Dekabristler – Lev Tolstoy
Tolstoy'un devrimci idealizmden ahlaki radikalizme yönelişini belgeleyen romanı Dekabristler, 1825'teki başarısız Dekabrist Ayaklanması sonrasında Rus aristokrasisinin içinden çıkan devrimci subayların ve ailelerinin yaşadığı ahlaki ve insani çözülmeyi konu alıyor. Devletin cezalandırıcı gücüyle bireyin vicdanı arasındaki gerilim, romanın arka planını oluşturur. Roman, isyanın kendisini değil bu isyanın ardından gelen sürgün, bekleyiş ve iç hesaplaşma sürecini anlatır. Ayaklanmaya katılan subaylar idam edilmiş ya da Sibirya'ya sürgüne gönderilmiştir. Can Yayınları'ndan çıkan roman, bu yenilginin ardından hayatta kalanların yeni bir düzen kurma çabasını izler. Sürgündeki Dekabristler ağır doğa koşulları, yoksulluk ve devlet baskısı altında, bir zamanlar savundukları ideallerin günlük hayat içinde nasıl anlam değiştirdiğini sorgularlar. Politik amaçlar yerini ahlaki dayanıklılık, sabır ve insan onuru gibi daha temel değerlere bırakır.
Gece Yarısı Treni – Matt Haig
Matt Haig, tüm dünyayı kasıp kavuran Gece Yarısı Kütüphanesi ile aynı evrende geçen, yüreğinize dokunacak yeni bir hikâyeye davet ediyor: Gece Yarısı Treni... Nora Seed gece yarısı olduğunda ölmemeyi öğrenmişti. Wilbur Budd ise gece yarısı olduğunda yaşamayı öğrenmek zorunda. Bir kitapçı zinciri sahibi Wilbur, 81 yıllık ömrünün çoğunu işine adamış, bu uğurda büyük aşkı Maggie'yi ihmal etmiştir. Yıllar sonra gelen bir telefonla tam umutlanmışken ölüm kapıda belirir. Ancak bu kez bir son değil, bir tren yolculuğunun başlangıcı olarak. Wilbur bu trenle geçmişine, hayatının en karanlık ve en parlak anlarına doğru ilerleyecek. Tek bir kural var: Geçmişteki halinle asla konuşma. Peki, insan her şeyi berbat ettiğini bildiği o âna geri dönse, kurala uyup izlemekle mi yetinir yoksa başka bir hayat yaşamak uğruna raydan çıkmayı mı seçer? Domingo Yayınları'ndan çıkan Gece Yarısı Treni pişmanlıklar, ikinci şanslar ve yaşamak denilen o mucizevi eylem üzerine büyüleyici bir zaman yolculuğu. Hayatınız bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçseydi, siz hangi sahnede durdururdunuz?
Soygun – İskender Pala
“Serpintili yağmur ve sert rüzgâr altında sadaret landosu Bab-ı Hümayun'dan dörtnala girdi. Ayasofya müezzinleri akşam ezanını okuyordu; Haydin kurtuluşa!... Kurtulabilecek miydi acaba? Daha üç saat evvel çıktığı kapıdan tekrar girerken içindeki duygular karmakarışıktı. Cuma selamlığından sonra Sultan Mahmut Hazretleri başının ağrıdığından şikâyetle bir parça istirahat edeceğini söylemiş, o da Paşakapısı'na dönmüştü. Padişahı düşündü. Zavallı adam, tek başına bir ülkeyi ayakta tutmaya çalışıyordu. Mektepler açtırıyor, ıslahatlar yaptırıyor, ülkeyi kalkındırmaya çalışıyordu. Ama zaman, mutsuz insanlar zamanıydı. Halkı fikren çatlamış, herkes birbirine çemkirir olmuştu. Devlet aleyhine çalışan şer şebekeleri her yandaydı. Yüzyıllarca ülkenin şanı ve şerefi olmuş Hacı Bektaş'ın kutsal kazanı yine devrilmiş, ordu ile millet karşı karşıya gelmişti.” 1826 sonbaharının puslu günleri… Zindanda bir müderris, arastada bir mücellit, Kapalıçarşı'da bir elmastıraş. Sarayın en değerli mücevherini çalmaları gerekiyor. Bir cündîye ihtiyaçları var, bir de hırsıza… Peki ya hırsız âşık ise?!.. İskender Pala'nın kaleminden 'Soygun' Kapı Yayınları'ndan çıktı.
