Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO Savunma Bakanları Toplantısı için bulunduğu Brüksel'de Türk basın mensuplarına önemli açıklamalarda bulundu. Ankara'da 7-8 Temmuz'da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen toplantılara katıldığını belirten Güler, gündemde NATO'nun caydırıcılık ve savunma duruşu, Ukrayna'ya destek ve diğer güvenlik konularının ele alındığını ifade etti.
Ankara Zirvesi Önemli Bir Dönüm Noktası Olacak
Güler, NATO'nun tarihinin en karmaşık güvenlik ortamlarından biriyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek, konvansiyonel tehditlerin yanı sıra hibrit tehditler, siber saldırılar, terörizm, enerji güvenliği riskleri ve bölgesel istikrarsızlıkların güvenlik anlayışını yeniden şekillendirdiğini söyledi. Türkiye'nin NATO'nun sadece coğrafi merkezlerinden biri değil, stratejik aklının ve operasyonel kapasitesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Bakan, Ankara Zirvesi'ni bir liderler toplantısı olarak görmediklerini, NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığını ortaya koyacağı ve geleceğe yönelik stratejik yönelimin şekilleneceği önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirdiklerini belirtti.
Güler, Türkiye'nin zirveye ev sahipliği yapmasını İttifak'a sunduğu askeri katkılar, operasyonel tecrübe ve güvenlik üretme kapasitesinin doğal bir yansıması olarak gördüklerini ifade etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın etkili, güvenilir ve sonuç odaklı lider diplomasisinin de Ankara Zirvesi'nin en önemli unsurlarından biri olacağını kaydeden Bakan, Türkiye'nin krizlerin çözümüne katkı sunan, diyalog kanallarını açık tutan ve bölgesel istikrarı destekleyen yaklaşımıyla İttifak içerisinde müstesna bir konuma sahip olduğunu söyledi.
Güçlü Savunma Sanayi, Güçlü NATO Demektir
Türkiye'nin savunma sanayisinde elde ettiği başarıların sadece ulusal güvenliğe değil NATO'nun kolektif savunmasına da katkı sunduğuna dikkat çeken Güler, yerli ve milli sistemlerin müttefiklerin birlikte çalışabilirlik kapasitesini desteklediğini ve İttifak'ın genel caydırıcılığına katkı sağladığını belirtti. Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi kapsamında gerçekleştirilecek Savunma Sanayii Forumu'nun müttefikler arasında savunma sanayisi alanındaki işbirliğinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağına inandığını aktaran Güler, toplantılar esnasında NATO üyesi 3 ülkenin savunma bakanının Türk savunma sanayisinin gelişmişliği ve Türkiye ile işbirliğinin artırılmasının önemli ve gerekli olduğunu özellikle vurguladıkları bilgisini verdi.
Türkiye İttifak'ın Geleceğine Yön Veren Başlıca Ülkelerden
Güler, Türkiye'nin güçlü, dayanıklı, birlikte hareket etme iradesini koruyan, müttefiklerinin güvenlik kaygılarına eşit hassasiyet gösteren ve değişen tehdit ortamına hızla uyum sağlayabilen bir NATO üyesi olduğunu belirterek, Ankara Zirvesi'nden beklentilerinin öncelikle NATO'nun temelini oluşturan kolektif savunma anlayışının ve 5'inci Madde'ye olan bağlılığın güçlü şekilde teyit edilmesi olduğunu söyledi. Müttefiklerin savunma harcamaları ve yetenek hedeflerine ilişkin kararlılıklarını somut adımlarla ortaya koymalarının önem taşıdığına işaret eden Güler, savunma üretim kapasitesini güçlendirecek ve caydırıcılığı artıracak ortak iradenin de gösterilmesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye'nin NATO'ya katkıları hakkında bilgi veren Bakan Güler, Türkiye'nin NATO'nun güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda İttifak'ın en büyük ikinci ordusuna sahip müttefiki olduğunu belirtti. Askeri eğitimden tatbikatlara, harekatlardan komuta-kontrol faaliyetlerine kadar NATO'nun tüm temel görev ve sorumluluklarına etkin katkı sunmaya devam ettiklerini söyledi. Türk ordusunun, terörle mücadeleden sınır ötesi harekatlara kadar geniş bir alanda edindiği tecrübeyle NATO'nun en etkin ve en hazırlıklı kuvvetleri arasında yer aldığına dikkat çeken Güler, komando birliklerinin kapasitesini artırmaya ve değişen tehdit ortamına uygun yeni kabiliyetler geliştirmeye devam ettiklerini ifade etti. Önümüzdeki dönemde NATO'nun en kritik kuvvet yapılarından biri olan Müttefik Reaksiyon Kuvveti'nin komutasını üstlenecek olmalarının da Türkiye'nin İttifak içerisindeki güvenilirliğinin ve stratejik öneminin somut bir göstergesi olduğunu paylaştı.
