Tarabya'daki Tarihi Yalıda Mülkiyet Karmaşası: Rusya, Vakıflar ve Mirasçılar Arasındaki Hukuki Mücadele
İstanbul'un gözde semti Tarabya'da, Boğaz'a nazır 10 bin 91 metrekarelik bir alanda yer alan ve tarihi 19. yüzyıla dayanan tarihi bir yalı, uzun yıllardır süren mülkiyet tartışmalarının odağında bulunuyor. Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Rusya Federasyonu ve mirasçılarını karşı karşıya getiren bu yalıyla ilgili mülkiyet davası, 19 Şubat'ta yeniden görülecek. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin yerel mahkeme kararını bozmasıyla dosya, yeniden yargılama yapılması için İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmişti.
Yalının Tarihçesi ve Mülkiyet Sorununun Kökenleri
Osmanlı döneminde, yabancı devletlerin doğrudan taşınmaz edinmesi yasak olduğu için, bu taşınmazın Rus Devleti adına tescili yapılamadı. Bedelin tamamı ve gayrimenkule ilişkin tüm ödemeler Rus devleti tarafından yapılmasına rağmen, arazi ve yalının tapusu, inançlı işlemle Rus diplomat Nikola İsveçin adına tescil edildi. Yalı, daha sonra Rusya tarafından sefaret çalışanlarının ikameti amacıyla kullanılmaya başlandı.
1912 Evkaf Mahkemesi kararlarında, Rusya Federasyonu'nun 1886'dan itibaren gerçek mutasarrıf olduğu, yalı ve arazinin vergilerinin Rusya tarafından ödendiği, tapu kütüğünde Rus sefareti ibaresi bulunduğu ve padişah onayıyla taşınmazın diplomatik tahsis statüsüne alındığı belirtildi. Kullanım Cumhuriyet döneminde de değişmedi. 1950'de Tapu Kadastro Kanunu çıktıktan sonra yapılan kadastro tespitinde de taşınmazın Rus Devleti tarafından kullanıldığı kayıt altına alındı.
Davaların Başlaması ve Tarafların İddiaları
Kadastro tespitinden 58 yıl sonra, 2008'de Hazine, yolsuz tescil iddiasıyla dava açtı. Gerekçe, tapuda malik görünen Nikola İsveçin'in mirasçısız öldüğü iddiasıydı. Vakıflar Genel Müdürlüğü ise taşınmaz üzerinde Sultan II. Bayezid Vakfı'na ait bir şerh bulunduğunu ileri sürerek hak iddiasında bulundu ve taşınmazın devlete intikali istendi.
2010'dan sonra, İsveçin'in mirasçıları olduklarını ileri süren Fransa'da yaşayan Cedric Lecomte Swetchine, Aurelie Lecomte Swetchine ve Jean Swetchine ortaya çıktı. Onlar da yalı ve arazinin mülkiyetinin kendilerine kaldığını iddia etti. Rusya Federasyonu ise taşınmazın bedelinin Rus devleti tarafından ödendiğini, kayıtlarda malik olarak geçen Nikola İsveçin'in elçilik çalışanı olduğunu ve böyle bir taşınmazı alabilmesinin mümkün olmadığını savunarak, taşınmazın tapusunun iptalini ve kendi adına tescil talep ediyor.
Mahkeme Süreçleri ve Kararlar
Yalı ve araziyle ilgili yıllar içinde açılan davalar, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasında birleştirildi. Mahkeme, geçen senenin başında yargılamayı tamamladı ve tapuyu ne Türkiye Cumhuriyeti'ne ne de Rusya Federasyonu'na verdi. Diplomatik bir devlet malı statüsündeki yalı ve arazinin tapusu, İsveçin'in mirasçısı olduğunu iddia eden Fransızlara teslim edildi.
