Yedi Yılda Yedi Başbakan: İngiltere'nin Yeni Milli Sporu
Yedi Yılda Yedi Başbakan: İngiltere'nin Yeni Milli Sporu

Bir zamanlar Britanya, başbakanlarının on yıllarca koltukta oturabildiği, siyasi istikrarın adeta ihraç edildiği bir ülkeydi. Margaret Thatcher ve Tony Blair gibi liderler, bugün hayal gibi görünen bir lüksü yaşadı: Tam bir on yıl boyunca Downing Street'te kalmak. Oysa şimdi İngiltere, on yıl içinde yedinci başbakanını arıyor ve bu kez gözler, kendisini 'Kuzeyin Kralı' olarak tanıtan bir ismin üzerinde: Andy Burnham.

'İstikrarlı Ada' Efsanesi Nasıl Çöktü?

Theresa May ve Boris Johnson koltukta sadece üç yıl tutunabildi. Liz Truss'a ise 49 gün yetti; ekonomi tarihine 'marul ömründen kısa başbakanlık' olarak geçti. Keir Starmer'ın hikâyesi farklı başlamıştı: 2024'te Emek Partisi'ni (Labour) tarihi bir çoğunlukla iktidara taşımıştı. Ancak o da iki yılı bile doldurmadan sahneden çekiliyor. Starmer, 22 Haziran 2026'da istifasını açıkladı; net onay oranı yaklaşık -57'ye kadar düşmüştü ve mayıs ayındaki yerel seçimlerde Labour 35 konseyi ve yaklaşık 1.500 meclis üyesini kaybetmişti. Peki bu 'istikrarlı ada' imajı neden bu kadar hızlı paramparça oldu?

Sosyal Medya Mı, Brexit Mi?

Sosyal medyanın siyasi kutuplaşmayı sertleştirdiği tartışmasız. Ama internetin olduğu tek ülke İngiltere değil; bu açıklama tek başına yetersiz kalıyor. Brexit ise ülkeyi yönetilmesi çok daha zor bir hâle getirdi: parti çizgilerini geçersiz kıldı, siyasi kimlikleri derinleştirdi ve başbakanları artık sadece politika anlaşmazlıklarıyla değil, ülkenin ne olması gerektiğine dair rakip vizyonlarla baş başa bıraktı. Akademisyenlerin işaret ettiği gibi Brexit, istikrarsızlığı yoktan var etmedi; zaten sistemin içinde biriken baskıyı hızlandırdı.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Kötü Liderler Mi Suçlu?

Bazı başbakanların basitçe işin hakkını verememiş olduğunu söylemek mümkün. Theresa May, Brexit anlaşmasını Parlamento'dan geçirememişti. Liz Truss'un radikal ekonomi deneyi, başlar başlamaz çökmüştü. Boris Johnson ise kurallara uymayı halktan isterken kendisi çiğnemiş, ardından bunu inkâr ederek krizi büyütmüştü. Starmer ise garip bir şekilde her iki kusuru da birleştirdi: hem politika konusunda kararsız kaldı hem de Peter Mandelson'ı Washington büyükelçiliğine atayarak ciddi bir muhakeme hatası yaptı — üstelik Mandelson'ın, mahkûm cinsel suçlu Jeffrey Epstein ile bağlantıları olduğu biliniyordu.

Vekiller Neden Artık Sadık Değil?

Ama kötü liderlik açıklamanın tamamı değil; İngiltere geçmişte de yetersiz politikacılar gördü. Asıl mesele, başbakanlarla kendi vekilleri arasındaki ilişkinin değişmesinde. Savaş sonrası dönemde bu ilişki daha güvenilirdi; 1970'lerden itibaren vekiller, kendi partilerine karşı isyan etmeye, liderlerine kafa tutmaya ve gerektiğinde onları düşürmeye daha istekli hâle geldi. Siyaset bilimci George Jones'un ünlü benzetmesiyle, bir başbakanın gücü lastik bir bant gibidir: gerilir, ama sonsuza kadar değil.

