Sosyal Medyanın 'Mükemmel Aile' Algısı Doğurganlık Hızını Düşürüyor
Mükemmel Aile Algısı Doğurganlığı Düşürüyor

Sosyal Medyanın 'Mükemmel Aile' Algısı Doğurganlık Hızını Düşürüyor

Enstitü Sosyal tarafından düzenlenen "Türkiye'de Demografik Eşik" başlıklı panelde, doğurganlık hızının yenilenme seviyesinin altına düşmesiyle birlikte nüfusun yaşlanması ve genç nüfusun azalmasının nedenleri derinlemesine incelendi. Panelde öne çıkan en çarpıcı konulardan biri, sosyal medyanın ebeveynlik algısını köklü bir biçimde değiştirmesi oldu.

Yeni Normlar ve Yetersizlik Kaygısı

Uzmanlara göre, Instagram, TikTok ve benzeri platformlarda sıklıkla paylaşılan "kusursuz aile", "başarılı çocuk" ve "ideal ebeveyn" imgeleri, çocuk sahibi olmayı mutluluk kaynağından ziyade ağır bir sorumluluğa dönüştürdü. Enstitü Sosyal Araştırmacısı Nursen Tekgöz, bu durumu şu sözlerle açıkladı: "İyi ebeveyn olmak artık, çocuğa sevgi ve güven vermek değil; onu her alanda eksiksiz yetiştirmek anlamına geliyor. Çocuğun gelişimi, başarısı ve mutluluğu yalnızca ebeveynlerin değil, adeta sosyal çevrenin değerlendirdiği bir başarı ölçütüne dönüşüyor."

Bu yeni normlar, çiftlerde yetersizlik duygusunu besleyerek, çocuk sahibi olma kararını ertelemelerine sebep oluyor. Panelde yapılan değerlendirmelerde, birçok çiftin çocuk isteğini tamamen kaybetmediği, ancak "şartlar uygun olunca" veya "daha hazır hissedince" gibi gerekçelerle bu kararı ertelediği vurgulandı. Bu erteleme eğilimi, zamanla doğurganlık oranının düşmesine yol açıyor.

Öne Çıkan Beş Temel Tespit

Panelde, sosyal medyanın doğurganlık üzerindeki etkilerini özetleyen beş önemli tespit paylaşıldı:

  1. İstek var, cesaret yok: Gençler çocuk istemiyor değil; sosyal medyanın dayattığı "mükemmel ebeveyn" ve "kusursuz çocuk" algısı nedeniyle bu sorumluluğun altından kalkamayacaklarını düşünüyor.
  2. Ebeveynlik çıtası yükseldi: Sosyal medyada normalleştirilen özel okul, kurs, teknoloji ve sürekli mutlu aile görüntüleri; ebeveynlik çıtasını yükseltti, çocuk sahibi olmayı göz korkutucu hâle getirdi.
  3. Aile mahremiyeti kalktı: Çocuk yetiştirmek artık mahrem bir süreç değil; paylaşılan, kıyaslanan ve yargılanan kamusal bir performansa dönüştü. Bu görünürlük baskısı ebeveynliği ağır bir yüke çevirdi.
  4. 'İyi hayat' sunma baskısı: Geçmişte temel ihtiyaçlar yeterliyken bugün ebeveynler çocuklarına "her şeyin en iyisini" sunmak zorunda hissediyor. Bu algı, doğurganlık kararının da sürekli ertelenmesi sonucunu doğuruyor.
  5. Kuşaklar arası telkin: "Biz zorlandık, sen yapma" ve "Erken evlenme, bekle" söylemleri, sosyal medya baskısıyla birleşerek evlilik ve çocuk yaşını daha da yukarı çekti.

Sonuç olarak, sosyal medyanın yarattığı bu baskıcı ortam, çiftlerin çocuk sahibi olma kararlarını olumsuz etkileyerek, Türkiye'nin doğurganlık hızının düşmesine ve nüfus yapısının değişmesine katkıda bulunuyor. Uzmanlar, bu konuda farkındalığın artırılması ve daha gerçekçi ebeveynlik modellerinin teşvik edilmesi gerektiğini belirtiyor.