İran'da Sistemik Kriz: Yönetişim Başarısızlığı ve Çıkışsızlık
İran genelinde protestoların artmasıyla birlikte ülke, rejimin temelden yetersiz kaldığı yapısal baskılarla karşı karşıya. Ortaya çıkan tablo, reform veya baskıyla düzeltilebilecek geçici şoklardan ziyade, rejimin çözme kapasitesine sahip olmadığı sistemik kısıtların birikimini yansıtıyor. Bu ince ayrım, krizin nereye evrileceğini belirleyen kritik bir faktör olarak öne çıkıyor.
Su Yönetimi Krizi: Çözümsüzlüğün Sembolü
Ortadoğu'da gerçek güç iddiasındaki devletler için su yönetimi asla pazarlık konusu değildir. İran İslam Cumhuriyeti, tarihsel mantığın istisnası olmaktan uzak görünüyor. Büyük ölçekli su yönetimi, devlet kapasitesi için bir stres testi oluşturuyor. Kurak sistemlerde sulama, yeraltı suyu kontrolü ve kentsel tedarik; uzun planlama ufukları, istikrarlı kurumlar ve şeffaf veri gerektiriyor.
Otoritenin parçalanması ve teknik kararların siyasallaştırılması, çevresel baskıları katlanarak artırıyor. Yıllara yayılan parçalı yönetişim, siyasallaştırılmış baraj inşaatları ve opak veri uygulamaları, kıtlık yönetme kapasitesini ciddi biçimde aşındırdı. Kasım 2025'te uzun kuraklığın Tahran çevresinde kısıtlamalara yol açması, yetkilileri Urmiye Gölü yakınlarında bulut tohumlama operasyonlarına yöneltti.
Bu karar, hidrolojik etkisinden ziyade neyi ifşa ettiği nedeniyle anlamlıydı: Kriz yönetimi, yapısal düzeltmenin yerini alan sembolik ve kısa vadeli müdahalelere indirgenmişti. Ancak bu yaklaşımın yapısal bir çözüm olmadığı görmezden gelindi.
Gıda Güvenliği ve Ekonomik Kırılganlık
Su yönetimindeki başarısızlık, gıda güvenliğini doğrudan etkiliyor; gıda güvenliği ise ekonomik ve siyasi istikrarı sınırlandırıyor. İran'da yeraltı suyu tükenişi, ülke genelinde yılda tahmini 5 milyar metreküp kayıpla kendini gösteriyor. Tahran bölgesinde ise yıllık geri dönülmez 101 milyon m³ kayıp yaşanıyor.
Bu durum kırsal gelirleri düşürdü, gıda ithalatına bağımlılığı artırdı ve yaptırımlar altında devletin kontrol etmekte zorlandığı enflasyonist baskıları besledi. 2025 sonlarında gıda fiyatları yaklaşık %64 artış gösterdi. Tarım sektörü, İran'ın suyunun %90'ından fazlasını tüketirken GSYH'ye yalnızca yaklaşık %12 katkı sağlıyor.
Bu verimsiz kullanım, rezervuarlar tarihsel dip seviyelere inerken israfı ve kırılganlığı büyütüyor. 2025 başında Tahran'ın beş ana barajının %13 dolulukta olması, su krizinin makroekonomik kırılganlığa nasıl taşındığını çarpıcı biçimde gösterdi.
Vekil Güçler ve Stratejik Yanılgılar
Dini Lider Ali Hamaney ve rejim yetkilileri, İran'ın vekil ağını koşullu değil kalıcı bir varlık olarak ele aldı. Hizbullah, Irak'taki Haşti Şabi milisleri, Yemen'deki Husiler ve diğer müttefik güçler; Tahran'dan stratejik yeniden ayarlama gerektirmeksizin süresiz baskı absorbe edebilecek dayanıklı uzantılar gibi varsayıldı.
Bu yaklaşım, yıpranma ve muharebe uyumunun etkinliğinin istikrarlı biçimde aşındığını görmezden geldi. 2024-2025 İsrail-Hizbullah çatışmasında Hizbullah'ın tahminen 4 bin savaşçı kaybı vermesi, lideri Hasan Nasrallah'ın öldürülmesi ve güney Lübnan'daki altyapının büyük ölçüde imhası bu aşınmayı somutlaştırdı.
Rejim, vekillerin içeride yönetişim maliyetleri yarattığını da yeterince görmedi. Dış aktörleri ayakta tutmaya yönlendirilen kaynaklar, özellikle yoğunlaşan yaptırımlar altında iç yatırımların aleyhine kullanıldı. Bu durum enflasyona, riyalin dolar karşısında 1.000.000'un üzerinde değer kaybına ve orta sınıfın keskin biçimde daralmasına katkı sundu.
İsrail'in Askeri Kapasitesinin Yanlış Okunması
Dini Lider Hamaney ve rejim yöneticileri, İsrail ordusunun öğrenme eğrisini ve operasyonel sofistikasyonunu sistematik biçimde küçümsemeyi sürdürüyor. İsrail harekâtları; hassas hedefleme, istihbarat füzyonu ve tırmanma kontrolü sergileyerek İran'ın "hayatta kalabilirlik" ve "tepki eşikleri" varsayımlarına doğrudan meydan okudu.
