Gazze'nin Asil Kadınları: Dört Kuşağın Hikayesi ve Yaşam Mücadelesi
Hilal Kaplan Gazze'deki insanlık dramının izlerini taşıyan asil kadınlarla Mısır'da bir araya geldi. ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırganlığı gündemi meşgul etse de, Gazze'deki zulüm ve acılar hiç durmadan devam ediyor. Siyonist İsrail'in mağduru olan onlarca Gazzeli ile görüşebilmek ve onların sesini dünyaya duyurabilmek amacıyla Mısır'da bulunan Kaplan, bu hafta boyunca dört kuşaktan dört kadının etkileyici hikayelerini köşesine taşıyor.
Nidâ'nın Hikayesi: Vatan Aşkı ve Kayıplar
İlk hikaye, adı Nidâ olan bir annenin trajedisi ile başlıyor. İki oğlu ve iki kızı olan Nidâ'nın kızı Duhâ, Gazze'de şehit olmuş durumda. Eşi ise bombalamalar sırasında işitme duyusunu kaybetmiş ve şehit kızlarının fotoğrafına dahi bakamaz hale gelmiş. Nidâ, Gazze'yi "Hayat, yorgunluk, ölüm ve korkudan ibaret" olarak tanımlıyor, ancak geri dönme ihtimali söz konusu olduğunda "Elbette, orası vatanımız" diyerek vatan sevgisini dile getiriyor.
Nur'un Mücadelesi: Felç ve Umut
Nidâ'nın diğer kızı Nur, 21 yaşında ve hayat dolu bir genç kızken yaşadığı trajedi ile sarsılmış durumda. Evlerinin bombalandığı sırada, ablası Duhâ ile salıncakta sohbet ederken komşularına isabet eden bombalamada ikisi de havaya savrulmuş. Duhâ anında şehit olurken, Nur öldü sanılarak morga kaldırılacakken son anda nefes aldığı fark edilip yoğun bakıma alınmış.
Ancak Nur artık yürüyemiyor. Vücudundaki yanıklar, şarapnel parçaları ve omurundan aldığı darbeler nedeniyle felç geçirmiş. "Yoğun bakımda iki erkek kardeşim de yaralı yanımda yatıyordu. Kendimden çok onlar için korktum. 'Ya bombalanırsak, artık hareket bile edemiyorum, onları nasıl koruyacağım' diye düşünmekten daha beter hasta oldum" diye anlatıyor o korkunç günleri.
Şiir okuyup yazan, karate yapan ve üniversitede hukuk öğrencisi olan Nur, şimdi Mısır'da Ayn Şems Üniversitesi'nde İşletme ve Yönetim Bölümü'ne devam ediyor. Gazze'den çıkışını ise şöyle anlatıyor: "Babam ve kardeşimi geride bırakmak zorunda kaldık. Ambulansla Mısır'a geçerken yol boyu ağladık. Onları ateşler arasında bıraktığımız için dayanamıyordum. Acıdan ölmeyi diliyordum."
Ancak annesine bakarak hayata tutunmaya karar veren Nur, "Annem bir yıl boyunca ben tuvalete dahi gidemezken bana baktı ve onu daha fazla üzmeye hakkım yoktu. O yüzden hayata tutunmaya başladım. Allah'ın bizim için hayır olanı dilediğinden şüphem yok" diyor. Akademik çalışmalarını bitirip hayallerini gerçekleştirmek istediğini belirtiyor.
Kediler ve Neşe Kaynağı
Gazze'deki bombalamadan önce kedileri olan Nur, "Ancak bombalamadan korktuğu için onlar da Duhâ gibi beni bıraktı" diyerek üzüntüsünü paylaşıyor. Mısır'a geldikten sonra hemen bir kedi sahiplenmiş ve bu kedinin üç yavrusu olmuş. Nur'un tekerlekli sandalyesiyle okula gitmediği zamanlardaki en büyük neşe kaynağı bu kediler olmuş.
Hilal Kaplan, Nur'un "insanı kendi yeisinden utandıran pırıl pırıl gözlerini ve aydınlık gülüşünü" tarif edememenin üzüntüsünü yaşıyor. Bu ailenin hayatı ve her söze hamdle başlayan vakarlarından öğrenilecek çok şey olduğunu vurguluyor.
Yarın "Bir annenin iki sebebi" başlıklı yazı ile hikayeler devam edecek. Mısır Büyükelçimiz Salih Mutlu Şen'den alınan bilgiler doğrultusunda Gazzeliler için yapılan çalışmalar da paylaşılacak.



