Körfez'e Sıçrayan Savaş: İran Saldırıları Bölgesel Dengeleri ve Ekonomiyi Sarstı
Körfez'e Sıçrayan Savaş: İran Saldırıları ve Ağır Maliyet

Körfez'e Sıçrayan Savaş: İran Saldırıları Bölgesel Dengeleri ve Ekonomiyi Sarstı

28 Şubat 2026 sabahı gerçekleşen İsrail-ABD saldırısının ardından Tahran'da yaşanan gelişmeler, bölgesel bir krizi tetikledi. İran dini lideri Ali Hamaney başta olmak üzere çok sayıda üst düzey yetkilinin hayatını kaybetmesiyle birlikte, İran Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi üyelerini hedef alan geniş çaplı bir saldırı kampanyası başlattı.

Arabuluculuk Çabaları ve Savaşın Patlak Vermesi

İran'ın karşılığı, askeri, sivil ve ekonomik tesisleri hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırıları şeklinde geldi. Bu hamlenin amacı, Washington ve müttefiklerine çatışmanın maliyetini yükseltmek ve küresel ekonomide bir şok yaratarak savaşı durdurmaktı. Saldırıların en büyük kısmını Birleşik Arap Emirlikleri alırken, onu Kuveyt, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan ve Umman izledi.

İsrail-ABD saldırıları, bazı Körfez ülkelerinin Washington ile Tahran arasındaki tırmanmayı kontrol altına almak için yoğun çaba sarf ettiği bir döneme denk geldi. Haziran 2025'teki on iki günlük savaştan bu yana bu ülkeler, siyasi ve diplomatik girişimlerini artırmıştı. Umman ve Katar, savaş hayaletini uzaklaştırmak için aralıksız çaba gösterdi.

Maskat, 6 Şubat 2026'da ABD ile İran arasındaki dolaylı müzakerelerin ilk turuna ev sahipliği yapmış ve İran nükleer dosyası konusunda yeni mutabakatlar oluşturulmasına çalışmıştı. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, 26 Şubat'ta Cenevre'de yapılan müzakere turunun ardından, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu taşımayı ve nükleer tesisleri üzerinde sıkı denetimi kabul ettiğini açıklamıştı.

Ancak ABD ve İsrail, müzakereleri İran'a saldırı hazırlıklarını tamamlamak için bir aldatma aracı olarak kullandı. Ummanlı bakanın iyimser açıklamalarından sadece saatler sonra, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı İran'a saldırılar başlatıldı. Hedef, İran rejimini felce uğratacak bir darbe vurmaktı.

Körfez Ülkelerinin İkilemi ve İran'ın Tutumu

Körfez ülkelerinin korktuğu senaryo gerçekleşti: İran, tehditlerini uygulamaya koyunca, bölge ülkeleri kendilerini çatışmanın tam ortasında buldu. İran saldırılarına tepki olarak Körfez İşbirliği Konseyi Bakanlar Konseyi, 1 Mart 2026'da video konferans yoluyla olağanüstü toplantı yaptı ve İran'ın saldırılarını kınadığını açıkladı.

Konsey, bu saldırıların üye ülkelerin egemenliğine ve iyi komşuluk ilkelerine yönelik ciddi bir ihlal olduğunu belirtti. Siyasi ve diplomatik çözümlere bağlılığını teyit eden Konsey, kendilerini bu savaşa sürüklemeyi reddeden tutumlarını korudu. Yalnızca kendilerini savunmakla ve topraklarına yönelik İran saldırılarını püskürtmekle yetindiler.

İran'ın Körfez ülkelerini hedef almasının nedenleri konusunda Tahran'ın tutumu çelişkiliydi. Bazı çevreler saldırılardan sorumlu olduklarını inkâr ederken, diğerleri bu saldırıların Körfez ülkelerini değil, onların topraklarındaki Amerikan askeri üslerini hedef aldığını savundu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, "Amerika Birleşik Devletleri içindeki bir hedefi vuramayız, bu yüzden bölgedeki üslerini hedef almak zorundayız" ifadelerini kullandı.

