Trump Döneminde ABD'nin Vize Politikaları: Göçmen Avı ve Ekonomik Silah
Trump Döneminde ABD Vize Politikaları ve Göçmen Avı

Trump Döneminde ABD'nin Vize Politikaları: Göçmen Avı ve Ekonomik Silah

ABD Başkanı Donald Trump'ın görev süresinde Amerika Birleşik Devletleri, geleneksel olarak bilinen açık kapı politikalarından uzaklaşarak sert vize yasakları, yoğunlaşan göçmen avı ve ekonomik tarifelerle öne çıkıyor. Yabancı düşmanlığını merkeze alan bu dışa kapanma eğilimi, yalnızca sınır kapılarında değil; aynı zamanda konsolosluklarda, üniversite kampüslerinde, teknoloji merkezlerinde ve milyonlarca insanın yaşam planlarında da hissediliyor.

Vize Duvarları Yasaklarla Yükseliyor

Yeşil kart uygulamalarından H-1B vizesine, sınır dışı operasyonlarından ülke bazlı yasaklara ve son olarak 75 ülkeye yönelik vize işlemlerinin süresiz durdurulmasına kadar uzanan bir zincir, farklı kimlikleri çeşitlilik yerine tehdit olarak gören yeni bir dönemin fotoğrafını oluşturuyor. "Ulusal güvenlik" gerekçesiyle ötekileştirmenin kurumsallaştığı, nefretin politika aracı haline geldiği ve özgürlüklerin yerini kimlik sorgulamalarının aldığı köklü bir değişim yaşanıyor.

Trump yönetimi, ABD tarihinde benzeri az görülen bir adım atarak 75 ülkeye yönelik vize işlemlerini süresiz olarak askıya aldı. Bu karar, öğrencileri, akademisyenleri, iş insanlarını ve aile birleşimlerini kapsayan geniş bir kesimi etkiliyor. Gerekçe olarak yine tanıdık bir ifade olan ulusal güvenlik gösterilse de, kapsam artık güvenlik filtresinden çok toplu dışlamaya işaret ediyor.

Üniversiteler ve Şirketler Etkileniyor

Trump daha önce ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerden oluşan 19 ülkeye vize yasağı getirmiş, daha sonra bu listeyi 30'un üzerine çıkarmış ve tüm yeşil kart uygulamasını süresiz durdurmuştu. Bu durum, yeşil kartın "Amerikan Rüyası"nın sembolü olma özelliğini kaybetmesine yol açtı. ABD vizesi bulunan 55 milyon yabancının tamamını mercek altına alan yönetim, 8 bini öğrenci olmak üzere 100 binden fazla vizeyi iptal etti.

Vize yasakları Amerikan üniversitelerini de derinden vuruyor. ABD'ye vizeyle gelen uluslararası öğrenci sayısı Temmuz 2025'te, Temmuz 2024'e kıyasla yüzde 28,5 azaldı. Harvard, MIT ve Stanford gibi prestijli kurumlar, dünyanın en parlak beyinleri için artık yalnızca akademik değil, aynı zamanda bürokratik bir risk anlamına geliyor. Çin, Hindistan ve Ortadoğu'dan gelen öğrenciler alternatif rotalara yöneliyor.

Altın Kartla Kurulan Çıkar Düzeni

Her yıl 50 bin kişiye kadar göçmen vizesi sağlayan Çeşitlilik Göçmen Vize Programı (DV Programı) durduruldu. Vizeyi ekonomik bir silaha dönüştüren Trump yönetimi, başta teknoloji firmalarının kullandığı yetenekli göçmenler için H-1B vize ücretlerini 2-5 bin dolar aralığından 100 bin dolara çıkardı. "Ucuz yabancı iş gücü" söylemiyle başlatılan denetimler, pasaport rengine bağlı olarak başvuruların reddedilme oranlarını rekor seviyelere taşıdı.

Astronomik başvuru ücretleri, sürekli değişen kurallar, sosyal medya taramaları ve maaşa dayalı kura sistemi gibi faktörler, H-1B'yi bir yetenek programı olmaktan çıkarıp "yüksek bedelli giriş bileti" haline getirdi. Trump'ın H-1B kısıtlamaları, Google, Microsoft, Apple ve Meta gibi dev şirketlerin damarlarına sıkılan turnike etkisi yarattı. Bu şirketler, Ar-Ge merkezlerini Kanada, Avrupa ve Asya'ya kaydırmaya başladı. Toronto, Berlin ve Londra, Trump Amerikası'nın itmesiyle yeni Silikon Vadileri olma yolunda ilerliyor.

ICE Operasyonları ve Ölümcül Sonuçlar

Vize politikaları ağırlaşırken, ülke içinde kalan göçmenlere yönelik baskı ve şiddet de artıyor. Göçmen ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanlarının ölümcül operasyonları, hukukun geri çekildiği bir ortamda korkuyu büyütürken etnik sınırlar giderek daraltılıyor. Trump'ın başlattığı göçmenlik baskısı nedeniyle 30'dan fazla olayda 40'a yakın kişi hayatını kaybetti ve bu durum son yirmi yılın en ölümcül dönemini oluşturdu.

2025 yılında resmî sınır dışı sayısı 527 binin üzerine çıkarken, ABD'den gönüllü ayrılanların sayısı 2 milyonu aştı. Minneapolis'te 37 yaşındaki üç çocuk annesi Renee Nicole Good'un ICE ajanları tarafından vurularak öldürülmesi bir dönüm noktası oldu. Bu sarsıcı saldırının ardından Minneapolis başta olmak üzere birçok eyalette yüzlerce protesto düzenlendi. Tüm eyalet otoritelerine rağmen devam eden ICE'ın sert operasyonları sırasında 24 Ocak'ta Alex Jefrey Pretti isimli bir Amerikalı daha vurularak öldürüldü. Ayrıca ICE ekiplerinin 5 yaşındaki Liam Ramos isimli bir çocuğu dahi gözaltına alması tepkileri büyüttü.

Çelişkiler ve Gelecek Kaybı

Kendi ülkesindeki polis şiddetine gözlerini kapatan Trump, İran'daki protestolara destek mesajları vererek müdahale sinyalleri gönderdi. Bu iki yüzlü tutum, Trump'ın demokrasiyi evrensel bir değer olarak değil, jeopolitik bir araç olarak gördüğünü açıkça ortaya koyuyor.

Trump'ın "Önce Amerika" sloganı, göç ve vize politikalarında sert bir "Sadece Amerika" anlayışına dönüşüyor. Şirketler alternatif ülkelere yönelirken, üniversiteler ve araştırma merkezleri ciddi kan kaybediyor. Trump'ın hızla yükselen vize kasırgası kısa vadede sertlik ve kontrol hissi yaratmış olabilir, ancak uzun vadede Amerika'yı yalnızca dünyadan değil, gelecekten de izole ediyor.

Açık kapılarla ve göçmenlerin emekleriyle büyüyen bir ülkenin, korkularla içine kapanmaya çalışmasının ironik hikâyesi yaşanıyor. Vize duvarları yükselirken ve göçmen avları sertleşirken, kaçan beyinler ve kaçan gelecek her zaman geri dönmeyebilir.