Mutluluk Kalabalıklarda Değil, Anlamlı Bağlarda Gizli
Mutluluk Kalabalıklarda Değil, Anlamlı Bağlarda

Kalabalıklar içinde saatler geçirmek her zaman mutluluk getirmiyor. İnsanı asıl besleyen; kendisini anlayan, aynı dili konuşabildiği ve yanında kendisi gibi olabildiği insanlarla kurduğu bağlar. Araştırmalar yaşam memnuniyetini artıranın, sosyalleşmenin sıklığından çok birlikte vakit geçirilen insanların niteliği olduğunu gösteriyor.

Zeka ve Sosyalleşme İlişkisi

Norman P. Li ve Satoshi Kanazawa'nın 2016 yılında British Journal of Psychology dergisinde yayımladıkları çalışmaya göre, genel olarak arkadaşlarla daha sık sosyalleşmek insanların yaşam memnuniyetini artırıyor. Ancak araştırmada dikkat çekici bir bulguya ulaşıldı. Yüksek zekâ düzeyine sahip bireylerde bunun tam tersi bir ilişki görülebiliyor. Araştırmada, zeki kişilerin insanlarla daha sık vakit geçirdiklerinde yaşam memnuniyetlerinin azalma eğilimi gösterdiği, buna karşılık daha seyrek sosyalleştiklerinde kendilerini daha memnun hissettikleri bulundu.

Bu sonuç ilk bakışta şaşırtıcı görünebilir. Fakat buradan "zeki insanlar yalnız kalmalıdır" gibi bir anlam çıkarmak doğru olmaz. Aslında mesele sosyalleşmek değildir. Daha önce paylaştığımız birçok bilimsel araştırma, güçlü sosyal ilişkilerin hem ruh sağlığı hem de beden sağlığı için en önemli koruyucu faktörlerden biri olduğunu gösteriyor. Kaliteli sosyal ilişkiler stresi azaltıyor, depresyon riskini düşürüyor, bağışıklık sistemini destekliyor ve yaşam memnuniyetini artırıyor. Demek ki burada cevap aramamız gereken soru, "Ne kadar sosyalleşiyorsun?" değil, "Kimlerle sosyalleşiyorsun?" sorusudur.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Kaliteli Sohbet Enerji Verir

İnsan, vakit geçirdiği insanların yalnızca davranışlarından değil, düşünce biçimlerinden, hayata bakışlarından ve konuşma içeriklerinden de etkilenir. Eğer bulunduğun ortam sürekli dedikodu yapılan, insanların sadece zaman öldürmeye çalıştığı, aynı konuların tekrar tekrar konuşulduğu, kimsenin kendini geliştirmeye ilgi duymadığı bir ortam ise, bir süre sonra zihnin yorulmaya başlar. Çünkü zihin de beden gibi beslendiği şeylerden etkilenir. Sürekli yüzeysel sohbetlerin içinde olmak, zihni beslemek yerine tüketebilir.

Buna karşılık seninle benzer ilgi alanlarına sahip, kitaplardan, sanattan, bilimden, hayattan konuşabileceğin, birbirinizi geliştirebildiğiniz insanların yanında olduğunda zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın. Böyle sohbetlerden sonra kendini yorgun değil, tam tersine daha canlı hissedersin. Çünkü kaliteli sohbet insanın enerjisini almaz; ona enerji verir. Belki de araştırmanın işaret ettiği noktalardan biri tam olarak budur. Yüksek zihinsel kapasiteye sahip kişiler, düşünsel olarak kendilerini beslemeyen sosyal ortamlarda daha çabuk yorulabilirler. Sorun insanlarla birlikte olmak değil, insanın kendi zihnine uygun bir çevrede bulunamamasıdır.

Anlaşılmak Dünyayı Hafifletiyor

Bunun yanında gözden kaçırılmaması gereken başka bir konu daha vardır: Anlaşılmak. Bir insanın yaşayabileceği en ağır duygulardan biri anlaşılmadığını hissetmektir. Kalabalık bir sofrada otururken bile kendini yalnız hissedebilirsin. Buna karşılık bazen sadece birkaç dakika konuştuğun biri sana "Seni anlıyorum." dediğinde omuzlarından büyük bir yük kalkmış gibi hissedersin. Çünkü insanın en temel ihtiyaçlarından biri görülmek, duyulmak ve olduğu hâliyle kabul edilmektir.