Karadeniz'in İstikrarı Avrupa-Atlantik Güvenliğinin Ayrılmaz Parçası
Güler, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın iki ülke arasındaki savaş olmanın ötesinde Avrupa güvenlik mimarisini, enerji güvenliğini, küresel ticaret yollarını ve NATO'nun güvenlik gündemini doğrudan etkilediğini belirtti. Türkiye'nin savaşın başlangıcından itibaren dengeli, ilkeli ve yapıcı bir politika izlediğine değinen Güler, Karadeniz'in istikrarının Avrupa-Atlantik güvenliğinin ayrılmaz parçası olduğunu söyledi. Türkiye'nin Montrö Sözleşmesi'ni kararlılıkla uygulayarak bölgesel istikrara katkı sağlamaya devam ettiğini, bölgesel sahiplenme anlayışını desteklediğini ve Karadeniz'e kıyıdaş ülkeler arasındaki işbirliğini önemsediğini vurguladı.
NATO'nun güney kanadını doğrudan etkileyen terörizm, düzensiz göç, enerji güvenliği riskleri, bölgesel çatışmalar ve hibrit tehditler hakkında konuşan Güler, Türkiye'nin NATO'nun güney kanadında yer alması nedeniyle bölgesel tehditlerle doğrudan mücadele eden, bununla birlikte son yıllarda gelişen gücüne bağlı olarak İttifak'ın merkezinde önemli katkılar sunan müttefiklerin başında geldiğini belirtti. Bu nedenle Türkiye'nin güvenliğine yönelik tehditlerin aynı zamanda NATO'nun güvenliğine yönelik tehditler olarak değerlendirildiğini ifade eden Güler, günümüz güvenlik ortamının güney kanadının yalnızca çevresel değil, merkezi bir güvenlik meselesi olduğunu gösterdiğini söyledi.
Orta Doğu'daki Gelişmelerin Küresel Etkileri
Güler, Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin sadece bölgesel değil küresel güvenliği de doğrudan etkilediğine işaret etti. Türkiye'nin İran-ABD Savaşı'nı sona erdirmek amacıyla varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladığını kaydeden Güler, gerektiğinde Hürmüz Boğazı'nda mayın temizliğine destek vermeye hazır olduklarını bildirdi. Bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sunan bir ülke olarak Türkiye'nin uluslararası hukuk çerçevesinde deniz güvenliği ve seyrüsefer emniyetini destekleyecek girişimlere gerekli katkıyı sağlamaya hazır olduğunu aktardı. Orta Doğu'daki istikrarın NATO'nun güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Bakan Güler, NATO müttefiklerinin de Orta Doğu'daki gelişmelere oldukça ilgili olduklarını ve çalıştıklarını söyledi. Türkiye'nin bölgesel barış, istikrar ve güvenliği destekleyen yapıcı bir yaklaşım izlediğini, çatışmaların büyümesini değil, diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesini savunduğunu ifade etti.
