Yapay Zeka Tırışkadan İşleri Yok Edecek
Murat Ülker, antropolog David Graeber'in "Tırışkadan İşler" kitabından örnekler vererek şirketlerde gerçek değer üretmeyen görevleri sınıflandırırken, yapay zekâ uzmanı Ethan Mollick'in değerlendirmelerine de yer verip üretken yapay zekânın rutin işleri devralarak çalışanların daha stratejik alanlara yönelmesini sağlayacağını ifade etti.
Tırışkadan İşlerin Sınıflandırması
Graeber'in "tırışkadan işler" için yaptığı 5'li sınıflandırma şu şekilde: Emir erleri, infazcılar, yamacılar, kutu doldurucular ve iş yığıcılar. Bu kategoriler birbirinden keskin çizgilerle ayrılmıyor; bazen iç içe geçiyor, bileşik formlar oluşturuyor.
Murat Ülker'in Yazısı
Sıradan bir gün kalktınız, hazırlandınız ve işe geldiniz, masanıza oturdunuz, bilgisayarınızı açtınız, mailinizi kontrol ettiniz. Birkaç tanesine kısa yanıtlar yazdınız, gerisi sonra bakılmak üzere bekliyor. Saat onu gösterdiğinde bir toplantıya girdiniz. On bir buçukta masanıza döndünüz, bir rapor açtınız, birkaç satır yazdınız, sonra bir süre ekrana baktınız. Öğleden sonra bir tane daha toplantı var, sanki dünkünün devamı; dünkü de öncekinin devamı gibi, araya birkaç mail daha sıkıştırdınız, bir Excel dosyasını açıp kapattınız, bir iş arkadaşınızla koridorda karşılaşıp kısa bir sohbet ettiniz. Saat beşte bilgisayarınızı kapattınız ve eve döndünüz. Yolda kendinize ne sordunuz, bilmek mümkün değil, ama yazarımız şunu soruyor: Bugün gerçekten ne yaptınız? Yaptığınız şeyin bir karşılığı var mıydı? Daha doğrusu, yaptığınız iş yarın yok sayılsa fark eden olur mu?
Kendinize bu soruyu sormak çok rahatsız edici, çünkü çoğumuz hayatımızın önemli bir kısmını işte harcıyoruz ve bunun bir anlamı olmalı. Yaptığımız işin bir yararı olduğunu, hayatta bir fark yarattığını düşünmek istiyoruz. Ama öyle değilse, somut bir katkısı yoksa hatta gereksizse…
David Graeber ve Tırışkadan İşler Kitabı
David Graeber'in Bullshit Jobs: A Theory yani Tırışkadan İşler kitabı bununla ilgili; milyonlarca insanın yapmasına gerçekten ihtiyaç olmayan işler neden var, toplum neden sorgulamıyor. Graeber, London School of Economics'te antropoloji profesörlüğü yapmış, aynı zamanda Occupy Wall Street hareketinin kuruluşunda aktif rol üstlenmiş bir akademisyen ve aktivist. 2020 yılında, onu 59 yaşında kaybettik. Tırışkadan İşler, onun en çok yankı uyandıran eserlerinden biri, bizde ve dünyada birçok baskısı var, en son baskı 2025.
Kitabın hikayesi 2013 yılına, yani covid19 salgının öncesine dayanıyor. Evden, yerinden uzaktan çalışmaktan bahsetmiyor, ama tırışkadan işler her kategoride var. Graeber radikal bir dergi olan Strike! için On the Phenomenon of Bullshit Jobs, yani Tırışkadan İşler Olgusu Üzerine bir deneme yazıyor kitap olarak ise 2019'da yayımlanıyor. İnsan kaynakları danışmanları, iletişim koordinatörleri, halkla ilişkiler araştırmacıları, finansal strateji uzmanları, şirket avukatları gibi işleri sayan Graeber: Bunlar tam olarak ne yaptıkları anlaşılmayan; hatta bazen iş görenlerin kendileri tarafından bile açıklanamayan pozisyonlar. Bu işler gerçek mi, yoksa bu işleri görenler de gereksiz olduğunu mu düşünüyor?
