Müzik sektörü, tarihinin en büyük dijital kırılmalarından birini yaşıyor. Yapay zekâ araçlarının tek bir komutla saniyeler içinde kusursuz şarkılar ürettiği, telif haklarının ve dijital kimliklerin gri alanda sıkıştığı bu yeni düzende; sanatın tanımı da sil baştan yapılıyor. Stüdyo, aranjman ve prodüksiyon maliyetlerinin tavan yaptığı bir dönemde yapay zekâ bağımsız müzisyenler için bir zorunluluk asistanı mı, yoksa yaratıcılığı tembelliğe iten bir etik ihlali mi?
İşte tam bu tartışmanın göbeğinde, iki farklı dünyanın enstrümanını da kullanan bir isim duruyor: Çiğdem Çelik. Kurumsal finans dünyasında küresel projeler yöneten bir yazılım mühendisi; aynı zamanda Timur Selçuk'un tedrisatından geçmiş, telif gelirlerini sosyal sorumluluk projelerine dönüştüren vizyoner bir sanatçı. Yapay zekâyla kaybettiğimiz iki usta sanatçının sesini kopyalayıp düet yapacak kadar teknolojinin sınırlarını zorlayan ama “Etik değil” diyerek o kaydı yayınlamadan arşivine gömecek kadar da sanata saygı duyan Çiğdem Çelik, Habertürk'e özel açıklamalarda bulundu.
“Neyle Başlarsanız Genellikle Onunla Devam Ediyorsunuz”
Yazılım mühendisliği hikâyesinin ailesinin yönlendirmesiyle başladığını belirten Çelik, “Başarılı bir öğrenciydim; 'Bilgisayar mühendisliği okusun, yazılım tarafına yönelsin' dediler. Üniversitede Bilgisayar Mühendisliği okuduktan sonra sektöre girdim. Yazılımda ilk girdiğiniz şirkette neyle başlarsanız genellikle onunla devam ediyorsunuz. İlk şirketimde yeni bir bankacılık projesi yazılıyordu; 2 yıl orada yazılım mühendisi olarak çalıştım ve öyle de devam etti. Zamanla bana çok uygun bir meslek olduğunu fark ettim” dedi.
“Duygusal Açlıkla Müziğe Döndüm”
Müzik hevesinin her zaman var olduğunu vurgulayan Çelik, “İlkokuldan itibaren topluluk önünde şarkı söylüyordum; gösterilerde, şiir dinletilerinde yer alırdım. Liseye kadar hep böyleydi, üniversitede de konserler verdim. Fakat çalışma hayatına atılınca, o koşturmacada müzik bitti. Duygu olarak 'Artık kariyerime odaklanacağım' dedim. 30 yaşıma geldiğimde, hem kariyerim istediğim noktaya ulaşmıştı hem de çocuklarımı kucağıma almıştım. İşte o zaman içimde bir sorgulama başladı; 'Hayatımda bir fark yaratmalıyım' dedim. Biraz duygusal bir açlık diyelim... Kurumsal hayattan bu fikrime katılan arkadaşlarım da vardı. Önce bir koro kurduk, o koroda yer aldım ve müzikle yeniden iç içe olmaya başladık” ifadelerini kullandı.
“Ailemden Habersiz Kurslara Gittim”
Ailesinde müzisyen olmadığını ancak iyi bir kulağa sahip olduğunu söyleyen Çelik, “Babam, ben 10 yaşındayken bir org almıştı. Hiç nota bilmeden, sadece dinleyerek 'Ankara'nın Taşına Bak'ın melodilerini çıkarmıştım. Lisede ve üniversitede onlardan gizli gizli hem piyano hem de şan kurslarına gittim. Çünkü kuralları biraz katıydı” diye konuştu.
“Bundan Hiç Pişman Değilim”
Sonrasında birçok değerli sanatçıyla tanıştığını belirten Çelik, “Önce Ruhi Su Kültür Merkezi'nde Rus bir piyanist ve şan öğretmeninden ders aldım. Sonra Timur Selçuk ile tanıştım; onunla nefes teknikleri üzerine çalıştık. Orada popüler kültürün uzağında, işin çok daha teknik ve mutfak tarafı olduğunu fark ettim ve klasik taraftan yürümeye karar verdim. Bundan da hiç pişman değilim” dedi.
“En Önemli Özelliği Disiplinli Olması”
Timur Selçuk’un çok disiplinli biri olduğunu anlatan Çelik, “İşten çıkıp koştur koştur dersine giderdim; iki-üç dakika bile geç kalsam kabul etmezdi. En önemli özelliğinin disiplin olduğunu söyleyebilirim, bana o anlamda askeri bir disiplin kattı. Nefesi düzgün kullanma, şarkıyı doğru söyleme ve doğru basma konusunda çok disiplinli kuralları vardı. Şu anda da şan hocam Burcu Hancı ile devam ediyoruz; her konser öncesi mutlaka derslerimize devam ederim” şeklinde konuştu.