Ancak hem Vakıflar Genel Müdürlüğü hem de Rusya Federasyonu meselenin peşini bırakmadı ve kararı istinafa taşıdı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını usulden bozdu. İstinafın kararı bozma gerekçesi şu şekildeydi:
- Diplomatik statü ve karşılıklılık araştırılmadan,
- Yazılan müzekkerelerin cevabı gelmeden,
- Mirasçıların gerçek mirasçı olup olmadığı araştırılmadan,
- Tarafların tüm taleplerine ilişkin deliller toplanmadan hüküm kurulamaz.
Dosya yeniden değerlendirilmek üzere İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne geri gönderildi ve davanın 19 Şubat'ta yeniden görüleceği bir duruşma planlandı.
Yalının Mevcut Durumu ve Altaş Avukatlık
Bu hukuki karmaşada, yalı ve arazi şu anda Altaş Avukatlık tarafından kullanılıyor. Prof. Dr. Hüseyin Altaş'ın sahibi olduğu bu avukatlık bürosu, tarihi yalıyı ofis binasına dönüştürmüş durumda. Altaş, 2019'dan 2022'ye kadar yalının mülkiyet davasında Rusya Federasyonu'nu temsil ediyordu.
Rusya'nın avukatlık sözleşmesini uzatmamasının ardından, Altaş, 1 Ocak 2020'de Rusya Federasyonu'nun yurtdışındaki gayrimenkulleriyle ilgilenen kamu iktisadi teşebbüsü FGUP ile bir kira sözleşmesi imzalayarak yalıyı kiraladı. Kira sözleşmesi, Altaş'ın sahibi olduğu Yapıtürk İnşaat'la yapıldı. Bu sözleşmeye dayanarak, Altaş Avukatlık, ilk 6 ay bedelsiz, sonrasında da aylık 3.750 dolara (bugünün kuruyla yaklaşık 163 bin TL) Boğaz'a nazır bu tarihi yalıyı ofis olarak kullanmaya başladı. Sözleşme 30 yıllık olarak düzenlendi.
Rusların avukatlık sözleşmesini uzatmamasının ardından, Altaş, davalı olduğu Nikola İsveçin'in mirasçılarıyla da bir satış vaadi sözleşmesi yaptı. Bu durum, yalı ve arazi mahkeme kararıyla mirasçılara devredilirse, Altaş'ın ya kiracı olarak kalacağı ya da 262 milyon 500 bin TL'ye oranın sahibi olacağı anlamına geliyor.
Yeni Davalar ve İddialar
Rusya Federasyonu, İstanbul 20. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde Altaş'ın sahte kira sözleşmelerini ibra ederek yalıyı ele geçirdiği iddiasıyla, sözleşmenin geçersiz olduğunun tespiti için dava açmış durumda. FGUP'un üst yönetiminin kira sözleşmesinden açılan davadan sonra haberdar olduğu söyleniyor. FGUP ile Altaş arasında yapılan sözleşmedeki imzaların sahte olup olmadığı bilirkişi tarafından inceleniyor.
Rusya Federasyonu'nun avukatlık sözleşmesini uzatmamasının ardından, Altaş'ın savunduğu dosyanın karşı tarafında yer alan mirasçılarla satış sözleşmesi imzalaması da şüpheli bulunuyor. Öğrenilen bilgilere göre, Altaş'a Rusya'da da ceza davası açılmış durumda.
Sonuç ve Değerlendirme
Ortada sahte olduğu iddia edilen kira sözleşmeleri, taşınmazın diplomatik mal statüsüne ilişkin tarihi belgeler ve muvazaalı devir işlemi gibi unsurlar bulunuyor. Taraflardan birinin Türkiye'nin önemli bir ekonomik ortağı olan Rusya Federasyonu olması ve ihtilaf konusunun belgelerle sabit bir diplomatik mal olması, verilecek kararın dikkatlice değerlendirilmesini gerektiriyor.
Uzun lafın kısası, Türkiye-Rusya arasında uzun zamandır süren güvene dayalı ortaklığın bozulmaması ve ekonomik ilişkilere zarar verilmemesi için bu işin adil ve hukuki bir şekilde çözülmesi elzem görünüyor. 19 Şubat'taki duruşma, bu karmaşık mülkiyet davasının geleceği açısından kritik önem taşıyor.