Yapay Zeka ve Tırışkadan İşler
Bugün durum çok daha vahim; işi bir yapay zekâ daha hızlı, hatasız ve ucuza yapınca nolacak? İşler ortadan kalkacak mı? Yapay zeka modelleri daha çok Graeber'in dediği gibi anlamsız ve fark yaratmayan yani gereksiz, ama kolayca otomatikleştirilebilen, çoğu zaten içi boşalmış, tekrar eden, görünürde iş olan faaliyetleri hedef alıyor.
Graeber'in kitabı makalesinden 5 yıl sonra 2018 yılında yayınlandığında büyük yankı uyandırıyor, birkaç hafta içinde bir milyonun üzerinde okunuyor, on iki dile çevriliyor. Beyaz yakalı profesyoneller, isimsiz mesajlarla Graeber'e ulaşıp işlerinin ne kadar anlamsız olduğunu anlatıyorlar. YouGov araştırma şirketi, İngiliz çalışanların yüzde 37'sinin işlerinin dünyaya anlamlı bir katkı sunmadığı bulgusuna ulaşan bir anket yapıyor. Hollanda'da yapılan benzer bir ankette bu oran yüzde 40'a çıkıyor. Graeber bir milyonun üzerinde insanın hissettiği bir duyguyu yazmış.
Bugün LinkedIn'de, Reddit'te, hatta kurumsal WhatsApp gruplarında insanlar işimi YZ zaten yapabiliyor diyorlar; özellikle içerik üretimi, müşteri hizmetleri, veri raporlama ve hatta bazı hukuk metni hazırlama süreçlerinde çalışan beyaz yakalılar, kendi rollerinin aslında bir tür ara yüz olduğunu fark ettiler.
Tırışkadan İş Kavramı ve Tanımı
Tırışkadan iş deyince kavramı sağlam bir çerçeveye oturtmalıyız. Mesela, Alman ordusunda bir asker, bilgisayarını koridorda iki oda ötesine taşıyacak. Askerin en temelde yapması gereken, bilgisayarı kucağına alıp yürümek. Ama sistem böyle işlemiyor. Asker bir form dolduruyor, form bilişim taşeronuna gidiyor, bilişim taşeronu onaylayıp lojistik firmasına iletiyor, lojistik firması talebi taşeron şirkete gönderiyor. Eksper taşeron araç kiralıyor, kışlaya gidiyor, bilgisayarın fişini çekiyor, kutuya koyuyor, kutuyu mühürlüyor, lojistik firmasından birisi kutuyu iki oda öteye taşıyor; eksper kutuyu açıyor, bilgisayarı bağlıyor, formları dolduruyor, imzaları topluyor, kiralık aracıyla evine dönüyor ve evrak dosyasını kargoluyor. Askerin kendisinin iki oda öteye yürüyerek halledebileceği bir iş için iki kişi toplam altı ila on saat çalışıyor, on beş sayfa evrak dolduruluyor ve vergi mükellefinin cebinden dört yüz euro çıkıyor.
Tırışkadan iş, işi yapanın bile bu işin varlığını gerekçelendiremeyeceği kadar anlamsız, gereksiz ya da zararlı bir ücretli istihdam biçimidir; üstelik çalışan, istihdam koşulları gereği durumun böyle olmadığını iddia etmek zorunda hisseder. Anlayacağınız üç koşul bir arada. Anlamsızlık, farkındalık ve “mış gibi yapma” zorunluluğu.
Yapay Zeka Bir Anlam Testidir
Yapay zeka bir iş yok edici değil; bir anlam testidir. Bir iş yalnızca “mış” gibi yapmaktan ibaretse yapay zeka onu görünür kılar ve gereksizliğini açığa çıkarır. İş gerçekten toplumsal değer üretiyorsa, yapay zeka onu ortadan kaldırmaz; aksine güçlendirir. Örneğin; haftalık rapor hazırlayan bir çalışan düşünün. Eğer bu rapor gerçekten karar vermeyi etkiliyorsa, yapay zeka bu süreci hızlandırır. Ama kimsenin okumadığı bir raporsa, o pozisyonun anlamsızlığı ortaya çıkar.
