1993 yılında Avrupa’daki polis teşkilatları sıra dışı bir detay fark etmeye başladı. Almanya, Avusturya ve Fransa’daki farklı suç mahallerinde aynı kadın DNA’sı ortaya çıkıyordu. Cinayetlerden hırsızlıklara kadar uzanan olaylar arasında görünürde hiçbir bağlantı yoktu. Ancak laboratuvar sonuçları hep aynı kişiyi işaret ediyordu.
Heilbronn Hayaleti: Görünmez Suçlu
Polis, kimliği bilinmeyen bu kadına "Heilbronn Hayaleti" adını verdi. Aynı DNA’nın, Almanya’nın Heilbronn kentindeki bir polis cinayetinde de ortaya çıkmasıyla olay büyük yankı uyandırdı. Soruşturma kısa sürede Avrupa’nın en büyük adli vakalarından birine dönüştü. Yıllar boyunca onlarca dedektif görevlendirildi, ülkeler arası ortak operasyonlar yürütüldü ve milyonlarca Euro harcandı. Ancak ortada büyük bir sorun vardı: Kimse bu kadını görmemişti.
DNA Dışında Kanıt Yoktu
Polisin elinde ne güvenlik kamerası görüntüsü vardı ne de güvenilir bir tanık ifadesi. Suç mahallerinde bulunan tek ortak şey DNA örnekleriydi. Üstelik aynı DNA; cinayet, araç hırsızlığı, soygun ve uyuşturucu vakaları gibi birbirinden tamamen farklı yaklaşık 40 olayda ortaya çıkıyordu. Vakalar yıllara yayılıyor, aynı kişi farklı ülkelerde yeniden karşılarına çıkıyordu. Bu durum soruşturmayı daha da gizemli hale getirdi. Yetkililer bir noktada Avrupa çapında dolaşan görünmez bir seri suçluyla karşı karşıya olduklarına inanmaya başladı.
DNA'nın Yanıltıcı Gücü
O dönemde DNA, adli tıbbın en güvenilir delillerinden biri olarak görülüyordu. Bu nedenle soruşturmayı yürüten ekipler uzun süre laboratuvar kaynaklı bir hata ihtimalini ciddi şekilde değerlendirmedi. Hatta bazı teorilerde şüphelinin Doğu Avrupa bağlantılı olabileceği bile öne sürüldü. Ancak bütün bu senaryolara rağmen polis hâlâ tek bir fotoğraf, net bir tanık ya da fiziksel iz bulamıyordu.
16 Yıl Sonra Gerçek Ortaya Çıktı
2009 yılında soruşturmanın yönü tamamen değişti. Araştırmacılar bu kez suç mahallerini değil, DNA örneklerinin toplandığı pamuklu çubukları incelemeye başladı. Yapılan kontroller sonunda şaşırtıcı gerçek ortaya çıktı: Sorun suçlu değil, kullanılan ekipmanlardı. DNA toplamak için kullanılan bazı pamuklu çubuklar üretim aşamasında kirlenmişti. Çubukların üzerinde, fabrikada çalışan bir kadına ait DNA bulunuyordu. Yani polis ekipleri farklı suç mahallerinden örnek toplarken aynı DNA’yı istemeden olay yerlerine taşıyordu.
Var Olmayan Bir Suçlunun Peşinde
Böylece yıllardır aranan "Heilbronn Hayaleti"nin gerçekte var olmadığı ortaya çıktı. Avrupa polisi yaklaşık 16 yıl boyunca hiç var olmayan bir suçlunun peşinden gitmişti. Olay, adli tıp dünyasında büyük yankı uyandırdı. Vakadan sonra DNA toplama ekipmanlarıyla ilgili uluslararası standartlar yeniden gözden geçirildi ve kontaminasyon riskine karşı daha sıkı önlemler getirildi. “Heilbronn Hayaleti” vakası bugün hâlâ adli tıp eğitimlerinde, yanlış yönlendiren DNA kanıtlarının en ünlü örneklerinden biri olarak anlatılıyor.
Haber kaynak: TIME, ScienceDirect, ISO (Uluslararası Standardizasyon Örgütü), BBC