Kavganın Göbeğinde Bir Şair – İsmet Özel Poetikası – Salim Nacar
Günümüz Türk şiirinin önemli isimlerinden Salim Nacar, İsmet Özel'in Şiir Okuma Kılavuzu'ndan hareketle okuru poetik, politik ve ontolojik bir yolculuğa çağırıyor. Çoğu zaman edebiyatın teknik yapısına dair bir metin gibi algılanan Şiir Okuma Kılavuzu; bu kitapta 1970 sonrası Türk şiirinin, düşünce hayatının ve entelektüel sermayesinin merkezî metinlerinden biri olarak yorumlanıyor. Nacar, Özel'in Marksist düşünceden İslami dünya görüşüne uzanan fikrî sürekliliğini, modernliğe yönelik eleştirilerini ve Türklük şuurunu şiir üzerinden temellendirerek şiiri bir müdafaa hattına nasıl dönüştürdüğünü titizlikle inceliyor.... Bu poetik incelemede Yahya Kemal, Ahmed Hâşim ve Mehmed Âkif gibi kurucu isimlerden Garip'e, İkinci Yeni'den modern Türk şiirinin savunusuna kadar uzanan geniş bir yelpazede Türk şiirinin müfredatı, tavırları ve kırılma noktaları; şairin duruşu, şiirin toplumsal karşılığı ve edebiyatın ahlakî zemini hakkındaki çetin sorular üzerinden güncel bir perspektifle masaya yatırılıyor. Kavganın Göbeğinde Bir Şair, Kant estetiğinden Baudelaire'e, Pound'dan Eliot'a uzanan modern şiir tecrübesiyle Türk şiiri arasında köprüler kuruyor.
Madam Barbunya – Selin Hamurkesen Bosquet
Selin Hamurkesen Bosquet'in kaleminden Madam Barbunya: Anne Mutfağından Kendi Glütensiz Mutfağıma Yolculuk Hikayem, yemeğin yalnızca karın doyurduğu değil, sevgiyi ve bağı paylaşmanın dili olduğu bir evde büyümenin hikâyesini anlatıyor. Alfa Yayınları'ndan çıkan kitap yazarın kimliğini şekillendiren iki güçlü kadına; Madam Barbunya lakaplı zarafet ve lezzet ustası annesi Ani'ye ve mutfağı tüm aileyi birleştiren bir yaşam alanı haline getiren anneannesi Araksi'ye bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Okurlar; 1970'ler ve 80'lerin Bakırköy, Yeşilköy, Çınarlı Köyü ve Silivri'sinde geçen altın yıllara doğru nostaljik bir yolculuğa çıkarken, pavuryaların kaynatıldığı yaz akşamlarının, kalabalık sofraların, Noel ve Paskalya kutlamalarının sıcaklığını hissedecekler. Bosquet, soğan doğrarken gözyaşlarına karışan anılarını ve sofrayla birlikte kendisinin de yıllar içinde nasıl piştiğini satırlara döküyor.
Mutfak – Banana Yoshimoto
Mutfak, annelik, kayıp, dönüşüm, aşk ve trajedinin iç içe geçtiği iki etkileyici anlatıyı bir araya getiriyor. İlk kez 1987'de yayımlandığında Japonya'nın en prestijli edebiyat ödüllerinden ikisini kazanan eser, bir yılı aşkın süre çok satanlar listelerinin zirvesinde kaldı ve milyonlarca okura ulaştı. Banana Yoshimoto, bu kitapla The Independent on Sunday tarafından “genç Japonya'nın sesi” olarak anıldı. New York Times, "Yoshimoto'nun dili berrak, içten ve okuru savunmasız yakalayacak kadar etkileyici; duyguları gözlemlemedeki gücü Jane Smiley kadar keskin, anlatımı ise Anne Tyler kadar akıcı… Mutfak hem tanıdık hem de tuhaf bir dünya kuruyor” diye yazdı. Beyaz Baybuş Yayınları'ndan çıkan bu özel baskı, çağdaş edebiyatın en özgün ve sarsıcı metinlerinden birinin 30. yılına saygı duruşu niteliğinde.
Kara Haberciler – Seçilmiş Şiirler – César Vallejo
Peru'da, sömürge yoksulluğunun tüm izlerini taşıyan bir dağ köyünde doğan César Vallejo, 20. yüzyıl modernizminin öncü şairlerinden biridir. Kızılderili sözel mirasını, Avrupa yazınsal geleneklerini ve Peru mestizo kültürünün birikimlerini tümüyle kendine özgü bir şiir dilinde yeniden yapılandırmıştır. Gerçeküstücülüğün yazınsal ortamları sarstığı yıllarda yerleşik dilbilimsel kuralların sınırlarını aşarak somut, çarpık, dili şiddetiyle bozan bir sözdizimi geliştirmiştir. Biçime de yansıyan “alışılmadık gürültü” Vallejo şiirini saldırgan ve “güzel olmayan” bir düzeye taşımış, birçok saygın eleştirmenin işaret ettiği “benzeri görülmemiş, ham bir dil”i ortaya çıkarmıştır. Varoluşun doğasında içerili hazin hayal kırıklığını ve insanlık durumunun umutla umutsuzluk arasında salınan karmaşasını ifade eden bu eşsiz dilin en büyük başarısı, her şiiri zorluğun ve acının tanınmasını içeren dönüştürücü bir bilinç eylemi hâline getirmesidir. Ayrıntı Yayınları'ndan çıkan Kara Haberciler, Neruda'ya göre, “Olağanüstü güce sahip, görkemli bir şiir!”
