Yeni Kolonyalizm Dönemi ve Türkiye'nin Ekonomik Başarısı
ABD Başkanı Trump'ın 2026'nın ilk günlerinde Venezuela Devlet Başkanı'na yönelik özel operasyonu ve Grönland'a yönelik tehditleri, yasal, ekonomik ve idari yönetim araçlarıyla perçinlenen yeni bir kolonyalizm döneminin habercisi olarak değerlendiriliyor. Küresel enerji ve teknoloji dönüşümünün hızlandığı bu kritik evrede, Washington'ın Karakas ve Grönland üzerindeki baskısı artık sadece siyasi boyutlarla sınırlı kalmıyor.
Ekonomik Çıkarların Derinleşen Kökleri
Bu hamleler, petrol arz güvenliğinden petro-dolar sisteminin korunmasına, elektrikli araçlar ve savunma sanayii için hayati önem taşıyan nadir element tedarik zincirlerine kadar uzanan geniş bir ekonomik çıkar yelpazesine dayanıyor. Z Raporu şubat sayısında 'Yeni Küresel Düzen: Sömürgecilik' başlıklı kapak dosyasıyla bu tartışmayı sayfalarına taşıyarak, kolonyalizmin geri dönüşünü detaylı bir şekilde inceliyor.
2026: Türkiye'nin Stratejik Atılım Yılı Olacak
Küresel belirsizliklerin damga vurduğu 2025 yılında Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en yüksek ihracat seviyesine ulaşarak önemli bir başarıya imza attı. Yıl sonunda mal ve hizmet ihracatı 396,5 milyar dolarla resmi hedefin üzerine çıkarak rekor kırarken, ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 74,8 seviyesine yükseldi.
Bakan Bolat'tan Tarihi Başarı Açıklaması
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bu tarihi rekorun gerçek mimarlarının ihracatçılar olduğunu vurguladı. Bakan Bolat, ihracatta öncelikli hedefin yalnızca hacim artışı olmadığının altını çizerek, katma değer, tasarım ve marka odaklı, teknoloji yoğun ürünlerin ihracattaki payını artırarak Türkiye'nin dünya ticaretinden aldığı payı yükseltmeyi amaçladıklarını ifade etti. Bu doğrultuda 2026 yılının, Türkiye'nin küresel ticarette rekabet gücünü artırmaya yönelik stratejik adımların öne çıkacağı bir dönem olacağını kaydetti.
Yüksek Faiz: Çözüm mü Sorunun Kendisi mi?
Yüksek faiz politikaları, yalnızca talebi baskılayan bir araç olmanın ötesine geçerek, krediye dayalı ekonomik yapılarda üretim maliyetlerini artıran ve enflasyonu doğrudan yukarı iten bir mekanizma haline geliyor. Reel faizin yükselmesiyle birlikte işletme sermayesi, stok finansmanı ve yatırım maliyetleri pahalılaşıyor; firmalar artan finansman yükünü fiyatlara yansıtmak zorunda kalıyor.
Böylece faiz, enflasyonu düşürmesi beklenen bir politika aracıyken, maliyet kanalı üzerinden bizzat enflasyonu üreten bir unsura dönüşüyor. Bu paradoksal durum, ekonomik politika yapıcılar için ciddi bir ikilem oluşturuyor.
Emek Yoğun Sektörlerde Dönüşüm Zorunluluğu
Üretim maliyetlerindeki artış ve küresel ticarette yaşanan rekabet gücündeki erime, Türkiye'de emek yoğun sektörlerden çıkış tartışmalarını bir kez daha alevlendirdi. Uzmanlara göre çözüm, emeği tasfiye eden ani çıkışlar değil; teknoloji, tasarım, dijitalleşme ve markalaşma yatırımlarıyla emeği katma değerle güçlendiren kademeli bir dönüşüm.
Bu dönüşüm sürecinin başarılı olabilmesi için şu adımların atılması gerekiyor:
- Teknoloji entegrasyonu ve dijital dönüşüm yatırımlarının hızlandırılması
- Tasarım ve inovasyon odaklı üretim modellerine geçiş
- Markalaşma stratejilerinin güçlendirilmesi
- İşgücünün yeni becerilerle donatılmasına yönelik eğitim programları
Z Raporu Yazarlarından Güncel Değerlendirmeler
Z Raporu'nun deneyimli yazar kadrosu, ekonomi gündemine dair görüşlerini okuyucuları için kaleme almayı sürdürüyor. Semra Karabaş, Ali Saydam, İbrahim Acar, Prof. Dr. Kadir Tuna, Dr. Mehmet Akif Soysal ve Prof. Dr. Metin Toprak gündemdeki son gelişmeleri kapsamlı bir şekilde değerlendirirken; Mustafa Özel, İz Bırakanlar köşesinde 'Tasarım, sanat ve kanaat' konusunu derinlemesine ele aldı.
Analist Cüneyt Paksoy da piyasadaki son gelişmeleri yorumlayarak, ekonomik trendler ve yatırım fırsatları hakkında önemli analizler sundu. Bu değerlendirmeler, okuyuculara güncel ekonomik ve siyasi gelişmeleri anlamaları için kapsamlı bir perspektif sağlıyor.