Anayasa Mahkemesi (AYM), tıbbi ihmal iddiasıyla açılan maddi ve manevi tazminat davasının 12 yıldan fazla sürmesi nedeniyle önemli bir karara imza attı. Yüksek Mahkeme, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine hükmederek, başvuruculara 330 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
Olayın Geçmişi
Van'da yaşayan A.K., 4, 5 ve 6 Mayıs 2013 tarihlerinde baş, kulak ve boğaz ağrısı şikayetiyle Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinin acil servisine başvurdu. Kendisine 'baş ağrısı, orta kulak iltihabı ve bademcik iltihaplanması' teşhisi konuldu. Damar yolu açılması, enjeksiyon yapılması ve ilaç verilmesi gibi tıbbi işlemlerin ardından taburcu edilen A.K., 6 Mayıs 2013'te özel bir hastaneye gitti. Özel hastanenin 'intaniye uzmanı bulunan merkezde takibini uygun görmesi' üzerine Van'daki bir tıp merkezinde tedavi gören A.K., menenjit ve beyin apsesi sonrası gelişen ani kalp durması ve çoklu organ yetmezliği nedeniyle 9 Mayıs 2013'te hayatını kaybetti.
Dava Süreci
A.K.'nin ailesi, ölümde tıbbi ihmal bulunduğu iddiasıyla Sağlık Bakanlığı aleyhine 50 bin lira maddi, 100 bin lira manevi tazminat talebiyle dava açtı. Dava dilekçesinde, A.K.'nin tedavi sürecindeki yanlışlıklar ve eksiklikler nedeniyle hastalığının teşhisi ve tedavisinde geç kalındığı için hayatını kaybettiği, idarenin hizmet kusuru olduğu öne sürüldü. Van 1. İdare Mahkemesince görülen dava, dosyadaki eksikliklerin tamamlanamaması nedeniyle 2 Aralık 2019'da karara bağlanabildi. Mahkeme, aileye 100 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verirken, maddi tazminat talebini reddetti.
Kararda, Adli Tıp Kurumunca kusur değerlendirilmesi yapılabilmesi için temini talep edilen acil servis muayene formu ile hemşire takip formu gibi bir kısım tıbbi evrakın imha edildiğinin bildirildiği, bu durumda ölüm olayının meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru olduğunun ortaya konulamadığı için maddi tazminat isteminin reddedildiği belirtildi. Ancak, meydana gelen ölümle davalı idarenin tıbbi uygulamaları arasında kesin bir illiyet bağı kurulamamış olsa da bu durumun tıbbi kayıtlardaki eksikliklerden ve kayıtların muhafaza edilmemesinden kaynaklandığı, davacıların maddi gerçeğe hiçbir zaman ulaşamayacakları, ömür boyu şüphe, endişe ve üzüntü duyacakları gözetildiğinde manevi tazminat isteminin kabulü gerektiği ifade edildi.
İstinaf ve Yerel Mahkeme Kararı
Karara itiraz edilmesi üzerine davaya bakan Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi, 22 Nisan 2022'de idare mahkemesi kararını kaldırarak yeniden hüküm kurulmasını kararlaştırdı. Dairenin kararında, tedaviye ilişkin bilgi ve belgelerin eksik gönderilmesi nedeniyle Adli Tıp Kurumu tarafından tıbbi uygulama hatası yönünden olayın değerlendirilemediği, hizmet kusurunun varlığı konusunda kesin yargıya ulaşılamaması nedeniyle bütün külfetin davacılar üzerinde bırakılmasının hak arama hürriyetiyle bağdaşmayacağı ve hakkaniyete aykırı olacağı vurgulandı. Her türlü bilgi ve belgeyi saklamakla yükümlü olan idarenin maddi gerçeğin ortaya çıkması adına yükümlülüklerini tam ve eksiksiz yerine getirmediğine işaret edilen kararda, davalı idarenin olayda hizmet kusuru olduğu sonucuna ulaşıldığı bildirildi.
Van 1. İdare Mahkemesinde yeniden yapılan yargılamada, A.K.'nin ailesinin avukatı tarafından mahkemeye sunulan dilekçede, maddi tazminat talebi 1 milyon 680 bin 590 liraya, manevi tazminat talebi ise 600 bin liraya çıkarıldı. Mahkeme, 29 Aralık 2023 tarihli kararıyla 1 milyon 688 bin 422 lira maddi, 210 bin lira manevi tazminatın faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin taleplerin ise reddine hükmetti.
Aile, destekten yoksun kalma tazminatının eksik hesaplandığını, manevi tazminat miktarının ise çok düşük olduğunu savunarak karara itiraz etti. Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi, istinaf başvurusunu reddetti. Temyiz incelemesi Yargıtay'da sürüyor.
AYM'nin İhlal Kararı
Bunun üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunan aile, yargılamanın uzun bir süre daha devam edeceğini belirterek, yaşam hakkının, hak arama hürriyeti ile etkili başvuru hakkının, adil yargılanma, makul sürede yargılanma ve hakkaniyete uygun yargılanma haklarının, sağlığın ve aile bütünlüğünün korunması haklarının ihlal edildiğini ileri sürdü.
Yüksek Mahkeme, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vererek, başvuruculara 330 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti. Yargılamaların makul sürede tamamlanması gerektiği vurgulanan AYM kararında, gecikme için inandırıcı ve makul gerekçeler bulunmadığı sürece yargılamaların uzunluğunun yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin ihlaline neden olacağı belirtildi.
Kararda, 4 Aralık 2013'te açılan davanın, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla 12 yıldan daha uzun süredir devam ettiğine işaret edilerek şunlar kaydedildi: 'Yargılamanın yaşam hakkının gerektirdiği makul bir süratle yürütüldüğü söylenemez. Yargılamanın uzamasının başvuruculardan kaynaklanan haklı sebepleri olmadığı gibi sürenin uzamasının herhangi bir inandırıcı ve makul gerekçesi de yoktur. Sonuçtan bağımsız olarak yargılamada, yaşam hakkının usul boyutu kapsamında makul derecede ivedilik şartının sağlanmadığı görülmüştür. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.'