Blair'den Johnson'a: İsyanlar Tarihi

Bu çatlak ilişki, 1990'lardan beri İngiliz siyasetindeki büyük olayların arkasında yatıyor. Irak Savaşı, Blair'in otoritesini kendi partisinde ağır biçimde zedeledi; 2003'te öyle çok Labour vekili isyan etti ki Blair'in çevresi bunun koltuğuna mal olabileceğinden korktu. İsyan başarısız oldu ama savaş, Blair ile vekilleri arasında kalıcı bir uçurum açtı. David Cameron, Avrupa'ya uzun süredir düşman olan kendi asi vekillerinin baskısıyla Brexit referandumuna gitti; halk 'Ayrıl' deyince istifa etti. Johnson'ın 'Partygate' yalanları, kendi vekilleri onu desteklemeyi kesince ölümcül hâle geldi. Starmer'ın refah kesintileri ve sert göç politikaları ise kendi Labour vekillerini sadakat ile ilke arasında seçim yapmaya zorladı.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

'1974'ten Beri Bir İlk Değil'

Bu gerginlik, vekillerin liderlerine karşı harekete geçme konusunda artık çok daha istekli olmasına yol açtı. Genel seçimlerin arasında başbakan değiştirmek, modern Britanya'nın yeni bir alışkanlığı hâline geldi. Genel seçim kazanarak Downing Street'e giren ve seçim kaybederek ayrılan son başbakan, 1974'te Edward Heath'ti. O tarihten sonra liderler, sandıkta doğrudan seçmen tarafından değil; parti içi baskı, skandal, istifa veya el değiştirme yoluyla devrildi. Üstelik bu alışkanlık hızlanıyor: son beş başbakandan dördü kendi partisinin baskısıyla görevi bıraktı, sadece Rishi Sunak doğrudan genel seçimde seçmen tarafından gönderildi.

Seçmen De Artık Sadık Değil

Kaosu büyüten bir başka unsur da seçmen davranışındaki değişim. İngiltere artık güçlü bir iki partili sistem değil. İngiltere'nin kendisinde seçmenler birden fazla parti arasında bölünüyor; eskisi gibi Labour ile Muhafazakârlar arasında güvenilir biçimde sıralanmıyor. İskoçya'da bağımsızlık tartışması siyaseti şekillendirmeyi sürdürüyor. Kuzey İrlanda'da seçimler, üniyonizm, milliyetçilik ve büyüyen merkezin belirlediği bambaşka bir parti sistemine göre işliyor. Galler'de ise Labour, Plaid Cymru ve Reform'un giderek güçlenen rekabetiyle karşı karşıya — nitekim 2026 Senedd (Galler Meclisi) seçiminde Labour, tarihinde ilk kez ne çoğunluk ne de en büyük parti olabildi ve Plaid Cymru'ya kaybetti.

Starmer'ın Göç Kumarı Ters Tepki

Bu yeni seçmen haritası, hem başbakanların hem de vekillerin işini zorlaştırıyor. Liderler için kazanmak artık sadece Labour ya da Muhafazakâr seçmen tabanını bir arada tutmak değil; hangi seçmenin kovalanacağına, hangi vaadin yumuşatılacağına ve parti koalisyonunun hangi parçasının riske atılabileceğine karar vermek anlamına geliyor. Starmer'ın yakın çevresi, daha sert göç politikalarının Reform'a kayan seçmenleri geri çekebileceğine inanmış görünüyordu. Ancak bu politikalar Labour vekillerini kızdırdı ve solda, zaten Labour'dan oy ve sandalye çalmaya başlayan Yeşiller Partisi'ne daha fazla alan açtı.

Vekiller Neden Önce Harekete Geçiyor?

Parçalanan oy verme eğilimleri, koltuktaki vekilleri de daha kırılgan kılıyor. Seçmen sadakati zayıfladığında ve eski parti bağları gevşediğinde, vekiller liderleri popülaritesini kaybettiğinde, pervasızlaştığında veya bir skandala karıştığında panikleme konusunda daha çok sebep buluyor. Bir sonraki genel seçimde seçmenin hüküm vermesini beklemek yerine, önce kendileri hareket etme dürtüsüne kapılıyorlar. Bu da liderleri devirmeyi kolaylaştırıyor, başbakanları daha hızlı tüketiyor.

