Ermenistan'da 7 Haziran Seçimleri: Bölgesel Dönüşümün Eşiği
Ermenistan'da 7 Haziran Seçimleri: Bölgesel Dönüşümün Eşiği

Burak Çalışkan / Doktorant, Post-Sovyet Çalışmaları, York Üniversitesi

Erivan, mayıs ayının ilk günlerinde yalnızca diplomatik toplantılara değil, aynı zamanda Ermenistan’ın dış politika açılımını somutlaştıran sembolik bir sahneye ev sahipliği yaptı. 4 Mayıs 2026’da Avrupa Siyasi Topluluğu’nun 8. Zirvesi Ermenistan’ın başkenti Erivan’da toplanırken, bu toplantıyı tamamlayan ikinci önemli adım olarak 4-5 Mayıs tarihlerinde ilk AB-Ermenistan Zirvesi gerçekleştirildi. Bu diplomatik yoğunluğu daha da anlamlı kılan unsurlardan biri, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i zirveye davet etmesiydi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Erivan’da bulunması ve Aliyev’in video mesaj göndermesi, Güney Kafkasya’daki normalleşme sürecinin somut bir diplomatik zemine taşındığını göstermektedir.

Bölgesel Düzeni Etkileyecek Seçimler

Avrupa Siyasi Topluluğu, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalinin ardından Avrupa kıtasında siyasi diyalog ve stratejik eşgüdüm ihtiyacına cevap olarak ortaya çıkmıştı. Moskova’nın nüfuzunun uzun yıllar belirleyici olduğu Güney Kafkasya’da Erivan’ın Türkiye dahil olmak üzere Batı ile temaslarını artırması, bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir döneme işaret ediyor. Bu dönüşümün arka planında Dağlık Karabağ Savaşları’nın yarattığı güvenlik kırılması, Rusya’nın Ermenistan nezdinde azalan güvenilirliği, Batı’nın bölgeye artan ilgisi ve Türkiye-Azerbaycan hattıyla normalleşme arayışı bulunuyor. Bu nedenle Ermenistan’da gerçekleştirilecek 7 Haziran seçimleri, bu ülkenin iç siyasetini aşarak Güney Kafkasya’da şekillenen yeni bölgesel düzen açısından kritik bir önem taşımaktadır.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Dağlık Karabağ Sonrası Siyasi Dönüşüm

2018’de Kadife Devrim ile iktidara gelen Nikol Paşinyan, özellikle İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’nın ardından Ermenistan dış politikasında daha gerçekçi ve uzlaşmacı bir çizgi izlemeye başladı. Bağımsızlıktan 2018’e kadar Ermenistan siyasetinde etkili olan Karabağ kökenli eski elitler ve diasporanın sert muhalefetine rağmen Paşinyan yönetimi, hem iç politikada reform söylemini hem de dış politikada normalleşme arayışını sürdürdü. Bu çerçevede Erivan, ülkeyi bölgesel izolasyondan çıkarmak ve kırılgan ekonomisini toparlamak amacıyla Türkiye ve Azerbaycan ile diplomatik temaslarına devam etmektedir. Bu dönüşümün en dikkat çekici boyutlarından biri Rusya ile ilişkilerde yaşanmaktadır. Paşinyan’ın muhalefet yıllarında da belirgin olan Moskova’ya mesafeli tutumu, 2020 savaşı ve özellikle 2023’te Dağlık Karabağ’daki statükonun tamamen değişmesi sonrası daha görünür hale geldi. Nitekim Erivan’ın Şubat 2024’te Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne katılımını askıya aldığını açıklaması, Ermeni dış politikasındaki “eksen kayması” tartışmalarını güçlendirdi. Bu noktada Batı’nın Ermenistan’a yönelik siyasi ve ekonomik desteği, Paşinyan hükümetinin Avrupa’ya yönelme iradesiyle birlikte Rusya’nın bölgede zayıflayan nüfuzunun yarattığı jeopolitik boşlukla da doğrudan bağlantılıdır. Nitekim Paşinyan’ın çizgisi, Ermenistan’ı Rusya merkezli eski güvenlik anlayışından çıkarıp Batı, Türkiye ve Azerbaycan ile temaslara dayalı yeni bir bölgesel gerçekliğe uyarlama çabası taşımaktadır.

