Abdullah Ercan'dan Dünya Kupası itirafları: Ayran içtiğim yere madalyamla döndüm
Abdullah Ercan'dan Dünya Kupası itirafları: Ayran içtiğim yere madalyamla döndüm

2026 Dünya Kupası heyecanı yarın başlıyor. 24 yıl önce Dünya Kupası'nda üçüncü olan A Milli Takım'ın sol beki Abdullah Ercan, dev organizasyon öncesinde SABAH Spor'un sorularını yanıtladı. İşte o özel röportajdan satır başları...

2002'de kaç yaşındaydınız?

30 yaşındaydım. Hemen bir anekdot anlatarak başlayayım. Ben doğma büyüme İstanbulluyum ve Taksim'liyim. 2002'de bizi karşılamak için platformun kurulduğu yer Taksim Parkı'ydı. O park, o alan benim küçükken ayranına maç oynadığım yerdi. Yedişerli takımlarla maç yapıyorduk, kazanan karşı taraftan ayran içiyordu. Kısmete bakın ki 2002'de bizi karşılamak için kutlama platformu orada kuruldu. Oraya çıktığım an dedim ki; vay be nerede başladık, nereye döndük. Ayran içtiğimiz yere, madalyamızla geldik.

Bir futbolcu için Dünya Kupası'nda mücadele etmek ne anlam ifade eder?

Biz de ilk kez katılmıştık, neyin ne olduğunu ilk başta anlamadık. Hatta Brezilya maçından sonra işin farkına vardık, çünkü kaybetmiştik. Devam etmemiz lazımdı. Daha önce Avrupa Şampiyonası deneyimimiz vardı. 1996 ve 2000'de oynadım ama Dünya Kupası hiçbirine benzemiyor. Avrupa Şampiyonası'nda rakiplerin sadece Avrupa'dan. Dünya Kupası'nda Asya, Afrika, Güney Amerika çok farklı takım var. Oraya giden oyuncular da bana hak verecektir, inanın hiç Avrupa Şampiyonası'na benzemiyor.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Maçlardan önce kampta neler yaşanıyordu?

Bizim oyun konusunda bir sıkıntımız yoktu. 10 senedir birlikte oynayan, artık ne oynanacağını bilen bir takımdık. Çok iyi bir takım sinerjisi vardı. Bu takımda da bu oluşmuş, oyunu oynarlarken görüyorsunuz. Bir milli takım bir başarı elde edecekse o takımı kulüp takımı hüviyetine sokmak lazım. O zaman Fatih Terim bunu başlattı. Mustafa Denizli 2000'de, Şenol Hoca da 2002'de çok başarıyla uyguladı. Şimdi de aynı şey var. Burada da bir kulüp takımı havası var. O zaman sadece iki oyuncu yurt dışından geliyordu, şimdi yarısından fazlası yurt dışında oynuyor. Bu avantaj.

10 grup maçının 9'unda oynamış biri olarak Dünya Kupası kadrosundaydınız ama bir dakika bile süre almadınız. Bu nasıl bir duyguydu?

Yapma, bunu sorma… Aradan 24 yıl geçti, ne ben bunun nedenini sordum, kimse de bu soruya cevap vermedi. Ama kırgınım. O takımın oraya gelmesinde büyük emeğim var ama bir dakika bile süre almadık. Hatta takımda süre almayan bir yedek kaleci, bir de ben vardım.

Peki maç kadroları açıklanırken her seferinde bekleyip adınız yazılmadığında bir tepki ortaya koymadınız mı?

İkinci dediğini yapmak zorundaydım. Öyle bir ortamda kimse farklı davranamaz. Hatta takım içindeki oyuncular benim oyuna girmemi çok istediler. Ama o günün antrenörü böyle uygun gördü. Süre almadınız ama sonuçta bir Dünya Kupası üçüncülük madalyanız var. Benim hayatım boyunca alacağım en büyük madalya. Bende var ve bundan sonra da zor alınacağını düşünüyorum. Türkiye futbolunun en büyük başarısında ben vardım. Bundan büyük bir başarı yok.

Madalyanın değeri sizin için nedir?

Önce şunu anlatayım, yaşadığım ilginç bir olaydır. Beni bir internet şirketi aradı ve 'Formanızı ve madalyanızı almak istiyoruz' dedi. Formaya 7300 Euro, madalyaya da 30 bin Euro en alt limit verebileceğini söyledi. Ama bu madalyanın değeri paha biçilemez. Herkes o dönem bize para veriyordu. Madalyam ben öldükten sonra oğluma kalacak. Bırakacağım en büyük miras bu.

Montella'yı beğeniyor musunuz?

Montella, Türk futbolunu kaos oyunundan kurtardı. Milli Takım'ın ne oynadığı belli değildi. Montella ile bu değişti. Artık belli prensipleri olan bir takım var.

Ama o da santrforsuz oynatıyor diye eleştiriliyor?

Santrforsuz oyun da üç forvetle oynuyor, insanlar onu göz ardı ediyor. Arda'yı da sayarsan dört tane. İnsanlar artık çok pivot santrforla oynamıyor. Son Şampiyonlar Ligi şampiyonu PSG'ye bak.