Kendi Kendini Besleyen Bir Kısırdöngü

Zayıf liderler, huzursuz vekiller ve parçalanan seçmen kitlesi bir araya gelince, kendini besleyen bir döngü ortaya çıkıyor. Her başarısız başbakanlık, bir sonrakini daha da güçleştiriyor. Yeni başbakan 'sıfırlama' vaadiyle gelir ama aynı derin sorunları, aynı tedirgin vekilleri ve halkın daha da azalmış sabrını miras alır. Liderlik değişimi istikrar getirmek yerine, bir sonraki başbakanı devirmeyi daha da kolaylaştırıyor.

Sahneye 'Kuzeyin Kralı' Çıkıyor

İşte Andy Burnham'ın devralacağı kısırdöngü tam olarak bu; asıl soru, onu kırıp kıramayacağı. 2017'den bu yana Büyük Manchester Belediye Başkanlığı yapan Burnham, taraftarları arasında 'iş bitirici' ve siyasetini sade bir dille açıklayabilen biri olarak biliniyor. Liderlik yarışına girebilmek için önce Parlamento'ya geri dönmesi gerekiyordu; bu yüzden Makerfield'ın mevcut vekili Josh Simons, ona yol açmak amacıyla istifa etti. Burnham, 18 Haziran 2026'da yapılan ara seçimde oyların yüzde 54,8'ini alarak, Reform UK adayını yaklaşık 9.000 oy farkla geride bırakıp kazandı. Zafer konuşmasında ülkeyi yönetme isteğini açıkça ortaya koyan Burnham, 'Herkes siyasetin işlemediğini biliyor' diyerek bu sonucun bir dönüm noktası olabileceğini söyledi.

Starmer'ın Çekilişi, Burnham'ın Yükselişi

Burnham'ın zaferinin ardından gözler doğrudan Starmer'a çevrildi. 14 Mayıs'ta Sağlık Bakanı Wes Streeting'in istifasının ardından, 11 Haziran'da Savunma Bakanı John Healey ve Silahlı Kuvvetler Bakanı Al Carns da hükümetten çekildi. Starmer, 22 Haziran 2026'da, Burnham'ın Makerfield zaferi ve Labour vekillerinden gelen anında liderlik mücadelesi çağrılarının ardından istifasını açıkladı. Streeting ise yarışa girmek yerine Burnham'ı destekleyeceğini duyurdu; aday gösterilme süreci 9 Temmuz'da başlayıp 16 Temmuz'da kapanacak ve liderlik 1 Eylül'e kadar belirlenmiş olacak.

Belediye Başkanlığından Başbakanlığa: Kanıt Ne Kadar Güçlü?

Makerfield ara seçimi, Burnham'ı destekleyenlere bir kanıt sunmuş gibi görünüyor: Labour, genel olarak parçalanan siyaset eğilimine ters düşerek oyunu burada artırdı. Ancak herkes, Burnham'ın Büyük Manchester'da iddia edildiği kadar başarılı olduğuna ikna değil. Toplu taşımayı kamu denetimine alması ona güçlü bir anlatı kazandırdı, fakat ulusal hükümet bu vaatleri çok daha zorlu bir sınavdan geçirecek. Nitekim Reform UK lideri Nigel Farage, partisinin Wigan konseyinde 25 sandalyeden 24'ünü kazandığını hatırlatarak halk desteği olmayan bir liderin ülkeyi yönetmemesi gerektiğini öne sürüp erken seçim çağrısı yaptı; Burnham ise 'istikrar' gerekçesiyle erken seçimi şimdilik dışladı.

Kırılması Gereken Zincir

Eğer Burnham, Labour'un sert göç politikalarını sürdürürse, kamu denetimine dair vaatleri beklenenden cılız çıkarsa veya popülaritesi düşmeye başlarsa, parti içindeki iyi niyet hızla tükenebilir. O zaman Burnham da selefleriyle aynı tehlikeyle karşı karşıya kalacak: vekillerin, liderlerinin artık taşınamaz bir risk olduğuna karar vermesi. Bu da onu, kırmakla görevlendirildiği kısırdöngünün tam ortasına geri fırlatacaktır — 'Kuzeyin Kralı' unvanının, Downing Street'in artık alışılmış bir geçiş kapısı hâline geldiğini değiştirip değiştiremeyeceğini, zaman gösterecek.