“Para Kazanma Aracı Olmadı”
Belli bir döneme kadar hep korolarda şarkı söyledikten sonra kişisel projelere yöneldiğini ifade eden Çelik, “Çocukluk arkadaşım keman virtüözü Muhammed Yıldırır ile bir albüm çalışması yaptık. Keman derslerimi kendisinden almıştım. Konu konuyu açtı, stüdyoya girdik ve benim kendi bestelerimi seslendirdik. Çok güzel, organik bir çalışma oldu; her şey canlı çalındı. Bu çalışmayı Türkiye için çok önemli bir vakıf olan Türkiye Kadın Oyunları Festivali yararına sunduk. Kadın cinayetlerine dikkat çekmek, bu acıya dayanamadığımı göstermek için bir misyon üstlendim; bir nebze de olsa sessizlerin sesi olmak istedim. Klibini de kendim çektim ve Türkiye Kadın Oyunları kapsamında ilk defa orada yayınlandı. Yine aynı albümdeki bir bestem bir film müziği olarak kullanıldı ve oradan minik de olsa bir telif geliri elde ettim. Tabii hemen düşündüm: 'Ben bu telif gelirini ne yapacağım?' Çünkü müzik benim için hiçbir zaman bir para kazanma aracı olmadı. Amacım fayda sağlamak ve ses getirmekti. Misyonum da bu oldu; kendim üreteceğim, bu üretim bir yardıma dönüşecek” dedi.
“İnsana Dair Hatayı Arıyorum”
Mühendisliğin sanata katkısını değerlendiren Çelik, “Bana göre yazılımdaki algoritma mantığı ile sanattaki yaratıcı düşünce hemen hemen ortak. İkisi de yaratıcılığa tabi olduğu için birbirini çok destekliyor. Mesela ben geçmişte teknolojik sanat eserlerinin yazılıma dönüştürülmesi üzerine bir çalışmaya gönüllü katılmıştım. Çağdaş sanattaki modern eserler artık yazılımla yapılıyor. Yapay zekâyı hayatımızın bir parçası olarak görüp, onu daha üretken ve verimli olmak için kullanmayı hedefliyorum. Yoksa yapay zekâya müzik yaptırıp onu söylemek bana o duyguyu vermiyor. Kendim denedim, çok önemli sanatçıların yapay zekâ araçlarını ne kadar ileri götürebileceğini test ettim. Kusursuz notalar çıkıyor ama duygusal açıdan beni tatmin etmedi. Ben o sesteki detoneyi, insana dair hatayı arıyorum” ifadelerini kullandı.
“İleride Anlayabilecekler”
Sıradan dinleyicinin yapay zekâ ile üretilmiş bir şarkıyı ayırt edip edemeyeceği sorusuna Çelik, “Şu an belki tam anlayamıyorlar ama ileride anlayabilecekler. Bazen arkadaşlarım bana 'Şöyle bir şarkı yaptım' diye dinletiyor, yapay zekâ olduğunu tınılardan hemen anlıyorum. Müzik birliklerine (MESAM, MSG) sormuştum; 'Yapay zekâyla şarkı yapsam bunu nasıl ayırt edeceksiniz, yasal altyapısı nedir?' diye... Henüz tam bir gri alan. Eğer bir insan yapay zekâyı kusursuz kullanıyorsa belki bir dâhidir ama işin erbabı o ruhsuzluğu hisseder” yanıtını verdi.
“Mavi” Şarkısının Hikâyesi
“Mavi” adlı şarkısının hikâyesini anlatan Çelik, “Toksik bir ilişkide olan bir kadının, severken vazgeçmek zorunda kalışını anlatıyor. Şarkıyı daha önce çıkarmıştık, klibini de çekmiştik ama içime sinmeyen bir yer vardı. Orayı düzelttim, şarkının süresi de kısaldı. Yeniden klip çekmek gerekiyordu. Kurumsal hayatta yoğun çalıştığım için zamanım kısıtlıydı. Dışarıdan klip fiyatı araştırdığımda çok yüksek meblağlar karşıma çıktı. Ben de 'Oturup kendim yapacağım' dedim ve yapay zekâyı bir asistan olarak kullandım. Senaryoyu, karakterleri, komutları tamamen kendi istediğim gibi kurguladım. İlk klip de çok emek doluydu ama bu sefer tamamen kendi içime sinen, öğrenmeye açık olduğum bir süreç oldu. Bir sonraki şarkım da bir kış şarkısı, onun senaryosu da hazır, yine yapay zekâ desteğiyle klibini kendim hazırlayacağım” dedi.