Tanım gereği bir işi tırışkadan iş yapan şey, işi yapan kişinin iç dünyasında yaşanıyor. Peki, işi yapan kişi gerçekten en doğru yargıya sahip olan kişi midir? Herhangi bir kurumda birkaç yıl çalışmış birisi, o kurumun nasıl işlediğini, kendi emeğinin nereye gittiğini ve gerçekten bir şeye katkı sunup sunmadığını gayet iyi bilir, bilmelidir; katılıyorum. Bu yüzden bir çalışan, benim işimin bir anlamı yok diyorsa, çoğu durumda oldukça geçerli ve güvenilir bir değerlendirmedir.
Yapay Zekâ Çağında İlahi Adalet
Temizlikçi, çöpçü, bakıcı gibi sıkıcı ama gerekli işlerde insan emeğine ihtiyaç duyulurken; iyi maaşlı ama anlamsız işler hızla otomasyona uğruyor. Belki tarihte ilk kez, toplum için gerekli işler değil; prestijli ama içi boş işler büyük risk altında. Bu da modern kapitalizmin değer sistemini oldukça rahatsız edici, değil mi?
Palantir CEO'su Alex Karp'a göre otomasyon arttıkça iki grup çalışan daha güvende: 1) Elektrikçiler, tesisatçılar, teknisyenler gibi sahada çalışanlar: Bu işlerin doğası fiziksel varlığa, istisnai durumlarda karar verebilme becerisine ve yapay zekânın hâlâ zorlandığı karmaşık gerçek dünya koşullarına sahip. 2) DEHB, otizm, disleksi gibi farklı bilişsel yapılara sahip doğrusal düşünmeyen bireyler: Standart kalıpları takip etmezler. Problemleri yeniden çerçeveler, örüntüleri farklı görür ve öngörülebilir mantığın dışında hareket ederler.
Kamu Sektörü mü, Özel Sektör mü?
Tırışkadan iş kavramını ilk kez duyan birinin aklına genelde devlet daireleri gelir. Serbest piyasada bu verimsizliklerin ortadan kalkacağı varsayılıyor. Bunun geçerliliğini büyük ölçüde yitirdiği ve serbest piyasa reformlarının bürokrasiyi çoğu zaman artırdığını savunuyor, Graeber.
Tamamen veya Kısmen Tırışkadan İşler: Gerçek hayatta tamamen siyah veya tamamen beyaz durumlar nadirdir. Graeber'e göre neredeyse her iş bir miktar anlamsız unsur barındırır. Amerikan ofis çalışanlarının asıl görevlerine ayırdıkları süre 2015'te %46 iken, 2016'da %39'a düşmüş; mailler, verimsiz toplantılar ve idari işler artmış. Üstelik hemşireler gibi toplum için hayati öneme sahip meslekler de bu tırışkadanlaşmadan nasibini alıyor; bazı hemşireler zamanlarının yüzde seksenini evrak işleri ve toplantılarla geçirdiklerini söylüyor.
Graeber, işlerin yüzde 37 ila 40'ı tamamen tırışkadansa ve geriye kalan ofis işlerinin de en az yarısı anlamsız faaliyetlerle doluysa, toplumda yapılan işlerin en az yarısı bir fark yaratmadan ortadan kaldırılabilir hesabını yapıyor. Hatta bu rakamın muhtemelen daha yüksek olduğunu söylüyor; çünkü hesaba “ikinci dereceden tırışkadan işler”, yani tırışkadan işlerin varlığını desteklemek için var olan gerçek işler dahil edilmemişmiş.