Fransa-GKRY Anlaşması Uluslararası Hukuka Aykırı
Güler, İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş ve buna bağlı olarak ortaya çıkan füze ve insansız hava aracı tehditlerinin Doğu Akdeniz'in güvenliğinin ne kadar hassas bir konu olduğunu gösterdiğini dile getirdi. Bu süreçte Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) güvenliği için aldığı ilave tedbirlerin sadece Kıbrıs Türklerinin güvenliğine değil, Ada'nın tamamında istikrar ve güvenliğin korunmasına hizmet ettiğini kaydeden Güler, Türkiye'nin yaklaşımının her zaman olduğu gibi gerilimi artırmak değil, riskleri önlemek ve bölgesel istikrarı desteklemek olduğunu belirtti. Avrupa-Atlantik güvenliğinin parçalı değil bütüncül bir anlayışla ele alınması gerektiğinin altını çizen Güler, güvenlik üretmesi gereken aktörlerin bölgesel gerilimleri derinleştirecek adımlardan kaçınması, diyalog, işbirliği ve ortak güvenlik anlayışını öncelemesinin büyük önem taşıdığını söyledi.
Doğu Akdeniz'de son dönemde şekillenen bazı askeri işbirliği girişimlerini ve bölgesel güvenlik denklemini etkileyebilecek gelişmeleri yakından takip ettiklerini ifade eden Güler, garantörlük sıfatı olmayan Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında imzalanan anlaşmanın meşruiyeti olmayan, hassas dengeleri bozan ve uluslararası hukuka aykırı bir girişim olduğunu belirtti. Türkiye'nin askeri kapasitesi, caydırıcılığı ve bölgesel konumu dikkate alındığında, Türkiye ve KKTC'nin hak ve menfaatlerini hedef alan herhangi bir girişimin veya ittifakın başarı şansı bulunmayacağını dile getirdi. Burada asıl üzerinde durulması gereken hususun, bölgesel güvenliği artırmak yerine belirli aktörleri çatışma ve krizlerin parçası haline getirebilecek yaklaşımların uzun vadede bölge halklarının güvenliğine zarar verme riski olduğuna değinen Bakan Güler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs Türklerinin güvenliğini hedef alan oldu bittilere ve hasmane girişimlere karşı gerekli karşılığı verecek güce, kabiliyete ve sarsılmaz bir iradeye sahip olduğunun altını çizdi.
Güler, Kıbrıs Adası'nın güvenliği ve statüsüne ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini anımsatarak, Türkiye'nin garantörlük hak ve sorumluluklarını uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru zeminde sürdürdüğünü belirtti. Kıbrıs Türklerinin güvenliği, huzuru ve refahının kendileri için hayati öneme sahip olduğunu ifade eden Bakan, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de barışın, istikrarın ve yapıcı diyaloğun tarafı olduğunu ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğini tehdit edecek gelişmeler karşısında garantörlük sorumluluklarının gereğini yerine getirme iradelerinin tam olduğunu söyledi.
Türkiye, Güvenlik Mimarisinin Kenarında Değil, Merkezinde Yer Alan Bir Ülkedir
Mevcut güvenlik ortamında dayanışma, caydırıcılık, birlikte çalışabilirlik ve stratejik öngörünün ortak güvenliğin temel unsurları olarak öne çıktığına işaret eden Güler, Türkiye'nin güçlü ordusu, gelişmiş savunma sanayi, etkin diplomasisi ve sahip olduğu stratejik vizyonla NATO'nun, Avrupa-Atlantik güvenliğinin ve bölgesel istikrarın temel aktörlerinden biri olmayı sürdürdüğünü ifade etti. Güler, Türkiye'nin milli güvenliğini kararlılıkla korurken, bölgenin ve müttefiklerin güvenliğine katkı sunmaya devam edeceğinin altını çizerek, bugün artık çok açık bir gerçek olduğunu belirtti: Türkiye, güvenlik mimarisinin kenarında değil, merkezinde yer alan bir ülkedir. NATO'nun geleceği şekillenirken Türkiye, gelişmeleri uzaktan izleyen değil, kararların alınmasına katkı sunan, sorumluluk üstlenen ve güvenlik üreten başlıca müttefiklerden birisidir. Güçlü ordusu, stratejik vizyonu ve üstlendiği görevlerle İttifak'ın geleceğine yön veren Türkiye'nin imzası, NATO'nun yarınlarında güçlü ve belirleyici şekilde yer almaya devam edecektir.



