Türkiye'nin Savunma Stratejisi: Caydırıcılık ve Hazırlık
Türkiye'nin Savunma Stratejisi: Caydırıcılık ve Hazırlık

Mahmut Çelik / Yazar

Bizde "Savunma Bakanlığı", onlarda "Savaş Bakanlığı"... Bakanlığın ismine bakarak "Akıllı olun!" demek mi lazım, yoksa bakanlığın ismini yahut stratejisini değiştirmek mi lazım? "Hazır ol cenge ister isen sulh u salah" demiş atalar. Tarihin değişiminde pek çok kez bu söze atıflar var. Bu anlamda caydırıcı ve hazırlıklı olmak, daima zinde tutar. Zira bilgi güçtür. Çatışmayı önlemek için evvela çatışma bilgisine sahip olmak gerekir.

Üçüncü Dünya Savaşı ve Türkiye

Üçüncü dünya savaşından bahsediliyor uzun yıllardır. Etrafımız tam da ateş çemberiyken, İsrailli siyasetçiler İran'dan sonra sıranın Türkiye'de olduğunu beyan ettikleri böyle bir dönemde, Türkiye'nin en savaşçı, en milli ve İsrail gibi kuduz seviyede düşmanlığını ayan eden mevziler hakkında plan ve strateji kuran askerlere olan ihtiyacı her geçen gün artıyor.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Yerli ve Milli Savunma Teknolojisi

Türkiye'nin savunma stratejisi yerli ve milli teknolojiye dayalı. Bu stratejinin Çelik Kubbe gibi entegre hava savunma sistemleri ile katmanlı koruma sağlayan, İHA/SİHA (Bayraktar TB2, Anka, Akıncı) ve yerli hava/deniz platformları (KAAN, TF-2000) ile dışa bağımlılığı azaltan, proaktif ve caydırıcı bir yapı üzerine kurulu olduğunu yapılan açıklamalardan anlıyoruz. Bu stratejinin, yerli üretimle savunma sanayi kapasitesini artırmayı ve bölgesel/küresel güç unsuru olmayı hedeflediğini tahmin ediyoruz.

Savunma sanayimiz, geçmiş bilgi ve tecrübeyi cesur adımlarla birleştirerek Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarını yerli üretimle karşılamayı ve dost ülkelerin savunma ihtiyaçlarına cevap vermeyi sürdürüyor. Yerli teknolojiyle geliştirilen sistemlerin (HİSAR-A+, HİSAR-O+) etkin kullanımı ve lazer güdümlü kitler ya da süpersonik füzeler ve akıllı dolanan mühimmatların geliştirilmesi kısa vadeli hedeflerimiz.

Türkiye'nin Düşmanları Kimler?

Birincil planda, Türkiye Cumhuriyeti'nin Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve diğer resmi açıklamalarında yer alan verilere göre en büyük tehditler, terör örgütleridir. Bunları öncelikle PKK/KCK ve Suriye uzantısı PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ olarak isimlendirebiliriz. Ancak milletimiz; Türkiye'nin düşman olarak sınıflandırdığı terör örgütlerine verdikleri destek (silah, siyasi koruma) dolayısıyla İsrail (yüzde 83-88), ABD (yüzde 74-78), Yunanistan (yüzde 55-65), İran (yüzde 50-58) ve Fransa (yüzde 50-55) gibi devletlerin tutumunu da "düşmanca" şeklinde tarif ediyor.

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve Stratejiler

Türkiye'nin düşmanları ve Türkiye'ye karşı tehditler hakkında Devletimizin kapsamlı bir savunma stratejisi var elbette. Bu strateji, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi yani "Kırmızı Kitap" ile resmi olarak tanımlanır ve düzenli olarak güncellenir. En son 22 Ocak 2025 tarihli Milli Güvenlik Kurulu'nda yenilenerek MGSB-2025 yürürlüğe girdi. Peki, bu veriler ışığında düşmanlarımıza yönelik saldırı stratejilerimiz hangi ölçüde belirlenmiş durumdadır? Senaryolara özel simülasyonlar yapılmakta mıdır? Bu simülasyonlardan rahatsız olanlar var mıdır? Ya da "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır" prensibine dayalı olarak, güvenlik tehditleri sadece sınır hattında değil, tüm vatan sathında ve etki alanında karşılanmalıdır da, bu düşünceyle PKK/YPG gibi terör unsurlarına karşı sınır ötesinde (Zeytindalı, Barış Pınarı, Pençe Harekatları) "tehdidi kaynağında yok etmek" anlayışıyla hareket edilmesinden rahatsız olanlar var mıdır?

