Bölgesel çatışmaların yaygınlaştığı 2022'den bu yana yatırımcılar yatırım yapmaktan geri duruyor ve yüksek faize yönelebiliyor ya da daha güvenli gördükleri ülke ve coğrafyaları tercih ediyor. Tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye'nin istikrarlı bir güven adası olarak yatırımcıları çektiği ve daha fazla potansiyel taşıdığı söylenebilir. Çevre ülkelerine gelen yabancı yatırımcılar enerji sektörü ağırlıklı yatırım yaparken, Türkiye imalat sanayi ve teknolojide öne çıkıyor. Yabancı yatırımcının Anadolu topraklarına ilgisinin arkasında sadece güçlü imalat sanayi değil, aynı zamanda genç insan kaynağı ve üretim gücü gibi etmenler bulunuyor. Bu nedenle 2026-2028 dönemi, yabancı yatırımcılar açısından geçmiş 6 yıla kıyasla daha olumlu bir eğilim gösterebilir.
Körfez ve Batı Asyalı Yatırımcı Güvenli Liman Arayışında
2003-2025 aralığında Türkiye, 300 milyar dolara yakın doğrudan yabancı yatırım çekti. Ülkeye gelen yabancı yatırımcılar arasında Almanya, Hollanda, Belçika, İngiltere ve ABD gibi aktörler üst sıralarda yer aldı. Son dönemde de benzer bir trend görülüyor ve Batılı ülkelerden Türkiye'ye yabancı yatırımcılar geliyor. Ancak Körfez'de başlayan ve küresel ölçekli bir krize dönüşen çatışma, Batılı ülkelerden ziyade Batı Asyalı yatırımcıları farklı bölgelerde yatırım yapmaya itiyor. İran-ABD-İsrail arasındaki çatışmanın boyutları göz önüne alındığında, jeopolitik bir kırılmanın yaşandığı ve sermayenin güvenli liman aradığı görülüyor. Avrupa'dan Asya sınırlarına kadar dünyanın en büyük ordu ve savunma sanayine sahip aktörü olarak Türkiye öne çıkıyor ve ilgi görüyor. Bu ilgi, güvenli bir liman niteliğindeki ülkenin coğrafi konumu ve kendi kendine yeterli askeri kapasitesiyle Batı Asyalı yatırımcıları çekebilir. Türkiye'deki yatırım stokuna ülkelere göre bakıldığında Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Umman ve Katar gibi aktörler alt sıralarda yer alıyor. Bu ülkelerin Türkiye'deki toplam yatırımları 20 milyar doların altında bulunuyor.
Türkiye'den Yabancı Yatırımcılar İçin Yeni Hamleler
Körfez sermayesinin güvenlik arayışı içinde olması ve istikrarlı bir yatırım coğrafyasına ihtiyaç duyması, Türkiye alternatifini güçlendiriyor. Böylesi bir dönemde Türk karar alıcılar, yatırımcılar için vergileri yüzde 25'ten yüzde 9'a çekiyor ve 20 yıllık bir af getiriyor. Ayrıca gümrük vergilerini yatırımcı lehine düzenliyor ve yenilenebilir enerji sektörüne yönlendirme yapıyor. Körfez sermayesinin güvenli liman arayışına paralel olarak Batılı aktörlere olan güvenin zayıflaması, Türk savunma sanayisinin küresel ün kazandığı bir döneme denk geliyor. Benzer şekilde Suudi Arabistan-Türkiye arasında vizeler kaldırılıyor ve Suudi yatırımcılar ülkedeki enerji yatırımlarına odaklanıyor. Kuveyt, BAE ve Katar gibi ülkelerden Türkiye'ye yapılan diplomatik ziyaretler sıklaşıyor ve küresel ölçekte etki uyandırıyor. Ocak 2026'da Türkiye'ye doğrudan yatırım yapmış üçüncü büyük aktör olarak BAE göze çarpıyor. Dubai ve Riyad gibi merkezlerden çatışma nedeniyle uzaklaşan yatırımcılar, güvenlik arayışı ve istikrar nedeniyle yatırımlarını farklı bölgelere kaydırıyor. Böylesi bir dönemde Türkiye, yabancı yatırımcılara istisna, vergi indirimi ve fırsatlar sunarak yabancı yatırım ortamında iyileştirmeye gidiyor. Küresel koşullar ve fırsatlar açısından yaklaşıldığında, Türk imalat sanayisinin gösterdiği üretim ve ihracat potansiyeli sürece ciddi katkı sunuyor. Son yıllarda mal ve hizmet ihracatının 400 milyar doları aşarak zirve yapması, bu katkının bir sonucu olarak değerlendirilebilir.
Jeopolitik kırılmanın yaşandığı bir dönemde yabancı yatırımcılar için daha iyi bir yatırım ortamı yaratmayı hedefleyen Türkiye'nin adımları, 2026-2028 döneminde 60 milyar doları aşan bir miktarı ülkeye çekebilir. Enerji, turizm, sanayi ve tarım gibi alanlarda ortaya konan yeni sanayileşme planları da bölgesel kalkınmanın yabancı yatırımcılarla birlikte yürütülmesine imkân sağlayabilir. Böylesi bir adım, istikrar arayışındaki Körfez yatırımcısını Türkiye'ye çekme potansiyeli taşıyan önemli fırsatlardan biridir. Sonuç olarak, küresel çatışmanın yaygınlaştığı ve küresel düzenin değişim gösterdiği bir süreçte Türkiye, yaşanan krizleri fırsata çevirme potansiyeline sahiptir. Mevcut kaotik süreçte İstanbul Finans Merkezi'nin Dubai ile karşılaştırması da bu nedenle önem taşımaktadır. Ancak fırsatın yakalanması için yabancı yatırımcılara sunulan ek teşviklerin yerinde olduğu ve yeni destek paketlerine ihtiyaç olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.



