ERSİN RAMOĞLU (GÜNEY) Cumhuriyet savcıları 18 Haziran 2026, Perşembe Önce bir hatırlatma... Atatürk, 9 Ekim 1925'te cumhuriyet savcılarına hitaben şöyle diyordu: "Türkiye Cumhuriyeti'nde kimsesiz bir birey yoktur. En güçsüz ve en kimsesizlerin yardımcısı devlet ve onun kamu hukuku temsilcileri olan cumhuriyet savcılarıdır." Bu söz sadece duvara asılacak bir vecize değil, devletin adalet anlayışının özüdür. Bugün Adalet Bakanı Akın Gürlek'in İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde ortaya koyduğu tavır da budur. Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin'in tavrı da aynıdır. Bahis baronlarının ensesine çöken... Uyuşturucu tacirlerinin uykularını kaçıran... Adliyeyi ticarethaneye çevirmek isteyenlerin düzenini bozan... Hep aynı devlet refleksidir. Bu yüzden "Kürşat gitti" haberleri yarasaları sevindirmişti. Hevesleri kursaklarında kaldı ama.
***
Şahin de Gürlek de güçlü ve zenginden yana değil, devletten ve milletten yana saf tutan hukukçulardır. Yetimin hakkını korumak için, mağdurlarının sesi olmak için, masum çocukların hesabını sormak için 7/24 görev başındalar. Uyuşturucu kullanan sözde sanatçılar, Gürlek'in kararlı tavrıyla kodesi boyladılar. Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin'in tavizsiz tutumu, dokunulmaz sanılan birçok ismin keyfini kaçırdı. Akın Gürlek olmasaydı bugün Zeydan Karalar davul zurna eşliğinde Adana üç ayak oyunu oynayacaktı. 2014'te Seyhan Belediye Başkanı seçildi. Sonra Büyükşehir'e geçti. Yığınla rüşvet iddiasına rağmen ona dokunan olmadı.
***
Oysa mevcut iddialar buzdağının görünen kısmı. Görünen kısmı buysa görünmeyen kısmını düşünmek bile insanın başını döndürüyor. Kimileri belediye başkanlığı yapar. Kimileri de Zeydan gibi belediyeyi aile şirketine çevirir. Aradaki fark budur. Muhittin Böcek... Mustafa Bozbey... Tanju Özcan... Özkan Yalım... Ekrem İmamoğlu isimleri yolsuzluk abidesi dikti. Hiçbiri yolsuzlukta Karalar'ın eline su dökemez. O işini amatörce değil profesyonelce yapıyor. Minareyi çalmadan kılıfını hazırlar. Yani yağmur yağmadan şemsiyesini açar.
***
Asıl ilginç olan ise sonrası... Görevden uzaklaştırılmış ama belediye binasını seçim bürosuna döndürmüş. Afişler... Fotoğraflar... Özgürlük çadırları... Sanki belediye hizmet binası değil de seçim koordinasyon merkezi. İnsan ister istemez soruyor: Görevden alınan kim? Görevde kalan kim? Yetkiyi kullanan kim? Kararı veren kim? İhalelere kim yön veriyor? Hak edişlere kim karar veriyor? Eğer bütün bu iddialar doğruysa ortada sadece siyasi bir tartışma değil, devlet otoritesine meydan okuma var.
***
Çünkü devlet görevden uzaklaştırmış. Ama bazıları hâlâ "Ben bildiğimi okurum" havasında. Atatürk'ün tarif ettiği cumhuriyet savcısı tam da böyle zamanlarda ortaya çıkar. Makama bakmaz. Paraya bakmaz. Nüfuza bakmaz. Siyasi etikete bakmaz. Dosyaya bakar. Belgeye bakar. Delile bakar. Bu yüzden dürüst insanların savcıdan korkmasına gerek yoktur. Ama hesabı verilemeyen işler varsa... O zaman savcı kapıyı çaldığında uykun elbette kaçacaktır. Zeydan Karalar, Aziz İhsan Aktaş davasında savunma yaparken savcının mütalaasına katılmamış... Delil falan yok demiş... Vah vah çok yazık, adamı 7 ay boşuna yatırmışlar demek! Ulan sen milleti ve devleti aptal mı sanıyorsun? O dört fabrikayı, o villa ve evleri nasıl aldığın bilinmiyor mu sanıyorsun?..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Yazarın Önceki Yazıları
- Bukalemun siyaseti (17.06.2026)
- Sağlam ortak (11.06.2026)
- 17 bin çeyrek altın hikâyesi (10.06.2026)
- Tümü