Asude Bahçe – Funda Uçuk Er
Asude Bahçe, psikolojik danışman Zeynep'in ofisine isimsiz bir zarfla bırakılan eski bir günlüğün açtığı kapıdan içeri giren; 1973 Adana'sı ile günümüz İstanbul'u arasında kurulan iki zamanlı, duygusal derinliği yüksek bir roman. Günlüğün satırları, Hüma'nın geçmişte yaşadığı kayıpları, aile baskısını ve hayatta kalmak için verdiği zor kararları görünür kılarken; okur, bir hayatın nasıl yeniden kurulduğuna ve bir kimliğin nasıl sessizce değiştiğine tanıklık eder. Günümüzde Zeynep'in bu günlüğün kayınvalidesi Miyesser'e ait olduğunu fark etmesiyle, aile içinde yıllardır konuşulmayan gerçekler su yüzüne çıkar. Ömer'in yaşadığı sınavlar ve evin içindeki dengeler de dönüşmeye başlar. Tasavvuf ehli Derviş Dede'nin sohbetleriyle güçlenen anlatı; geçmişle yüzleşme, affetme ve teslimiyet temalarını psikolojik bir derinlikle işler. Timaş Yayınları'ndan çıkan Asude Bahçe, aile bağları ve kuşaklar arası kırılmalar üzerinden ilerleyen; merak duygusunu diri tutarken okura içsel bir toparlanma hissi de bırakan etkileyici bir hikâye sunuyor.
Bir Gün Herkes İtiraf Eder – Muhammed Ramazan Demirci
Bazı kitaplar cevap verir; bazıları sessizce soru sorar. Bu kitap, o sessizlerden biri. Cevap aramıyor, seni kendi sessizliğine çağırıyor. Elpis Yayınları'ndan çıkan Bir Gün Herkes İtiraf Eder, gürültülü bir çağda yavaş düşünmenin, sade yaşamanın ve iç sesini yeniden duymanın bir denemesi. Ne bir öğüt kitabı ne de bir felsefe dersi; daha çok, hayatın kenarına düşen sessiz anların günlüğü. Bir fincan çayın buharında, yarım kalan bir "özür dilerim"de ya da gecikmiş bir "neden?" sorusunda saklı olan anlamı arıyor. Çünkü bazen hakikat büyük cümlelerde değil, fark edilmeden yaşanmış küçük anlarda gizlidir. Ve belki de bütün mesele Dünyayı değiştirmek değil, kendi iç sessini yeniden duymayı hatırlamaktır. Kendiyle konuşmaktan korkmayan, anlamı ararken yavaşlamayı göze alan ve modern dünyanın hızına rağmen hâlâ içten bir "dur" diye bilenler için...
Marie Bot Robot Dadı – Liza Szabo
Alman yazar Liza Szabo, bu eğlenceli ilk romanında bakıcı krizine sıradışı bir çözüm öneriyor: Robot dadı! Günümüzün tartışma konusu yapay zekânın ve robotların insan hayatına ne ölçüde dahil olabileceğini eğlenceli bir üslupla, sürükleyici bir kurguda ele alıyor. Çocuklara bakıcı olması istenen bir robotun mükemmelliği, davranışları ve hatta "duyguları" üzerine düşündürüyor. Günışığı Kitaplığı'ndan çıkan ve sanatçı Wilm Lindenblatt'ın desenleriyle canlanan hikâye, eğlenceli olduğu kadar da sahici... "Karla ve kardeşi Finn'in ebeveynleri çok yoğun tempoda çalışırlar. Kaybolan eşyalar, son dakika planları, hiçbir işin yetişmemesi ve ev kazaları derken işler çığırından çıkmıştır. Sürekli bakıcı değiştiren aile, robot fuarından özel olarak tasarlanmış bir robot dadıyı, Marie Bot'u denemeye karar verir. Sonunda neredeyse kusursuz bir düzen kurulacak gibidir, çünkü Marie Bot bir dadıdan daha fazlasıdır. Kalliske Ailesi'nde gerçekten her şey yoluna girecek midir?.."



