Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde (MGSB), klasik askeri tehditlerin yanı sıra devlet otoritesini, toplumsal bütünlüğü ve psikososyal yapıyı hedef alan yeni nesil risk alanlarının kapsamı genişletildi. Habertürk'ten Bülent Aydemir'in haberine göre, güvenlik bürokrasisinin üzerinde çalıştığı güncel tehdit değerlendirmelerinde, yalnızca silahlı tehditler değil, devlet-toplum ilişkisini zedeleyebilecek psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve dijital müdahale biçimleri de milli güvenlik perspektifiyle ele alınıyor.
Devlet otoritesi ve güven sarsma faaliyetleri
Belgede, "siyasi güce etki edebilecek hususlar" başlığı altında yer alan "Devlet Otoritesi" bölümünde; "devletin itibarını sarsma" ve "devlete olan güveni zayıflatma" faaliyetleri dikkat çeken başlıklar arasında bulunuyor. Güvenlik kaynakları, bu çerçevenin yalnızca doğrudan fiziki tehditleri değil; dezenformasyon kampanyaları, organize manipülasyon faaliyetleri, dijital propaganda ağları ve toplumsal psikolojiyi hedef alan operasyonları da kapsadığını belirtiyor.
İç ve dış kaynaklı tehditler ayrı ayrı değerlendiriliyor
Belgede söz konusu faaliyetlerin "iç kaynaklı" ve "dış kaynaklı" boyutları ayrı ayrı değerlendiriliyor. Özellikle yabancı istihbarat servisleri, uluslararası etki ağları, dijital medya operasyonları ve Türkiye'nin uluslararası pozisyonunu hedef alan organize kampanyalar; "dış kaynaklı etki faaliyetleri" kapsamında ele alınırken, içeride toplumsal kırılganlıkları derinleştirmeye dönük girişimler de güvenlik başlıkları arasında sayılıyor.
Güvenlik bürokrasisine göre yeni dönemde "hibrit tehdit" kavramı öne çıkıyor. Bu modelde askeri yöntemlerden çok; ekonomi, medya, sosyal medya, hukuk, sivil toplum, sokak hareketleri ve bilgi manipülasyonu üzerinden sonuç üretme yöntemleri kullanılıyor.
Hukuki boşlukların istismarı
Belgede dikkat çeken bir başka başlık ise "hukuki boşlukların istismar edilmesi" oldu. Bu çerçevede hem uluslararası hukuk hem de iç hukuk mekanizmalarının kötüye kullanılmasına ilişkin risk alanları tanımlanıyor. Özellikle devlet kurumlarını işlevsiz göstermeye dönük girişimler, yargısal süreçlerin manipülasyon amacıyla kullanılması, uluslararası platformlarda Türkiye aleyhine sistematik kampanyalar yürütülmesi ve hukuki alanların siyasi baskı aracına dönüştürülmesi; güvenlik perspektifi içinde değerlendiriliyor.
Kaynaklar, bu yaklaşımın "hukukun askıya alınması" değil; hukuk sisteminin organize biçimde istismar edilmesine karşı devlet refleksinin güçlendirilmesi amacı taşıdığını ifade ediyor.
Kamu hizmetini hedef alan girişimler
Belgede "Temel Kamu Hizmetleri" başlığı altında da kritik değerlendirmeler yer alıyor. Enerji, ulaşım, sağlık, haberleşme, belediye hizmetleri, lojistik ağlar ve kamu altyapılarını hedef alan engelleme girişimleri ile bu alanların organize biçimde istismar edilmesi; milli güvenliği etkileyebilecek riskler arasında sayılıyor. Özellikle dijitalleşmenin artmasıyla birlikte siber saldırılar, veri manipülasyonu, kritik altyapılara yönelik sabotaj girişimleri ve kamu hizmetlerini aksatmaya dönük organize eylemler; güvenlik birimlerinin yakın takibinde bulunuyor.
Milli çalışmaları kötüleme
Belgede yer alan bir diğer dikkat çekici unsur ise "milli çalışma ve gayretleri kötüleme" ifadesi oldu. Savunma sanayii, enerji bağımsızlığı, teknoloji yatırımları, yerli üretim kapasitesi ve stratejik devlet projelerine yönelik sistematik itibarsızlaştırma faaliyetlerinin; yalnızca siyasi tartışma kapsamında değil, aynı zamanda stratejik etki operasyonu boyutuyla değerlendirildiği ifade ediliyor. Kaynaklar, burada eleştirinin değil; organize biçimde "milli kapasiteyi çökertme" amacı taşıyan koordineli kampanyaların hedef alındığını vurguluyor.
Toplumsal kutuplaşma ve sokak hareketleri
Belgede iç tehdit başlıkları arasında; "toplumsal kutuplaşma oluşturma", "toplumsal huzursuzluk çıkarma", "çatışma ortamı oluşturma", "sivil itaatsizlik hareketleri" ve "sokak olaylarını tetikleme" unsurları da yer alıyor. Güvenlik kaynakları, özellikle sosyal medya üzerinden yayılan provokatif içeriklerin, kimlik temelli ayrışmaların ve kitle psikolojisini yönlendirmeye dönük organize kampanyaların yeni dönemin temel risk alanlarından biri olarak değerlendirildiğini ifade ediyor. Bu kapsamda güvenlik bürokrasisi; toplumsal olayların spontane mi yoksa organize yönlendirmeler sonucu mu geliştiğine ilişkin çok boyutlu analizler yapıyor.
Algı mühendisliği ve psikolojik operasyonlar
Belgenin "psikososyal ve kültürel güce etki edebilecek hususlar" bölümünde ise "algı mühendisliği" ve "propaganda faaliyetleri" başlıkları öne çıkıyor. Özellikle dijital medya çağında bilgi manipülasyonu, deepfake içerikler, sosyal medya bot ağları, psikolojik yönlendirme kampanyaları ve kamuoyunu etkilemeye dönük organize dezenformasyon faaliyetleri; milli güvenlik konsepti içinde değerlendiriliyor. Güvenlik kaynaklarına göre devletin yeni güvenlik yaklaşımı artık yalnızca sınır güvenliğine değil; "zihin güvenliği", "toplumsal dayanıklılık" ve "kurumsal güven" alanlarına da odaklanıyor. Yeni güvenlik perspektifinde; dijital çağın hibrit tehditleri, klasik güvenlik anlayışının merkezine yerleşmek zorunda.