Shigehiro Oishi, Jamie Schiller ve E. Blair Gross'un 2012 yılında yayımladıkları bilimsel çalışmada da tam olarak anlaşılma duygusu incelendi. Araştırmacılar, insanların kendilerini anlaşılmış ya da anlaşılmamış hissetmelerinin yalnızca ruh hâllerini değil, dünyayı algılama biçimlerini de değiştirdiğini gösterdi. Kendini anlaşılmış hisseden katılımcılar ağrıya daha fazla dayanabiliyor, hedeflerin daha yakın olduğunu düşünüyor ve aynı yokuşu daha az dik olarak algılıyordu. Buna karşılık kendini anlaşılmamış hisseden kişiler daha fazla ağrı hissediyor, mesafeleri daha uzun ve yokuşları daha dik algılıyorlardı. Yani anlaşılmak yalnızca psikolojik bir rahatlama sağlamıyor; dünyanın yükünü omuzlarımızda gerçekten daha hafif hissetmemize de yardımcı oluyor.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Yalnız Kalma İsteği Doğal

Belki de bu yüzden bazen insanlardan uzaklaşmak istiyorsun. Belki kalabalıkların içinde saatler geçirdiğin hâlde eve döndüğünde kendini tükenmiş hissediyorsun. Belki de "Ben insan sevmiyor muyum?", "Acaba sosyal fobim mi var?" diye kendini sorguluyorsun. Oysa bunun sebebi çoğu zaman insanlardan hoşlanmaman değildir. Bazen yalnızca bulunduğun ortam ruhunu beslemiyordur. Bu yüzden kendine hemen etiketler yapıştırma. Her yalnız kalma isteği psikolojik bir sorun değildir. Bazen yalnız kalma ihtiyacı, zihninin ve ruhunun dinlenme biçimidir. Bazen de hayat sana, bulunduğun çevrenin artık sana iyi gelmediğini anlatmaya çalışıyordur. Nasıl oksijensiz bir odada uzun süre kaldığında nefes almakta zorlanıyorsan, seni beslemeyen ilişkilerin içinde kaldığında da ruhun daralmaya başlar. Sorun çoğu zaman sende değil, içinde bulunduğun ortamın sana uygun olmamasındadır.

Kendine Benzeyen Gönül Huzur Verir

Tasavvufta çok güzel bir anlayış vardır. İnsan, kendisine benzeyen gönüllerle huzur bulur. Çünkü kalpler de aynı frekansta buluşur. Bazı insanlarla saatlerce konuşursun ama birbirinize ısınamazsın. Bazılarıyla ise birkaç dakika içinde yıllardır tanışıyormuş gibi hissedersin. Bunun nedeni sadece ortak ilgi alanları değildir; değerlerin, bakış açılarının ve gönül dilinin birbirine yakın olmasıdır.

İnsan, kendisini anlayan insanların yanında büyür. Sürekli kendisini savunmak zorunda kaldığı ortamlarda ise küçülmeye başlar. Bu yüzden sırf yalnız kalmamak için herkese tutunmaya çalışma. Kalabalık olmak, ait hissetmek demek değildir. Bazen tek bir insanın seni gerçekten anlaması, onlarca yüzeysel ilişkiden daha değerlidir. DAT (Durum, anlam, tepki) sisteminde sıkça anlattığımız gibi, yaşadığımız olaylardan çok, o olaylara yüklediğimiz anlam hayatımızı şekillendirir. Eğer sürekli "Beni kimse anlamıyor." anlamını üretirsen, zamanla insanlardan uzaklaşmaya başlarsın. Ama henüz doğru insanlarla karşılaşmadığını düşünürsen, aynı durum bambaşka bir duyguya dönüşebilir. Olay aynı kalır, değişen anlamdır.

Bu yüzden umudunu kaybetme. Kendini geliştirmeye, öğrenmeye ve üretmeye devam et. Sen değiştikçe çevren de değişmeye başlar. Hayat, benzer frekanstaki insanları er ya da geç bir araya getirir. Bir gün dönüp baktığında seni tüketen kalabalıkların yerini, seni anlayan ve birlikte büyüdüğün insanların aldığını göreceksin. Karşına hep yüzü gülen ve yüzünü güldüren insanlar çıksın.