NATO Zirvesi ve Türkiye'nin Ev Sahipliği
NATO'nun temmuz ayında gerçekleşecek zirvesine, paktın ABD'den sonra en büyük ordusuna sahip olan Türkiye ev sahipliği yapıyor. Bu durum, ittifakın geleceği ve Türkiye'nin rolü açısından önemli bir dönemeç olarak değerlendiriliyor. NATO ile ilgili Atlantik'in iki yakasında sert rüzgârlar eserken, Türkiye'nin pakt içindeki konumu yeniden tartışmaya açılıyor.
1949'dan Günümüze Türkiye-NATO İlişkisi
1949'da Sovyet yayılmacılığına karşı kurulan NATO'ya Yunanistan'la birlikte 1952'de girebilen Türkiye için paktın işlevi, tarihsel süreçte değişiklik gösterdi. Kimileri hâlâ Türkiye'yi Batı ittifakında konumlandıran NATO üyeliğini, "Demokrat Parti'nin tercihi" klişesiyle değerlendiriyor. Ne var ki Batı perspektifi İnönü döneminde benimsenmişti ve bir devlet politikasıydı. 1943 başlarında Adana Yenice'deki tren istasyonunda bir vagonda Churchill'le gizlice buluşan İnönü, Batı ittifakına "Tarafsız olsak da sizinleyiz" demişti.
ABD'nin Yükselişi ve Stratejik Adımlar
Ancak İngiltere gidiciydi, yeni patron ABD oluyordu. İyi niyetin göstergesi olarak Aralık 1943'teki Kahire Konferansı'nda ABD'nin İncirlik'te bir üs kurmasına izin verildi. Stalin'in 1945 başlarında, 1925 yılında Türkiye ile imzalanan "dostluk ve saldırmazlık" paktının uzatılmayacağını ilan etmesi ve ardından boğazlarda üs, Kars ve Ardahan'da da toprak talebinde bulunması süreci dondurdu. Savaşın mağrur muzafferi Stalin düşmanlığında ciddiydi ama ABD dostluğunda kararlı görünmüyordu.
Truman Doktrini ve Marshall Yardımları
Truman doktrini çerçevesinde 1947'de Türkiye'ye yapılan askeri yardımlarla yetinildi. 1948 yılındaki Marshall yardımlarıyla da Türk ekonomisi desteklendi. İnönü'nün 1950 yılında NATO'ya yaptığı üyelik başvurusu ise kabul edilmedi. 1950 yılında Menderes'in iktidara gelmesiyle birlikte İncirlik Üssü, Türkiye ve ABD'nin ortak kullanımına açıldı. Türk askeri komünizmle savaşmak için Kore'ye gitti. Türkiye NATO'ya girmeyi hak etmişti artık.
Soğuk Savaş Dönemi ve Türkiye'ye Etkileri
NATO, 1989'da ezeli rakibi Sovyetler çözülene kadar üye devletlerde ABD'nin güvenlik politikalarını kurumsallaştırdı. Bürokrasiyi, ordusuyla ve istihbaratıyla devlet aygıtını şekillendirdi. Siyaseti dizayn edip ülkelerin içişlerine müdahil oldu. Sağ-sol çatışmasından tutun da suikastlara, terörden askeri darbelere kadar Türkiye de bu operasyonlardan payını fazlasıyla aldı.
Rus Tehdidi ve NATO'da Kalma Stratejisi
NATO'yla Rus tehdidi karşısında denize düşenin yılana sarılması misali başlayan ilişki, zamanla NATO'dan korunmak için NATO'da kalmak şeklinde özetlenebilecek bir hale evrilmişti. Erdoğan'la birlikte, özellikle son 10 yıldır NATO'yla ilişkiler krizlere rağmen Türkiye'nin lehine gelişti.
Trump Etkisi ve NATO'nun Geleceği
Evet, karikatürize edilse bile Trump efekti diye bir gerçek var. Trump'ın ABD'de yarattığı deprem, NATO'nun ideolojik yapısını ve dolayısıyla işleyişini de sarstı. Macron, "Beyin ölümü gerçekleşti" dediği NATO'yu Ukrayna savaşının elektroşok etkisi yaparak kendine getirdiğini söylemişti. Trump'ın, Putin'in Rusya'sını Sovyet tehdidinin yerine koyan İngiltere, Fransa ve Almanya'yı Ukrayna'da yalnız bırakması basit bir tercih değil. Trump'ın Putin'le diyaloğu Avrupalı liderlerle kıyaslanmayacak kadar iyi.
Trump'ın Sözleri ve Gelecek İpuçları
Trump'ın "NATO zirvesine Erdoğan gel dedi diye gidiyorum" şeklindeki sözlerinin, basının ilgisini çekmek için sarf edilmiş klişeler olmadığını, NATO'nun yakın geleceğiyle ilgili ciddi ipuçları verdiğini göreceğiz. Bu ifadeler, ittifak içindeki güç dengelerinin değiştiğine işaret ediyor.