Saldırgan Değil Caydırıcı Strateji

İHA/İHA ve akıllı mühimmat gibi yerli üretim askeri teknolojiler, asimetrik tehditlere karşı caydırıcılığı artırmak ve bağımlılığı azaltmak için kullanılmakta olsa da Silahlı Kuvvetlerdeki modernize faaliyetlerine harekat ihtiyaçları çerçevesinde yön verilmesinden sonra bunların hücum gücü olarak da kullanılması stratejisine uygun planlara dahil edilmesinden rahatsız olan savunma sanayi şirketleri ve onlarla ilişkide olan makam sahipleri var mıdır?

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Türkiye'nin resmi askeri doktrini savunma temellidir. Ancak "ileri savunma ve proaktif/önleyici savunma" yaklaşımıyla ülkemize yönelik tehditleri kendi toprakları dışında ve kaynaklandığı yerde etkisiz hale getirmeyi de öngörür. Bu, klasik bir saldırı savaşı doktrini değil, meşru müdafaa ve terörle mücadele çerçevesindedir. Bu strateji saldırgan değil, caydırıcı ve önleyicidir. "Türkiye'ye saldırmayı akıl dışı ve çok maliyetli hale getirmek" hedeflenir.

Bu stratejiler uluslararası hukuka (BM Madde 51, Meşru Müdafaa) dayandırılır. Genel bir "düşmana saldırma planı" yoktur. Her eylem tehdit bazlı ve orantılıdır. Klasik anlamda "saldırı stratejisi" olmasa da proaktif ileri savunma ve önleyici müdahale kapasitesi vardır. Peki, bu dönemde bu strateji yeterli midir? Havadan İhbar ve Kontrol Uçağı (HİK) ile bölgemizde göremeyeceğimiz saha var mıdır? Düşmanlarımız bize ait uçağın seviyesindeki bir başka uçağa sahip olabilecekler midir? Elektronik harp faaliyetlerimizin seviyesi düşmanlarımızın ne kadar önündedir?

Oyunun Kuralları Değişiyor

Yurt dışında bazı düşünce kuruluşları ve medya (özellikle İsrail yanlısı veya muhafazakar kaynaklar) şu senaryoları tartışıyorlar: Birincisi, "Katar'daki HAMAS hedeflerine saldırı sonrası Sırada Türkiye olabilir" iddiaları... Yahut Suriye'de Türk üslerine veya güçlerine sınırlı önleyici vuruş… Ya da HAMAS liderlerine Türkiye'de suikast veya sabotaj… Ancak uzmanların çoğunluğu doğrudan konvansiyonel saldırının çok düşük ihtimal olduğunu söylüyorlar. İsrail teknolojik anlamda üstün (F-35, istihbarat). Türkiye ise sayı ve bölgesel derinlik üstünlüğüne sahip. Her iki taraf da caydırıcılık üzerine oynuyor şeklinde değerlendirmeler yapılıyor. İsrail'in Türkiye'ye topyekün saldırı düşüncesinin gerçekçi olmadığı düşünülse de gerilim Suriye ve Gazze üzerinden devam ediyor. Her iki ülke de doğrudan savaştan kaçınıyor olsa da Suriye'de beklenmedik bir çatışma durumunda buna yapılacak müdahalenin hazırlığı ne durumdadır?

Oyunun kuralları değişiyor. Bir gecede İran'ın komuta kademesini yok eden bir düşmanımız var. İçeride ise henüz duygu birliğini sağlayamadık. Hala devşirilmiş hainler cirit atıyor. Vatana ihanetin adını demokrasi ve çok seslilik olarak anlamamızı isteyen karaktersizlerimiz var.

Toplum vatana sahip çıkmak isteyenlere karşı yapılan operasyonlarda kimin yanında duracağını iyi bilir ve değerlerine sahip çıkar. Devletimizin başında, tam da bu minvalde milletiyle duygu birliğini yakalamış Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan var. Hem ona sadık, hem de her türden düşmana karşı arkasında duracak komutanlarımız… Tarihten gelen değerlerine sahip çıkacak Müslüman milletimizin her satıhta ortak paydası; ay yıldızlı bayrağın inmemesi ve bu toprakların ilelebet bizim toprağımız olmasıdır. Bunun karşısında duranlar zaman zaman kazanabileceklerini düşünseler de sonları her daim 15 Temmuz'daki gibi olacaktır.