Tırışkadan İşlerin Anatomisi
Graeber, 2013'teki makalesinin ardından internette başlayan tartışmalardan 124 kişisel tanıklık toplamış; ardından 2016'da Twitter üzerinden açık çağrı yaparak 250'den fazla yeni tanıklık daha derlemiş. Tek paragraftan 11 sayfalık dokümanlara kadar uzanan bu tanıklıklar, toplamda yüz on bin kelimeyi aşan bir veri tabanı oluşturmuş. İstatistiksel analize uygun olmasa da niteliksel bir araştırma için epey yeterli bir örneklem toplamış. Üstelik Graeber, pek çok tanık ile uzun sohbetler yürütmüş, takip soruları sormuş.
Graeber beş temel kategori tanımlıyor: Emir erleri, infazcılar, yamacılar, kutu doldurucular, iş yığıcılar. Yanlış anlaşılmasın, bu kategoriler birbirinden keskin çizgilerle ayrılmıyor; bazen iç içe geçiyor, bileşik formlar oluşturuyor, hatta aynı kişi farklı dönemlerde farklı kategorilere kayabiliyor. Ama her birinin kendine özgü bir mantığı, kendine özgü bir absürtlüğü ve kendine özgü bir sorunu var.
Tırışkadan İşlerde Çalışmanın İnsana Etkisi
Anlamsız bir işe her sabah kalkıp gitmenin, zamanınızın bir işe yaramadığını bilmenin, üstelik bunu kimseye söyleyememenin bedeli nedir? Bazısı için bu pozisyonun mükemmel olduğu düşünülebilir. Ama Graeber'in topladığı yüzlerce tanıklık, bu insanların mutsuz, hatta depresyonda olduğunu gösteriyor. Kendilerini değersiz hissediyorlar, işe giderken ayakları sürüyor; üstelik birçoğu, neden bu kadar kötü hissettiklerini kendilerine açıklayamıyor. Yazarımız bu noktada, tırışkadan işlerin insana ne yaptığını sorguluyor. Bunu yaparken manevi şiddet kavramını kullanıyor; çünkü ona göre mesele sadece can sıkıntısı ya da motivasyon eksikliğinden çok daha derindedir. İnsanın kendini bir birey olarak hissetmemesidir.
1901'de Alman psikolog Karl Groos, dünyada bir şeyi de ben yaptım diye hissettikten sonra oluşan bu duyguya “sebep olmanın hazzı” adını vermiş. Birey bir şeye sebep olabilendir. Bu hazzı kaybeden insan, zamanla kendini de kaybeder.
Zamanınız Kime Ait?
Graeber, modern iş dünyasındaki zamanını satma olgusunun, dünyada bugüne kadar yaşamış pek çok insana epey tuhaf geleceğini söylüyor. Orta Çağ'da bu fikre tüm Roma hukukçuları şaşırırdı. Ama yavaşça gerçekleşti değişim. Fabrikalar mesai saatlerini kaydetmeye, işçiler giriş çıkış saatlerini belgelemeye başladı. Püriten vaizler zamanı iyi kullanmak ahlaki bir görev diyorlardı. İşçiler de bu anlayışı giderek benimsiyordu. Zamanla işçiler saat başı ücret, sekiz saatlik iş günü, fazla mesai hakkı gibi taleplerde bulunmaya başladı. İşte tam da bu noktada boş zaman talep etmek, mesai saatlerinde zamanın patrona ait olduğu fikrini pekiştirdi. Kısa zamanda toplumun çoğunluğu tarafından doğal bir gerçeklik haline geldi.
Oysa insanlık tarihinin büyük bölümünde çalışma hayatı bambaşka bir ritimle ilerliyordu. Çiftçiler ekim ve hasat dönemlerinde yoğun çalışır, arada kalan dönemde ise ufak tefek işlerle vakit geçirirlerdi. Orta Çağ'da tipik bir serf, yılda yirmi ila otuz gün şafaktan akşama kadar çalışıyor, geri kalan günlerde sadece birkaç saat işiyle uğraşıyordu. Bayram günlerinde ise hiç çalışmıyordu ve bayramlar da çoktu.
Neden Tırışkadan İşler Var?