Türkiye'de santrfor yetişmiyor mu?

Niye yetişmiyor, tercih edilen kadrolara bak, o bölgedeki bütün oyuncular yabancı. Oynanan lige bak. Yabancı kuralının 10+4 olması doğru mu o zaman? Ben sınırlar konulmasına karşıyım. Sayılarla futbol oynanmasına karşıyım. 10+4 Türk futbolu için çözüm olmaz.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Sizin milli takımla bu takımı karşılaştırırsanız isim isim neler söylersiniz?

Aslında benzerlik de var, farklılık da... Bir kere hocalar farklı. Bizimki Türk'tü ama Montella'nın da Türk'ten kalır yanı yok. Doğruyu söylemek gerekirse bu takımda çözüm üretecek daha çok isim var. Ama şöyle de bir şey var. Türk futbol tarihinin en büyük başarısını da biz elde ettik. Şimdi diyorlar ki 'Şu daha iyi, bu da daha iyi.' Önce büyük bir başarı elde etsinler de görelim. Bizim yaptığımızı birileri geçene, kupada final oynayana kadar en iyisi biziz.

İki takım arasındaki ruh olarak fark çok yok ama bizim bir avantajımız; 93'ten beri beraber oynayan en az 10 oyuncu vardı. Akdeniz Olimpiyatları'ndan beri birlikte oynuyorduk. 7-8'i ilk 11 oyuncusuydu. İstikrar adına bu önemli.

Bugünkü milli takıma bir abileri, bir hocaları olarak bir mesajınız var mıdır?

Bu milli takımın sinerjisi çok güçlü. Heyecanları çok yüksek. İnşallah yolları çok açık olur.

Rahmetli Lucescu son milli maça geldiğinde 'Bu milli takımın temellerini ben attım' dedi, doğru mudur?

Doğru! Ben o zaman ümit milli takım sorumlusuyum. Beni çağırdı. 'Ben bu milli takımı gençleştireceğim, Ümit takımdan kaç tane oyuncu verebilirsin? Kimler A takımda oynama potansiyeline sahip' dedi. Ümit takım da o zaman yarışıyor. Merih Demiral, Zeki Çelik, İrfan Can Kahveci, Emre Mor aklıma gelen bunlar. Cesaret gösterip aldı ve oynattı.

Bu sorudan bağımsız bir şey söyleyeyim. Ben çok hocayla çalıştım. Lucescu gibi bir antrenör görmedim. Antrenman bilimi, tekniği ve öğretmek adına ondan iyisini görmedim. Ümit takım sorumlusuydum, onun idmanlarını izliyordum, istediği taktiği oyunculara bu kadar net geçiren bir hoca bir tek onda gördüm.

Bir de dönüş yolculuğunuz var, F16'ların eşlik ettiği. O an neler hissettiniz?

Sarp'tan ülkeye girerken iki F16'nın kanadın ucuna gelip orada bulunması insanın gözlerini dolduruyor. Hayatımızda böyle bir şey yaşamamıştık. Yolcu uçağı ile gidiyorsunuz, bir F16 sağda biri solda. Sonrasında bir iletişim oldu uçakla, 'Bizlere yaşattığınız güzel duygular için sağ olun. Yuvanıza hoş geldiniz, sizlerle gurur duyuyoruz. Size İstanbul'a kadar eşlik edeceğiz' diye bir anonstu. O anı hayatım boyunca unutamam. Ben bir savaş uçağını ilk kez o kadar yakından gördüm.

Milli Takım'da oyun tarzı olarak sizi en çok etkileyen oyuncu kim?

Arda Güler…

Hangisinin yokluğu bizi çok etkiler bir sakatlık durumunda?

Hakan Çalhanoğlu.

Bu takımın bir ağabeye ihtiyacı var mı?

Hakan abi zaten. Ama Türk futbolu abilik işlerini geçmeli. Bazı oyuncular dışarıda kaldı. Bazıları kendi takımında oynamadığı halde milli takımda. Bu işin geleneği bu mudur? Biz bunlarla yola çıktık, böyle devam mıdır? Gelenek diye bir şey olmaz! Oyuncu beğenme kriterleri farklı olabilir. Buna yol arkadaşlığı, yoldaşlık diyebiliriz. Hocamız Montella 'Takımlarında oynamasalar bile benim ne oynatmak istediğimi onlar biliyor. Yeni birine öğretmek için sürem yok' diyor. Saygı duyuyorum. Montella takımlarında oynamayanları çek etmeliydi.

Bölge bölge gidersek nasıl bir kadro bekliyorsunuz?

Uğurcan kalede. Sağ bekte Mert Müldür ya da Zeki. Son form grafiğine göre Zeki. Stoperler Merih ve Abdülkerim uyum açısından. Solda da Ferdi. Hakan olmazsa olmaz. Arda keza olmazsa olmaz. Kenan, Barış sakat değilse Kerem merkez santrfor. Orta sahada rakibe göre ya Orkun ya da İsmail oynayacak.