“Etik Değerlere Bakmak Lâzım”
Yapay zekâyla şarkı üretmenin zorunluluk mu tembellik mi olduğu sorusuna Çelik, “Bence maliyetlerden ötürü bir zorunluluk. Konservatuvar okumamış ama sanata tutkulu çok insan var kurumsal hayatta. Şu an bir stüdyoya girmek, müzisyenlere ödeme yapmak, aranjman yaptırmak inanılmaz yüksek maliyetler. Eğer müzik sektörü bu maliyetleri bir parça aşağı çekebilirse, yapay zekâya olan bu zorunlu eğilim azalabilir. Çünkü sanatçı görünür olmak ister. Ancak, tüm şarkıyı yapay zekâya ürettirip; 'Ben yaptım' demek işin okulunu okumuş, hayatını buradan kazanan insanlara büyük bir ayıp olur. Etik değerlere bakmak lâzım. Geçtiğimiz yaz, Türkiye'nin rahmetli olmuş çok önemli iki isminin sesini yapay zekâyla kopyalayıp kendi şarkımda düet yaptırdım. Teknolojinin sınırını görmek adına en üst seviyeydi ama bunu etik bulmadığım için hiçbir yerde paylaşmadım, sadece kendimde sakladım. Başkasının ekmeğine mani olmaktan korkarım, bu yüzden kendi projelerimi hep yardım konserlerine çeviriyorum” şeklinde konuştu.
“Yapay Zekâ İşimizi Elimizden Alamayacak, Bizi Daha Üretken Kılacak”
Önümüzdeki 10 yıl içinde yazılım ve yapay zekâ alanında beklenen gelişmelere değinen Çelik, “Özellikle tıp alanındaki gelişmeleri çok sıkı takip ediyorum. Finans alanında zaten bir çalışma grubumuz var ama tıp, uzun yaşam ve biyomühendislik alanı büyüleyici. Örneğin, dünyada bu alanda çok önemli olan Prof. Dr. Utkan Demirci'nin projelerini yıllar önce bir yazılımcı olarak incelemiştim. Yapay zekâ kullanarak mikroçiplerle sperm ve yumurta kalitesini ölçüyorlardı. Şimdi aynı ekip, kandaki eksozomları yapay zekâyla ayırarak kanser taramalarında, erken teşhiste ve hatta botoks yerine geçebilecek cilt gençleştirme çalışmalarında inanılmaz işler yapıyor. Yapay zekânın teşhiste bir tıp doktorundan daha hızlı ve doğru sonuçlar verdiği durumlar var. Yapay zekânın işimizi elimizden alacağını değil, bizi daha üretken kılacağını düşünüyorum. Suno gibi müzik araçları ise bir süre sonra insanları doyuracak. Çünkü milyonlarca ruhsuz beste türeyecek ve insan yine o gerçek duyguyu arayacak” ifadelerini kullandı.
“Yönetim Kurullarında Yapay Zekâ Üyesi Olması Gerek”
Finans sektöründe yapay zekânın rolüne ilişkin Çelik, “Kendi kurumum adına stratejik bilgi veremem ama genel olarak artık dünyada ve Türkiye'de şirketlerin yönetim kurullarında bir 'Yapay Zekâ Üyesi' olması konuşuluyor. Karar alma süreçlerinde verileri değerlendirip fikir beyan edecek bir araç olacak ama nihai kararı elbette yine insan verecek” dedi.
“Dünyada Pek Örneği Yok”
Kurumsal hayatta bir sanatçı olmanın keyifli olduğunu belirten Çelik, “Biraz da işin eğlenceli tarafındayım. Şirkette bir kutlama olduğunda arkadaşlarımı toplar, şarkı söyleriz. Hatta önemli toplantılar öncesinde insanları motive etmek için minik konserler verdiğimi bilirim. Geçenlerde eski çalıştığım şirkette TÜBİTAK ile bir kripto projesinde çalışırken, bir kadın iş ortağımız yanıma gelip; 'Biz sizin bu projede olduğunuzu bilmiyorduk, ben sizin konserinize gelmiştim' demişti. Böyle tatlı anlar oluyor. Şu an çalıştığım kurum dünyada 62 ülkede yer alan küresel bir banka. Benim bu müzikal çalışmalarımı desteklemek adına şarkımı tüm dünyadaki çalışanlarla paylaştılar. Bu sayede Avustralya'da gitar çalan bir meslektaşımızla, Hong Kong'da koroda yer alan bir çalışma arkadaşımla tanıştım. Şimdi sanatın bu birleştirici gücüyle ülkeler arasında çok kültürlü, çok dilli bir sanat köprüsü kurmayı planlıyorum. Dünyada pek örneği yok, yakın gelecekte bunu hayata geçirmek istiyorum” diyerek sözlerini tamamladı.



