Truva Kralı Priamos'un kızı Kassandra'nın laneti, günümüzde su krizi uyarılarına karşı toplumun duyarsızlığını anlatan güçlü bir metafor olarak karşımıza çıkıyor. Ambalajlı Su Üreticileri Derneği (SUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Yaşabey Kalebaşı'nın açıklamaları, bu sendromun su kaynakları üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.
Türkiye Su Stresi Yaşayan Ülkeler Arasında
Kalebaşı, iklim krizinin artık bugünün meselesi olduğunu vurgulayarak, "Su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor ve şehirlerimizin dayanıklılığı suyu nasıl yönettiğimize doğrudan bağlı hale geliyor" ifadelerini kullandı. Dışişleri Bakanlığı da Türkiye'nin yarı kurak bir iklime sahip olduğunu ve 'su stresi yaşayan ülkeler' arasında bulunduğunu açıkça belirtiyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı verileri de bu uyarıları destekler nitelikte: "İklim değişikliğinin olumsuz etkileri, nüfus artışı ve yanlış su kullanımı nedeniyle su kaynakları üzerindeki baskı her geçen gün artmakta." Su kıtlığı ve stres seviyesini ölçmek için kullanılan Falkenmark Göstergesi'ne göre, kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1.000-1.700 metreküp arasındaysa ülke 'su stresi' yaşıyor demektir. Türkiye'de bu miktar ortalama 1.400-1.500 metreküp seviyesinde.
Devletin Su Seferberliği ve Bireysel Farkındalık
Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yürütülen "Suda Sıfır Kayıp" seferberliği kapsamında yüzlerce baraj ve gölet projesi hayata geçiriliyor, tarımda vahşi sulamadan kapalı devre ve damlama sulama sistemlerine geçiş için teşvikler veriliyor. Ancak uzmanlara göre, devlet ne kadar baraj yaparsa yapsın, özel sektör ne kadar verimli çalışırsa çalışsın, bireysel farkındalığın artması da bir o kadar zorunlu.
Uzmanlar, işe öncelikle evdeki su tasarrufundan başlanması gerektiğini vurguluyor. Su, stratejik bir yaşam kaynağı olarak kabul edilirken, kaynağın kuruduğunu anlatıp insanları ikna edememek, Kassandra Sendromu'nun bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Geleceği doğru gören ama kimse tarafından inanılmayan Kassandra gibi, su krizi uyarıları da yeterince ciddiye alınmıyor.
Tarımda Örnek İş Birliği: Genç İşi Tarım Fikir Maratonu
Bu bağlamda, Nestlé Türkiye'nin duyurduğu "Genç İşi Tarım Fikir Maratonu" projesi, itibar yönetiminde stratejik sponsorluk açısından somut bir örnek olarak öne çıkıyor. Sponsorluk, bir yardım faaliyeti veya reklam türevi değil, "doğrudan kurumun varlık nedenini toplumsal bir fayda ekseninde stratejik olarak konumlandırma sanatı" olarak tanımlanıyor.
Bir gıda markasının, ham maddesinin ana kaynağı olan tarım ve gıdanın geleceğini merkezine alması konsept olarak isabetli bir eşleşme olarak görülüyor. Proje kapsamında gençlere sadece "fikir getirin" denmiyor; kampüs buluşmaları, çevrim içi eğitimler, mentorluklar, kuluçka süreçleri ve su yönetiminden onarıcı tarıma kadar dokuz spesifik odak alan ile içi dolu bir süreç kurgulanmış.
İklim krizi, tarımsal nüfusun yaşlanması ve tedarik zincirlerindeki küresel kırılmalar düşünüldüğünde, zamanlama ve sosyal bağlam hedefle uyumlu. Yarışma bittiği anda sponsorun sahneden çekilmesi itibar yönetiminde en sık karşılaşılan hatalardan biri olarak biliniyor. Nestlé'nin kurgusunda birinci olan ekibin doğrudan Kuluçka Programı'na alınması, ikinci ve üçüncü ekiplere koçluk desteği verilmesi, projenin 'ölçülebilir' bir girişimcilik ekosistemine dönüşebileceğini gösteriyor.
Eğer operasyonel süreçte ilan edilen mentorluk kalitesi korunur, dereceye giren fikirler ticarileşme aşamasında Nestlé'nin kendi tedarik zincirine entegre edilebilir ve şeffaf bir iletişim dili sürdürülürse, bu çalışma örnek bir stratejik sponsorluk ve itibar yönetimi modeli olarak literatürde yerini alabilir. Yeter ki ipin ucu bırakılmasın.



