Tahran'da Sirenlere Karşı Semaver: Savaş Gölgesinde Nevruz Pikniği
İran'da binlerce yıllık bir medeniyet mirası olan Nevruz, bu yıl sıra dışı bir atmosferde kutlanıyor. Geleneksel olarak 12 gün boyunca ülke genelinde resmi tatil ilan edilen ve insanların seyahat ederek farklı şehirlerde nefes aldığı bu bayram, İsrail ve Amerika'nın saldırıları nedeniyle farklı bir boyut kazandı. Geçmiş yıllarda Türkiye'ye yakın Tebriz, Urmiye, Zencan ve Hoy gibi şehirlerden binlerce İranlı'nın Doğu ve Karadeniz bölgelerine akın ettiği Nevruz'da, bu yıl halk güvenlik endişeleri nedeniyle sınırları aşmak yerine kendi ülkesinde kalmayı tercih etti.
Sezde Bedar'ın Anlamı ve Bu Yılki Fark
Nevruz'un en dikkat çekici günü olan "Sezde Bedar", yani 13. gün, İran kültüründe uğursuz kabul edildiği için kimsenin evde kalmadığı bir ritüel. Gelenek gereği herkes doğaya çıkar, evler boşaltılır ve hayat parklara, bahçelere taşınır. Bu köklü gelenek, ne rejim tarafından ne de değişen siyasi dengeler tarafından hiçbir zaman engellenmedi. Bu yıl da aynı şekilde devam etti, ancak doğaya çıkış artık bir ritüelden çok daha fazlasını ifade ediyor: savaşın ortasında hayata tutunma iradesinin somut bir göstergesi.
Habertürk olarak Tahran'ın en büyük mesire alanlarından biri olan Millet Bahçesi'ndeyiz. Şehrin dört bir yanındaki 13 büyük parkta aynı manzara gözlemleniyor: kalabalık, canlı ve direnç dolu bir hayat sahnesi. Mangal dumanları yükseliyor, semaverlerde çaylar demleniyor, çocuklar top oynarken gençler müzik eşliğinde dans ediyor. Davul sesleri parkın içinde yankılanırken, insanlar adeta savaşın gürültüsünü bastırmak istercesine daha fazla gülüyor ve eğleniyor.
Toplumsal Değişimin İzleri ve Savaşın Gölgesi
Geçmiş yıllardan farklı olarak, bu yıl bazı kadınların başörtüsü takmadan rahatça bu alanlarda bulunması, toplumsal atmosferdeki değişimin dikkat çekici bir yansıması olarak öne çıkıyor. Ancak bu tabloyu asıl çarpıcı kılan detay, gökyüzünde yaşananlar. Tahran semalarında zaman zaman alçak uçuş yapan İsrail ve Amerikan uçaklarının yarattığı uğultu, parkların üzerini kaplıyor. Aynı saatlerde İsrail'de sirenler çalıyor ve insanlar sığınaklara koşarken, Tahran'da tam tersi bir sahne yaşanıyor: halk sığınaklara değil, çimenlere oturuyor.
Bu durum bir çelişki değil, bilinçli bir duruşun ifadesi. Korkunun yönettiği bir refleks yerine, geleneğin ve toplumsal iradenin yön verdiği bir tavır sergileniyor. Park girişlerinde ise savaşın izleri unutulmuyor; son 34 günde hayatını kaybedenler için ağaç dikme çağrıları yapılıyor. Gelenlere fidanlar dağıtılıyor ve bu fidanlar şehrin farklı noktalarına dikilmek üzere hazırlanıyor. Bir yanda ölümün izleri, diğer yanda hayatı yeniden üretme çabası... İran halkı, yasını da direnişini de aynı anda yaşıyor.
Tahran'dan Dünyaya Mesaj: Hayat Devam Ediyor
Tahran bugün sadece bir şehir değil, aynı zamanda güçlü bir mesajın taşıyıcısı. Uçakların alçak uçuşla yarattığı korkuya rağmen parkları terk etmeyen bu insanlar, dünyaya sessiz ama anlamlı bir cümle kuruyor: hayat devam ediyor. Bu, yalnızca bir bayram kutlaması değil; sivil halkın, savaşın en ağır yükünü taşıyanların, kendi topraklarına ve yaşamlarına sahip çıkma iradesinin tezahürü.
Belki de bugün Tahran'da en güçlü silah ne füzeler ne de uçaklar... Bugün en güçlü şey, korkuya rağmen kurulan sofralar, yakılan mangallar ve çimenlere oturan insanların sergilediği dayanışma ruhu. Toprağa düşen her can için toprağa bir ağaç bırakılarak, yaşamın sürekliliği vurgulanıyor. İran halkı, Nevruz'u kutlarken aynı zamanda varoluş mücadelesini de sürdürüyor.



