Bazı yerler vardır, ilk görüşte değil, yavaş yavaş içine işler. Kaş da öyle... Yol boyunca kıvrılan virajlar, bir açılıp bir saklanan deniz ve gün batımına yaklaşan ışık... Daha varmadan ruhunuzu yumuşatmaya başlar. Akdeniz kıyısında küçük bir kasaba gibi görünse de Kaş'ın sunduğu şey, bir tatilden çok daha fazlası... Burada herkes kendine göre bir neden buluyor kalmak için. Kimi dalgaların sesinde huzuru, kimi derin sularda macerayı, kimi ise taş sokaklarda geçmişin izini... Burası insana sakinliği öğretiyor. Şehir koşuşturmasından alışık olduğumuz aceleci ve telaşlı halleriniz burada yerini sakinliğe bırakıyor.
Hikayelerin Sokağı: Uzun Çarşı
Kaş'a varır varmaz yol sizi meydana çıkarıyor. Burası kasabanın adeta kalbi... Denizden yeni çıkmış insanlar, akşam için hazırlanmış sokaklar ve restoranlar... Meydandan içeri adım attığınızda Kaş'ın asıl ruhu kendini göstermeye başlıyor. Dar sokaklar sizi fark ettirmeden içine çekiyor ve bir anda Uzun Çarşı'da buluyorsunuz kendinizi. Taş döşeli yolun iki yanında sıralanan dükkânlar eskiyi anlatan objeler, el emeği takılar, renkli kumaşlar... Ama belki de en güzeli, bu çarşının telaşsız hali. Bir şey satın almasanız bile burada dolaşmak yeterli. Sokağın sonunda, zamana meydan okuyan bir lahit çıkıyor karşınıza. Likya'dan kalan bu sessiz tanık, Kaş'ın sadece bugünden ibaret olmadığını fısıldıyor.
Sıcak Taşlar, Serin Sular: Olimpos ve Kaputaş
Güneş yükseldikçe Kaş'ta yönünüz hep denize döner. Ama buradaki deniz sadece serinlemek için değil, keşfetmek için. Bir gün rotanızı Olimpos'a çevirirsiniz. Antik kentte dolaşırken taşların arasından geçmiş geçer, sonra kendinizi serin sulara bırakırsınız. Ertesi gün Kaputaş... Uzun merdivenlerden inerken biraz yorulursunuz ama aşağıda sizi bekleyen o renk... İşte o, tüm yorgunluğu unutturur. Kaş'ın en büyüleyici yanlarından biri de denizin altı. Simena açıklarında kürek çekerken, aslında suyun altında kalmış bir geçmişin üzerinde ilerlediğinizi bilirsiniz.
Yeşilin Sessizliği: Doğayla Baş Başa
Kaş yalnızca maviden ibaret değil. Biraz içeriye doğru ilerlediğinizde doğa başka bir yüzünü gösteriyor. Kamp alanları, bungalovlar, ağaçların gölgesinde kurulan küçük hayatlar... Burada zaman daha da yavaşlıyor. Patara'da ise sahil artık size ait değildir. Gündüz paylaşılan kumlar, gece caretta carettalara bırakılır. Doğanın bu sessiz düzeni, insana saygıyı yeniden öğretir. Rüzgârın şekillendirdiği kum tepeleri arasında yürürken, buranın ne kadar özel olduğunu anlarsınız.
Bir Tesadüfün Mirası: Saklıkent Kanyonu
Kaş'tan biraz uzaklaştığınızda doğa sizi bambaşka bir hikâyeye davet eder. Rivayete göre bir keçinin peşinden gidilerek keşfedilen Saklıkent Kanyonu... Buz gibi suyun içinde yürürken her adımda irkilirsiniz. Ama ilerledikçe alışır, hatta keyif almaya başlarsınız. Sonunda ise kendinizi doğanın gücüne bıraktığınız bir maceranın içinde bulursunuz.
Kaş'a Nasıl Gidilir?
Kaş'tan ayrılmak kolay değil. Çünkü burası sadece görülen bir yer değil, hissedilen bir duygu... Buradan daha ayrılmadan bir sonraki Kaş planını şimdiden yaparsınız. İşte böyle anlarda Ajet'in Antalya ve Dalaman biletlerine bir göz atın derim. İster Antalya havalimanından ister Dalaman havalimanından Kaş'a keyifli bir araç yolculuğu sonrası ulaşabilirsiniz. Ajet'in İstanbul Sabiha Gökçen ve Ankara Esenboğa havalimanından Antalya'ya haftada toplam 105 seferi var. Aynı şekilde Ankara ve İstanbul'dan Dalaman'a da haftada toplam 50 seferi bulunuyor. Biletlerinizi aldıktan sonrası ise size keyifli bir Kaş tatili kalıyor.



