Günümüzün hızlı temposunda birçok aile evde, sessizliğin hüküm sürdüğü bir hayata mahkum olmuş durumda. Ancak bu sessizlik, huzurun değil, duygusal bir kopuşun işareti. 10 Ocak 2026 Cumartesi günü kaleme alınan bir analiz, konuşulmayan kırgınlıkların biriktiği, aile üyeleri arasındaki temasın giderek kaybolduğu bu tabloyu gözler önüne seriyor.
İletişimin Yerini Lojistik Bilgi Alışverişi Aldı
İş hayatının yoğunluğu, şehir yaşamının koşturmacası ve üst üste binen sorumluluklar, evleri duygusal birer boşluğa dönüştürdü. Aileler, günlük rutinlerini tıkır tıkır işletirken, gerçek iletişimi arka plana attı. Ebeveynler yalnızca günlük gereklilikler doğrultusunda kısa sohbetler ediyor, ardından sessiz moda geçiyor. Sorunlar yüksek sesle konuşulmadığında sorun yokmuş gibi davranmak, çiftler için daha kolay bir yol haline geldi.
Psikolog Tuğçe Betül Şenel, danışmanlık odasında sıkça karşılaştığı bu tabloyu şöyle özetliyor: "Evde kavga yok, bağırma yok, kapılar çarpılmıyor. Ama konuşma da yok. İlk bakışta birçok aileye 'iyi' hatta 'ideal' görünebiliyor. Oysa bir ilişkide sorun, yalnızca çatışmanın varlığıyla değil; duygusal temasın yokluğuyla da ortaya çıkar."
Çocuklar Sessizliği Herkesten Önce Hissediyor
Bu derin sessizlikten en fazla etkilenenler ise çocuklar oluyor. Anne ve baba fiziksel olarak oradadır ancak duygusal olarak erişilemez durumdadır. Çocuklar, söylenmeyeni, hissedileni çok iyi algılar. Araştırmalar, duygusal olarak mesafeli ailelerde büyüyen çocukların şu özellikleri gösterebileceğini ortaya koyuyor:
- Duygularını tanımlamakta ve ifade etmekte zorlanma,
- İhtiyaçlarını dile getirmekten çekinme,
- İlişkilerinde ya aşırı uyumlu ya da aşırı mesafeli davranma eğilimi.
Şenel bu konuda net bir uyarıda bulunuyor: "Evde kavga olmaması çocuğu korumaz, evde duygu olmaması asıl risktir." Eşler için bu durum, birlikte ama derinden yalnız yaşamak anlamına geliyor. Aynı yatağı paylaşmak, aynı hayatı paylaştıkları gerçeğini taşımıyor artık.
Duygusal Geri Çekilme: "Taş Duvar Örme" Etkisi
Ünlü ilişki araştırmacısı John Gottman'ın çalışmaları, çiftler arasında "taş duvar örme" olarak adlandırılan bu sessizlik halinin, açık bir çatışmadan çok daha yıpratıcı olduğunu gösteriyor. Zira burada taraflar birbirine saldırmıyor, birbirine ulaşmaktan vazgeçiyor. Duygusal kopuş bağırarak gelmez; yavaş yavaş, paylaşılmayan günler, anlatılmayan kırgınlıklar ve sonunda anlatılmaz olan sevinçlerle evi, birlikte hissedilmeyen bir mekana dönüştürür.
Psikolog Şenel, ailelerin sıklıkla "Aslında bir problemimiz yok", "Herkes kendi halinde" gibi cümleler kurduğunu ancak asıl sorulması gereken sorunun "Kim kimi gerçekten görüyor?" olduğunu vurguluyor.
Çözüm İçin İlk Adım: Sessizliği Konuşmak
İyi haber şu ki, bu kısır döngü kırılabilir. Konuşulmayan yerden bağ kopar ama konuşulmaya başlanan yerden yeniden kurulabilir. Tuğçe Betül Şenel, çözüm için öncelikle çiftlerin bu durumu kabullenme ve değişim için istekli olma gerekliliğine dikkat çekiyor. "Sorun yok" demekle yetinmek yerine, "Aramızda gerçek bir duygusal bağ var mı?" sorusunu sormak cesaret ister, ancak ilişkiyi yeniden canlandırmanın ilk adımıdır.
Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde de temel bir yer tutan ait olma ve bağ kurma ihtiyacı, yalnızca fiziksel yakınlıkla değil, duygusal temasla beslenir. Bu temas olmadığında, kişi kalabalığın ortasında bile derin bir yalnızlık hissedebilir. Modern aile, dağılmıyor belki, ama aynı evin içinde ayrı dünyalarda yaşamayı normalleştiriyor. Değişim, bu normalliği sorgulamakla başlıyor.