Haziran 2025 saldırılarında Hüseyin Selami ve Muhammed Bakıri gibi üst düzey IRGC komutanlarının hedefli suikastları, 200'ün üzerinde uçakla 100'den fazla hedefin vurulması ve asgari kayıpla İran hava sahasında hava üstünlüğünün tesis edilmesi, İran yönetimine bu kapasiteyi açıkça gösterdi.
Buna rağmen doktrini güncellemek yerine İran liderliği, sonuçları geçici veya abartılı diye geçiştirdi. Ampirik kanıtı içselleştirmeyi reddetmek, İran'ın güvenlik kurumlarını güncel olmayan tehdit modelleriyle çalışır halde bıraktı ve orantılı yanıt verme kabiliyetini felce uğrattı.
Dış Destek Körlüğü ve Çin İlişkileri
Rejim ve Dini Lider Hamaney, yaptırımlar altında Çin'le hizalanmanın sağlayabileceklerini abarttı. Pekin'in teşviklerini ve işleyiş modelini yanlış okudu. Çin'in Ortadoğu'daki angajmanı, enerji güvenliği ve stratejik konumlanma hedefleriyle yönleniyor.
Yaptırımlar altında Tahran, bağımlı bir tedarikçiye dönüşüyor. Çin 2025'te ihracatın neredeyse %90'ını, günde ortalama 1,5-1,8 milyon varil İran petrolünü emiyor. Yaptırım riskini fiyatlamak için varil başına 5 ila 10 doların üzerinde sert indirimler dayatıyor.
Ödemeler opak kanallar, takas düzenekleri veya gecikmeli mahsuplaşma yoluyla yapılandırılıyor. Bu durum, Çin'in maruziyetini asgariye indirirken İran'ı bağımlılığa kilitliyor. Pekin enerji akışlarını güvence altına alırken riskin tamamını Tahran'a yüklüyor.
Gençlik ve Meşruiyet Krizi
Rejim, İran içindeki kuşak kopuşunun derinliğini kavrayamadı. Genç İranlılar, yapısal olarak yabancılaşmış olmalarına rağmen ideolojik olarak "kazanılabilir" muamelesi görüyor. Oysa beklentileri küresel bağlantısallık ve bölgesel karşılaştırmalarla şekilleniyor.
Nüfusun %40'ından fazlası 25 yaş altındayken genç işsizliği %20-23 bandında seyrediyor; genç kadınlarda bu oran %35'e kadar çıkıyor. Devrimci rejimlerde gençlik tali değil; meşruiyet ve yenilenme iddiasının çekirdeğini oluşturuyor.
Dini lider Hamaney ve rejim, dış vekilleri büyütmeye büyük yatırım yaparken sistemi sürdürecek iç kuşağı ihmal etti. Devrimci enerjiyi dışarı ihraç etti; içeride besleyemedi. Gençlik koptuğunda devrimci motor durur; İran'da tablo giderek buna benziyor.
Müzakere Masası: İki Farklı Felsefenin Çatışması
İranlılar ile Amerikalılar arasında yürütülen mevcut müzakere turu, iki farklı felsefenin çatışmasını yansıtıyor. İran'ın müzakere felsefesi, diplomasiyi devletin onurunu korumanın ve stratejik kaybı önlemenin bir aracı olarak görüyor.
ABD Başkanı Donald Trump'ın faydacı felsefesi ise sert ekonomik baskılar, ağır yaptırımlar ve topyekûn savaş tehdidi üzerinden, mümkün olan en düşük maliyetle siyasi kazanım elde etmeyi hedefliyor. İran açısından zaman en önemli güç unsurlarından biri olarak vurgulanırken, Trump aceleci tüccar mantığıyla hareket ediyor.
Bu çerçevede Muskat müzakerelerine yol açan bölgesel denge, "irade dayatma" aşamasından "karşılıklı aczi yönetme" aşamasına geçildiğini gösteriyor. Amerikalılar rejim değiştirmenin zorluğunu fark ederken; İran da savaş yerine tansiyonu düşürmenin ve müzakere masasına dönmenin en rasyonel seçenek olduğunu idrak etti.
Stratejik Kayıp İkilemi ve Gelecek Senaryoları
Bugün diplomasi, bölgedeki güç dengelerindeki değişimi perdelemek için de kullanılıyor. ABD, nükleer dosya, füze programı ve bölgesel nüfuz başlıklarını birbirine bağlayarak rakibini diplomatik yolla "silahsızlandırmaya" çalışıyor.
İran ise bunu, İsrail'in Haziran 2025 savaşında sahada elde edemediklerini masada koparmayı amaçlayan bir tuzak olarak görüyor. Bu nedenle dosyaların ayrılmasını savunuyor ve yalnızca nükleer konu başlığında görüşmeye hazır olduğunu vurguluyor.
Buradan her iki taraf için de "stratejik kayıp" ikilemi doğuyor. İran, füze kapasitesinden vazgeçmenin jeopolitik bir intihar olduğunu biliyor. Trump ise İran'dan esaslı tavizler almadan yaptırımları kaldırmanın hem iç politikada hem de İsrail nezdinde ağır eleştirilere yol açacağının farkında.
Muskat'taki mevcut müzakereler, bir "güzergâhlar savaşı" niteliği taşıyor. Zafer; sahadaki güç unsurlarını, çok katmanlı ve karmaşık bu müzakere sürecinde kimin daha iyi bir pazarlık kartına dönüştürebileceğiyle ölçülecek.