Kuzey İtalya'da bir dağın kalbinde, tam 16 yıl boyunca dış dünyadan tamamen izole bir şekilde yürütülen akılalmaz bir yeraltı projesi, polise gelen gizemli bir ihbarla gün yüzüne çıktı. Ağır iş makineleri olmadan, sadece kazma ve küreklerle 30 metre derine inen gizemli bir topluluk, 8 bin 500 metrekarelik bir alanı adeta bir sanat şaheserine dönüştürdü. İşte İtalyan hükümetini şoke eden gizli yeraltı dünyasının hikayesi.
Gizli Yeraltı Kompleksi Nasıl Keşfedildi?
İtalya'nın Torino kentine yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki Piedmont bölgesinde yer alan Vidracco kasabası, tıp tarihine ve arkeoloji dünyasına geçecek sıra dışı bir sırra ev sahipliği yaptı. Damanhur adıyla bilinen bir topluluk, 1978 yılında bir dağın eteklerinde kimsenin ruhu duymadan devasa bir yeraltı kompleksi inşa etmeye başladı. Oberto Airaudi tarafından kurulan bu topluluğun üyeleri, tam 16 yıl boyunca resmi kurumlardan hiçbir izin almadan, yerin metrelerce altını adeta bir köstebek gibi kazdı. Bu yapı, 1992 yılına kadar dış dünyadaki hiç kimse, hatta bölge halkı tarafından bile fark edilmedi.
Gizlilik Stratejisi: Müzikle Kamufle
Bu yapının modern dünyada bu kadar uzun süre gizli kalabilmesi, arkasındaki sinsi şekilde planlanmış stratejiye dayanıyor. Yaklaşık 500 kişinin vardiyalı olarak çalıştığı bu devasa inşaatta, dikkat çekmemek adına hiçbir ağır iş makinesi veya büyük teknolojik alet kullanılmadı. Dağın kalbi sadece çekiçler, kazmalar, kürekler ve kovalar yardımıyla, tamamen insan gücüyle oyuldu. İnşaat esnasında kayalardan çıkan ve çevrede şüphe uyandırabilecek yüksek gürültüleri engellemek için ise inanılmaz bir yöntem uygulandı. Topluluktaki insanların yıllar sonra itiraf ettiğine göre, ne zaman dağın içinden dışarıya bir kazma veya çekiç sesi sızacak olsa, üyeler hemen yüksek sesle müzik çalmaya başlıyor ve bu sayede çıkan tüm gürültüyü banyo ve doğa sesleriyle kamufle ediyorlardı.
Beş Katlı Yeraltı Labirenti ve Aynalar Salonu
Yerin 30 metre derinliğine kadar inen ve tam 8 bin 500 metrekarelik bir alanı kaplayan bu yeraltı dünyası, sadece basit tünellerden oluşmuyor. Yüzlerce metrelik koridorlarla birbirine bağlanan bu devasa yapı, tam beş farklı seviyeden oluşan büyüleyici bir mimariye sahip. Aynalar Salonu, Küreler Salonu, Su Salonu, Toprak Salonu ve Labirent gibi isimler verilen bu odaların duvarları ve tavanları el yapımı mozaiklerle, rengarenk vitray camlarla, geometrik şekillerle ve devasa heykellerle süslenmiş durumda. Bu yeraltı şehri, estetik ve mimari açıdan bakanları büyüleyen gizli bir galeri niteliği taşıyor.
Polisin Şoke Olduğu An ve Yasal Mucize
Takvimler 1992 yılını gösterdiğinde, kulaktan kulağa yayılan dedikodular ve nihayetinde polise ulaşan kesin bir ihbar, bu gizli yeraltı dünyasının sonunu getirdi. Savcılık izniyle dağın eteklerindeki topluluk arazisine baskın düzenleyen üç polis memuru ve bir savcı, karşılaştıkları manzara karşısında adeta dillerini yuttu. Kendilerini karanlık dehlizlerin ardında, milyonlarca dolarlık sanat eserleriyle süslenmiş devasa salonların ortasında bulan İtalyan yetkililer, kaçak yapılan bu yapıyı önce mühürledi. Ancak yapılan incelemelerin ardından, bu muazzam el emeği ve sanat şaheserinin yıkılmaması gerektiğine karar verildi. Zorlu bir hukuki sürecin ardından yapı tamamen yasallaştırıldı ve tescillendi. Bugün popüler kültürde resmi bir unvanı olmasa da dünyanın sekizinci harikası olarak anılan bu gizemli yeraltı tapınakları, kapılarını tüm dünyaya açarak her yıl binlerce turisti ağırlayan yasal bir kültür mirasına dönüştü.



