Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Daire Başkanı Turan Kuloğlu, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçtiğini belirterek, o gecenin Cengiz Aytmatov'un 'Gün Olur, Asra Bedel' romanına atıfla 'asra bedel' bir demokrasi destanı olarak hafızalara kazındığını söyledi. Kuloğlu, Yeni Şafak'a yaptığı açıklamada, yargı teşkilatının FETÖ'den arındırılması ve kurumsal bağımsızlığının inşası sürecini değerlendirdi.
Yargının 15 Temmuz'daki duruşu
Turan Kuloğlu, 'O karanlık gecede devletin tüm kurumları ağır bir imtihandan geçerken, en kritik cephelerden birini hiç şüphesiz yargı teşkilatı oluşturdu. Geçmiş darbelerde vesayet odaklarının bir aracı hâline getirilmeye çalışılan yargı, 15 Temmuz'da tam tersi bir refleks göstererek ilk dakikalardan itibaren darbecilerin karşısında, milletin ve Anayasa'nın yanında sarsılmaz bir kale gibi durdu' dedi.
Bu direnişin merkezinde Cumhurbaşkanı'nın milleti meydanlara davet eden liderliği olduğunu vurgulayan Kuloğlu, 'Milletimiz bu çağrıya tereddütsüz karşılık vererek tankların, silahların ve ihanetin karşısına imanıyla, cesaretiyle ve vatan sevgisiyle çıktı. Yargı teşkilatı da aynı kararlılıkla, hukuk devleti sınırları içerisinde millet adına darbecilerden hesap sorulması sürecini başlattı' ifadelerini kullandı.
Arınma süreci ve 2500'ü aşkın ihraç
Yargıdaki arınma sürecinin yalnızca 15 Temmuz'la başlamadığını belirten Kuloğlu, bu sürecin 17-25 Aralık sonrasında başladığını kaydetti. Dönemin Adalet Bakanlığı öncülüğünde yargıda anayasal sadakatin güçlendirildiğini ve hukuk dışına çıkanlara yönelik soruşturmaların kararlılıkla işletildiğini söyledi.
15 Temmuz'un hemen ardından HSK'nın 2500'ü aşkın hâkim ve savcıyı hızla ihraç ettiğini hatırlatan Kuloğlu, 'Bu tarihi adım, diğer kurumlara da örnek olan güçlü bir hukuk devleti iradesinin göstergesiydi. Arınmanın ardından yargıda normalleşme hızlanmış, kararlar anayasal ilkelere daha sıkı bağlandı' dedi.
AİHM karnesinde iyileşme
Türkiye'nin AİHM karnesinde yaşanan iyileşmenin temelinde yargının hukuk dışı yapılardan temizlenmesi ve iç hukuk yollarının güçlendirilmesi olduğunu ifade eden Kuloğlu, 'Kanaatimce 15 Temmuz'un en önemli kurumsal kazanımı, darbenin bertaraf edilmesinin ötesinde, yargının vesayetten kurtularak meşruiyetini doğrudan Anayasa'dan, hukuktan ve millet iradesinden alan kimliğinin sistem içinde sağlam bir şekilde yerleşmiş olmasıdır' diye konuştu.
İade sonrası yeniden ihraç süreci
İhraç edilip Danıştay kararıyla göreve iade edilen hâkim ve savcılarla ilgili süreci de anlatan Kuloğlu, HSK'nın kararlarını hukuk devleti, delil değerlendirmesi ve yargısal denetime açıklık çerçevesinde aldığını belirtti. 15 Temmuz sonrasında FETÖ ile iltisakı ve irtibatı nedeniyle ihraç edilenlerin açtığı davaların büyük çoğunluğunda Danıştay'ın HSK kararlarını hukuka uygun bulduğunu söyledi.
Delil yetersizliği veya usule ilişkin nedenlerle iptal kararı verilen dosyalarda HSK'nın ilgili kişileri yeniden mesleğe başlattığını ancak sürecin bitmediğini vurgulayan Kuloğlu, 'Göreve iade edildikten sonra ByLock kullanımı, yeni tanık ve itirafçı beyanları veya örgütün mahrem yapılanmasına dair önceden bilinmeyen yeni deliller ortaya çıktığında, HSK bunları değerlendirerek yeniden meslekten çıkarma kararı verebilmekte' dedi.
Bu kararların da Danıştay denetimine tabi olduğunu belirten Kuloğlu, 'HSK'nın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna yaptığı itirazların önemli bir kısmı uygulamada kabul edilmekte ve yeni ihraç kararlarının hukuka uygunluğu kesinleşmektedir' ifadelerini kullandı.
15 Temmuz gecesi yaşananlar
Darbe haberini aldığında aklına ilk gelenin geçmiş darbelerin acıları olduğunu söyleyen Kuloğlu, o gece Trabzon'un Araklı ilçesinde olduğunu anlattı. Eşine 'Her şeye hazırlıklı olmalısın. Darbeler insanları ailelerinden ayırabilir' dediğini hatırlatan Kuloğlu, köy muhtarı ağabeyi aracılığıyla selâ okunmasını istediğini ve Cumhurbaşkanı'nın çağrısı sonrası meydana indiklerini belirtti.
Darbecilere karşı hissettiği duyguyu 'tarif edilmesi güç bir öfke ve derin bir hayal kırıklığı' olarak tanımlayan Kuloğlu, 'Devlet, milletin hukukunu, canını ve güvenliğini korusun diye emanet ettiği silahların millete çevrilmesini hiçbir vicdan kabul edemez' dedi.
Firari yargı mensupları ve uluslararası iş birliği
FETÖ'cü firari yargı mensuplarının iadesi konusunda HSK'nın rolünü de anlatan Kuloğlu, uluslararası adli iş birliği süreçlerinin esas olarak Adalet Bakanlıkları arasında yürütüldüğünü, HSK'nın ise firarilere ilişkin bilgi, belge ve delilleri titizlikle değerlendirerek ilgili birimlere kurumsal destek sağladığını söyledi.
Geleceğe yönelik tedbirler
FETÖ benzeri yapıların yargıya sızmasını engellemek için alınan tedbirlere değinen Kuloğlu, 'Devletin dini adalettir' sözünü hatırlatarak, 'Adaletin olduğu yerde ne ayrıcalık vardır ne de keyfilik. Adaletin olduğu yerde ne zulüm vardır ne de kişiye göre değişen bir merhamet anlayışı' dedi.
En önemli tedbirin, hâkim ve savcıların eğitim süreçlerinde güçlü bir hukuk devleti kültürü ve anayasal sadakat bilinci kazandırmak olduğunu belirten Kuloğlu, 'Hiçbir aidiyet, Anayasa'nın, hukukun ve millet adına kullanılan yargı yetkisinin önüne geçemez' ifadelerini kullandı.
Mücadele kararlılıkla devam edecek
FETÖ ve anayasal düzeni hedef alan tüm terör örgütlerine karşı mücadelenin tehditler tamamen ortadan kalkıncaya kadar süreceğini vurgulayan Kuloğlu, 'Bu süreçte en büyük gücümüz, hukukun üstünlüğüne ve bağımsızlık ilkesine bağlı nitelikli insan kaynağımızdır' dedi. Adalet Bakanı Akın Gürlek'in de FETÖ yargılamalarında kritik görevler üstlendiğini hatırlatan Kuloğlu, terörle mücadelede edinilen tecrübenin yeni nesil hâkim ve savcılara aktarılmasının devletin bekası için önemli olduğunu sözlerine ekledi.