Çelişki, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın Arap Körfez ülkelerini hedef almaktan dolayı özür dilemesi ve gelecekte saldırmayacağı taahhüdünde bulunmasıyla zirveye ulaştı. Ancak Tahran, bu açıklamadan sadece saatler sonra Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Kuveyt'e saldırılarını yeniden başlattı. Bu durum, iktidar elitleri içinde bölünmeler olduğuna işaret ediyor.

Enerji Piyasalarında Şok ve Ekonomik Sonuçlar

İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, özellikle enerji tesislerini hedef alması nedeniyle küresel ekonomide derin etkiler yarattı. Saldırılar havaalanları, hizmet tesisleri, turistik tesisler, yerleşim bölgeleri ve petrol ile gaz üretim tesislerini kapsadı.

Katar, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz üretim merkezlerinden biri olan Ras Laffan'daki tesislerinin İran saldırısına uğramasının ardından LNG üretimini tamamen durdurmak zorunda kaldı. Kuveyt ise Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının ardından ham petrolünü ihraç edemediği için, petrol üretimini yalnızca iç ihtiyaçlarını karşılayacak düzeye indirdiğini açıkladı.

Irak da üretimini günde yaklaşık 1,5 milyon varil azalttı. Suudi Arabistan'daki Ras Tanura rafinerisinde üretim, İran'a ait bir insansız hava aracının isabet etmesi nedeniyle aksadı. Tüm bu gelişmeler, küresel piyasanın günlük petrol ve gaz ihtiyacının önemli bir kısmından mahrum kalmasına yol açtı.

Piyasaların tepkisi hızlı oldu: Brent petrolünün fiyatı yaklaşık yüzde 35 artarak varil başına 110 dolar seviyesinin üstüne çıktı. Avrupa'da gaz fiyatları da yüzde 50'den fazla yükseldi. Körfez üzerinden deniz ticareti büyük ölçüde etkilendi; Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerlerinin trafiği yüzde 80'e kadar azaldı ve yaklaşık 3200 gemi Körfez içinde mahsur kaldı.

Stratejik Baskı ve Ters Tepki Riski

İran, savaşı Arap Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişleterek bölgenin kaderini kendi kaderine bağlamayı amaçlıyor. Tahran, çatışmadan doğrudan etkilendikleri için Körfez ülkelerinin de Washington'a baskı yapmasını umuyor. Ancak Körfez ülkelerinin Washington üzerinde baskı kurma kapasitesi sınırlı.

İran saldırıları, Körfez kamuoyunda büyük bir öfke uyandırarak tam tersi yönde bir tepki doğurdu. Arap Körfez ülkelerinin ABD ile stratejik ilişkisinin bir avantaj olmaktan çıkıp onlar için güvenlik, ekonomi ve siyaset açısından bir yüke dönüşmeye başladığının işaretleri ortaya çıktı. İran-Körfez ilişkilerinin artık eski haline dönmeyeceği de açık görünüyor.

2025 yılında Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin toplam ham petrol üretimi günde 17 milyon varili aşarak küresel toplam üretimin yüzde 17'sine ulaşmıştı. Rezervleri ise yaklaşık 511,9 milyar varil olup dünya rezervlerinin yüzde 32,6'sını oluşturuyordu. İran, bu Körfez enerji ağırlığını ABD ve küresel ekonomi üzerinde stratejik bir baskı unsuru olarak görüyor.

Tahran, enerji faturasındaki artışın ABD'de zaten yüksek olan enflasyon baskılarını daha da artırmasını ve Kasım 2026'da yapılması planlanan ara seçim kampanyası yaklaşırken Amerikan kamuoyunu ve Kongre'yi Başkan Donald Trump'a savaşı durdurması için baskı yapmaya yöneltmesini umuyor. Ancak bu stratejinin ters tepme riski de bulunuyor.