Serbest piyasa gerçekten verimlilik üzerine kuruluysa, eğer rekabet gereksiz harcamaların önüne geçiyorsa, eğer görünmez el kaynakları en rasyonel biçimde dağıtıyorsa, o zaman milyonlarca insanın anlamsız pozisyonlarda istihdam edilmesi nasıl mümkün oluyor? İyi yönetilmeyen, yeterli denetlenmeyen bir devlet dairesinde bu durum nispeten anlaşılabilir ve açıklanabilir. Ama özel sektörde, birbirleriyle rekabet eden şirketlerde, gereksiz insanlara maaş ödemenin hiçbir mantığı olamaz.
Ama “olmamalı varsayımı” o kadar derin ki, insanlar kendi deneyimlerini bu varsayıma uydurmaya çalışıyor. İşinin anlamsız olduğunu hisseden çalışan, galiba bir şeyi kaçırıyorum, büyük resmi göremiyorum diye düşünüyor. Bir şirketin gereksiz pozisyonlar yarattığını gözlemleyen çalışan, muhakkak bir sebebi olmalı diyor. İşte bu “kolektif inkar mekanizması” tırışkadan işlerin bu kadar uzun süre kamusal tartışmanın dışında kalmasının başlıca sebebidir.
Meselenin nedenini gerçekten anlayabilmek için, üç soruyu birbirinden ayırt etmemiz gerekiyor. Neden bir kişi tırışkadan bir işte çalışmayı kabul ediyor? Hangi ekonomik ve toplumsal dinamikler bu işlerin çoğalmasına yol açıyor? Toplum neden bunu bir sorun olarak görmüyor ve neden kimse müdahale etmiyor?
Siyasi boyuta dair Graeber'in sunduğu en çarpıcı kanıt, Barack Obama'nın sağlık reformu hakkındaki bir röportajından. Obama, tek ödemeli bir sağlık sisteminin daha verimli olacağını kabul ediyor; gereksiz evrak işlerinden ve sigorta bürokrasisinden tasarruf edileceğini de biliyor. Ama sonra diyor ki: “Bu, bir milyon, iki milyon, üç milyon kişinin işi demek. Bu insanları ne yapacağız?” Yani dünyanın etki alanı en geniş liderlerinden biri, yönetiminden sorumlu olduğu ülkenin sahip olduğu sistemin verimsizliğini bir gerekçe olarak göstermek durumunda kalıyor. Çünkü bu verimsizlik milyonlarca kişiye iş sağlıyor.
Çalışma Hayatı ve İnsan İlişkileri Robotların İstihdamı ile Nasıl Olacak?
Otomasyon tartışması, tırışkadan işler meselesiyle bağlantılıdır. Otomasyonun tehdit olarak sunulmasını absürt; robotlar fabrika işlerini devralabilir, meyveleri ayırabilir, çok çeşitli analitik görevleri yapabilir; ama kayıp bir çocuğu bulup ailesine teslim edemez, sinirli bir yolcuyu sakinleştiremez, yaşlı bir hastanın elini tutamaz veya bu bizim tercihimiz olmaz.
Bugün McKinsey, Goldman Sachs ve OECD gibi kurumların raporları, bazı sektörlerde işlerin %30 ila %60'ının otomasyona açık olduğunu söylüyor. Ancak kritik olan şu: Bu oranlar yalnızca teknik yapılabilirliği ölçüyor. Gerçek dönüşüm ise sosyolojik olacak. Çünkü insanlar işlerini yalnızca para için değil, anlam için yapıyor. YZ'nin yaygınlaşmasıyla birlikte, milyonlarca insan ilk kez şu soruyla yüzleşecek: Benim işim gerçekten gerekli miydi, yoksa sadece sistemin devamı için mi vardı?
Graeber bir antropolog gibi yazıyor; sistemlerin içerisinde boğulmadan insanları inceliyor. Kimi zaman tanıklıklar rakamlardan daha çok şey söyleyebiliyor. Sonucunda Graeber, tırışkadan iş kavramı ile milyonlarca insanın düşündüğü ama dile getiremedikleri bir duyguyu kamusal alana taşımayı ve düşündürmeyi başarmış birisi.



