GKRY'nin Güvenlik Açmazı: Dış Dengeleme Stratejisinin Sonuçları
GKRY'nin Güvenlik Açmazı: Dış Dengeleme Stratejisi

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Fransa arasında 8 Haziran 2026'da imzalanan Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması (SOFA), ilk bakışta iki ülke arasındaki askeri iş birliğini derinleştiren teknik bir düzenleme gibi görünebilir. Oysa bu anlaşma, Rum yönetiminin uzun yıllardır Türkiye'ye karşı izlediği güvenlik stratejisinin ulaştığı noktayı göstermesi bakımından çok daha geniş bir anlama sahiptir. GKRY, Türkiye ile arasındaki güç farkını kendi kapasitesiyle dengeleyemeyeceğini bildiği için güvenliğini büyük güçlerin desteğine dayanarak sağlamaya çalışıyor. Fransa ile geliştirdiği ortaklık da bu stratejinin son halkasını oluşturuyor.

Dış Dengeleme Stratejisi ve Güvenlik Açmazı

Uluslararası ilişkiler literatüründe bu yaklaşım "dış dengeleme" olarak adlandırılır. Kendi askeri kapasitesiyle güçlü bir rakibi dengelemesi mümkün olmayan devletler, diğer ülkelerin siyasi ve askeri desteğine dayanarak güç dengesini kendi lehlerine değiştirmeye çalışır. Ancak bu stratejinin önemli bir riski vardır. Bir devletin güvenliğini artırma amacıyla attığı adımlar karşı tarafça tehdit olarak algılanabilir ve karşı tarafı yeni hamleler yapmaya itebilir. Sonuçta taraflardan hiçbiri kendisini daha güvenli hissetmez ve paradoksal biçimde daha güvensiz bir ortam oluşur. Literatürde "güvenlik açmazı" olarak tanımlanan bu durum, son yıllarda Doğu Akdeniz'de daha belirgin hale gelmiştir.

GKRY'nin Güç Asimetrisi ve Stratejinin Temelleri

GKRY açısından bu stratejinin temelinde Türkiye ile var olan güç asimetrisi bulunuyor. Zira Türkiye, GKRY'den yaklaşık 85 kat daha fazla nüfusa ve 140 kat daha büyük bir yüzölçümüne sahip. Askeri kapasite bakımından da tablo farklı değil. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin muvazzaf personel sayısı yaklaşık 350 bin ve sadece Kuzey Kıbrıs'ta 35 bin civarında Türk askeri görev yapıyor. GKRY'nin aktif askeri personeli ise 10 bin civarında. Dahası SIPRI verilerine göre Türkiye'nin savunma harcamaları Rum yönetiminin yaklaşık 45 katı. Buna Türkiye'nin gelişmiş milli savunma sanayii, hava ve deniz kuvvetlerindeki üstünlüğü ile NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olması eklendiğinde GKRY'nin Türkiye'yi kendi imkanlarıyla dengelemesi elbette imkânsız hale geliyor.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Bu şartlar altında Rum yönetimi, çözümü diğer aktörlerin desteğinde arıyor ve bu kapsamda üç ayaklı bir strateji izliyor.

Stratejinin İlk Ayağı: İkili Güvenlik Ortaklıkları

Bunun ilk ayağını ikili güvenlik ortaklıkları oluşturuyor. Yunanistan, zaten uzun yıllardır GKRY'nin en önemli siyasi ve askeri destekçisi konumunda. İki taraf Kıbrıs meselesinden Doğu Akdeniz'e, Avrupa Birliği'nden (AB) Birleşmiş Milletlere kadar her konuda ve platformda eşgüdüm içinde hareket ediyor. Son yıllarda Fransa, ABD ve İsrail de bu denkleme daha görünür biçimde dâhil oldu. Böylece Rum yönetimi, Türkiye ile yaşadığı ihtilafları iki taraf arasında çözülebilecek bir sorun olmaktan çıkarıp daha geniş bir bölgesel güç rekabetinin parçası haline getiriyor. Ancak burada önemli bir çelişki var. GKRY, uluslararası platformlarda Türkiye'yi Doğu Akdeniz'i askerileştirmekle eleştirirken kendi topraklarındaki Yunan askeri varlığından ya da Fransa'ya askeri kullanım imkânı sağlamasından hiç bahsetmiyor. Oysa Türkiye açısından bu gelişmeler, Doğu Akdeniz'deki askeri dengenin kendi aleyhine değiştirilmeye çalışıldığı yönündeki algıyı güçlendiriyor. Dolayısıyla Rum yönetiminin hamleleri, Ankara'nın da yeni bir hamle yapmasına zemin hazırlıyor.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Stratejinin İkinci Ayağı: AB Üyeliği

Rum yönetiminin Türkiye'yi dengeleme stratejisinin ikinci ayağını AB üyeliği oluşturuyor. Zira GKRY, Kıbrıs meselesinden ve Doğu Akdeniz'den kaynaklanan ihtilafları iki taraf arasındaki bir sorun olarak bırakmak yerine Avrupa'nın ortak gündemi haline getirmeye çalışıyor. Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde bloke edilen başlıklardan Doğu Akdeniz nedeniyle uygulanan yaptırımlara kadar birçok konuda Brüksel'in siyasi ağırlığını kendi tezleri doğrultusunda kullanıyor. Böylece tek başına sahip olamayacağı diplomatik etkiyi AB üzerinden üretmeye çalışıyor. Ancak bu durum, AB'nin tarafsız bir aktör olarak hareket etmesini ve olası arabuluculuk kapasitesini zayıflatıyor. Nitekim Türkiye, AB'nin bu konuda GKRY ile üyelik dayanışması adı altında kayıtsız şartsız birlikte hareket etmesini adil bulmuyor. Sonuçta AB'nin sürece müdahil olması, ihtilafların çözümüne katkı sunmaktan çok taraflar arasındaki güvenlik açmazını derinleştiriyor.