Moskova’nın Gölgesi

Ermenistan’ın Batı’ya yönelimi, Moskova’nın Erivan üzerindeki etkisinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Gümrü’deki 102. askeri üssü varlığını sürdürürken, enerji, bankacılık, demiryolları ve stratejik altyapı alanlarındaki Rus etkisi devam etmektedir. Paşinyan hükümeti sınır güvenliğini kademeli olarak Rus unsurlarından devralmaya başlasa da Ermenistan’ın Rusya’ya bağımlılığı bir anda sona erecek düzeyde değildir. Bu nedenle Erivan’ın Batı’ya açılımı, Moskova’dan kopuştan çok bir dengeleme çabası olarak okunmalıdır.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Buna karşılık Rusya, Erivan’ın Avrupa ile yakınlaşmasını ve Paşinyan’ın tutumunu baskı altına almaya çalışıyor. Rusya’nın Ermeni maden suyu ve konyak ithalatına yönelik kısıtlamaları, ucuz doğalgaz tedarikinin tehlikeye girebileceğine dair uyarılar ve Ermenistan’ın AB çizgisine yaklaşmasının “Rusya karşıtı yörüngeye çekilme” olarak sunulması, Kremlin’in ekonomik ve siyasi baskı araçlarını devrede tuttuğunu gösteriyor. AB’nin Ermenistan’da siber saldırılar, dezenformasyon ve yasa dışı finansal akışlarla mücadele amacıyla yeni bir sivil misyon kurması da bu rekabetin seçim süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tablo, 7 Haziran seçimlerini Paşinyan için bir iktidar testinin ötesine taşıyarak Ermenistan’ın dış politika yöneliminin de sınanacağı kritik bir eşiğe dönüştürüyor.

Paşinyan’a Karşı Eski Cephe

Moskova’nın baskısı, Ermenistan iç siyasetinde de karşılıksız değildir. 7 Haziran seçimlerinde Paşinyan’ın karşısındaki muhalefet, tek ve bütünlüklü bir programdan çok eski düzen aktörlerinin, diaspora ve Rusya’ya yakın çevrelerin, kilisenin ve milliyetçi yapıların oluşturduğu parçalı bir cephe görünümündedir. Bu cephenin öne çıkan iki ismi eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan ile Ermeni-Rus iş insanı Samvel Karapetyan’dır. Koçaryan’ın temsil ettiği çizgi, Karabağ kökenli eski elitler ve Taşnak çevreleriyle bağlantılı, Türkiye ve Azerbaycan’la normalleşmeyi “taviz” olarak gören daha sert ve Moskova’ya yakın bir dış politika anlayışına dayanmaktadır.

Karapetyan ise Rusya’da edindiği ekonomik güç ve Güçlü Ermenistan hareketiyle, seçim yarışında Paşinyan karşıtı cephenin diğer önemli aktörü olarak öne çıkmaktadır. Aynı zamanda Ermenistan’daki Rusya bağlantılı eski güç ağlarının siyasi karşılığını temsil etmektedir. Buna karşılık Paşinyan, Batı ile bağların güçlendirilmesini, Türkiye ve Azerbaycan’la normalleşmeyi ve ekonominin dışa açılarak toparlanmasını savunuyor. Bu nedenle 7 Haziran seçimleri, klasik bir iktidar-muhalefet yarışından çok Ermenistan’ın Rusya’ya yakın eski güvenlik anlayışı ile Batı’ya ve bölgesel normalleşmeye açık yeni yönelimi arasında yapılacak bir tercih niteliği taşımaktadır.