Stratejinin Üçüncü Ayağı: Doğu Akdeniz'in Güvenlikleştirilmesi

Doğu Akdeniz'in güvenlikleştirilmesi, GKRY'nin dengeleme stratejisinin üçüncü ayağını oluşturuyor. Buna göre Rum yönetimi, bölgedeki enerji kaynaklarını ekonomik bir fırsat olarak değerlendirmenin ötesinde Türkiye'yi dengelemenin bir enstrümanı olarak görüyor. Bu amaçla uluslararası enerji şirketlerini bölgeye çekerek ABD ve Fransa gibi ülkeleri de Doğu Akdeniz denkleminin parçası haline getiriyor. Ancak Rum yönetimi bu politikayı, Türk tarafının meşru hak ve taleplerini hiçe sayan tek taraflı adımlar üzerinden yürütüyor. Zira Kıbrıs Türklerinin Ada'nın doğal kaynakları üzerindeki eşit haklarını yok sayarak doğal gaz arama faaliyetlerini sürdürüyor, ihtilaflı deniz yetki alanlarında ruhsatlandırmaya devam ediyor ve ortaya çıkan gerilimin sorumluluğunu haksız biçimde Türk tarafına yüklüyor. Oysa Kıbrıs meselesi çözüme kavuşmadan ve deniz yetki alanlarına ilişkin ihtilaflar giderilmeden atılan bu provokatif adımlar, çözüm üretmekten çok Doğu Akdeniz'deki güvenlik açmazını daha da derinleştiriyor.

Son Gelişmeler ve Stratejinin Başarısızlığı

Son yıllarda yaşanan gelişmeler de bu gerçeği teyit ediyor. GKRY'nin Türkiye'yi dengelemek için son yıllarda attığı adımlar, Ankara'nın Doğu Akdeniz'deki askeri, diplomatik ve enerji alanındaki varlığını daha da güçlendirmesine zemin hazırladı. Türkiye'nin 2019'da Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı, Mısır ile ilişkilerini normalleştirmesi ve son olarak geçen hafta Libya Ulusal Petrol Kurumu ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile uluslararası şirketlerin içinde olduğu bir konsorsiyum arasında imzalanan açık deniz enerji arama anlaşması bunun somut örnekleri arasında yer alıyor. Haliyle Türkiye'yi, Doğu Akdeniz'deki siyasi denklemin dışında bırakabilecek herhangi bir stratejinin başarı şansı bulunmuyor.

Üstelik GKRY'nin güvenliğini büyük ölçüde dış aktörlere dayandırmasının ne kadar sürdürülebilir olduğu da tartışmalı. Uluslararası siyasette ittifakların kalıcı dostluklardan ziyade değişen çıkarlar üzerine kurulu olduğu herkesçe bilinen bir gerçeklik. Bunun en somut örneklerinden biri Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı Projesi (EastMed) oldu. İsrail, GKRY ve Yunanistan tarafından Türkiye'yi dışlayan alternatif bir enerji koridoru oluşturma hedefiyle geliştirilen proje, uzun yıllar AB ve ABD'nin güçlü siyasi desteğini aldı. Ancak Vaşington yönetimi; Ocak 2022'de ekonomik fizibilite eksikliği, çevresel kaygılar ve bölgesel gerilimi artırma risklerini gerekçe göstererek projeden desteğini çekti. Böylece Doğu Akdeniz'in en iddialı jeopolitik girişimlerinden biri kısa sürede siyasi cazibesini kaybetti. EastMed'in akıbeti, GKRY açısından dış aktörlerin desteğine dayalı güvenlik ve enerji stratejilerinin kalıcı bir güvence sunmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Sonuç: Kalıcı Çözüm İçin Türkiye ile Müzakere

Sonuç olarak GKRY'nin Türkiye'ye karşı izlediği dış dengeleme stratejisi, Ankara'yı sınırlandırmaktan çok yeni karşı hamleler geliştirmesine zemin hazırlıyor. Rum yönetimi, Türk tarafının meşru haklarını yok sayan tek taraflı politikalarında ısrar ettikçe Doğu Akdeniz'deki güvenlik açmazı daha da derinleşecektir. Oysa devletler açısından coğrafya ve komşular değişmez. Bu nedenle Doğu Akdeniz'de kalıcı istikrarın yolu, Türkiye'yi dışlamaktan ya da ona karşı jeopolitik eksenler oluşturmaktan değil, onunla gerçekçi ve eşitlik temelinde müzakere yürütmekten geçiyor. Nitekim yakın siyasi tarihe bakıldığında Türkiye'yi çevrelemeye dayalı birçok girişimin başarısız olduğu görülebiliyor. Buradan hareketle GKRY açısından artık tercih edilmesi gereken yol, dış aktörlerin geçici desteğine bel bağlamak değil Doğu Akdeniz'in güçlü ve kalıcı aktörü olan Türkiye ile masaya oturmaktır. Bölgede sürdürülebilir güvenliğin ve kalıcı barışın başka bir yolu bulunmuyor.