Trenden indikten hemen sonra merdivenlerine oturup; 'Seni yeneceğim İstanbul!' diyenlerin şehre ilk ayak bastığı Haydarpaşa Garı, tarihi boyunca Türkiye'nin kolektif hafızasında gurbet ve umutla özdeşleşti. İstanbul'un simgelerinden biri olan 118 yıllık yapı için gelecek kuşaklara aktarılması adına önemli bir adım atıldı.
Ortak Duyguların Kelimelere Dökülmüş Hali
O meşhur kapı, Türk sinemasının ikonik sahnelerinden birini hatırlatıyor. Halit Refiğ'in yönettiği, Cüneyt Arkın'ın ilk filmi olan 1964 yapımı 'Gurbet Kuşları'nda aile reisi 'Tahir Efendi'nin çocuklarına kurduğu cümle tam da bu duyguyu ifade ediyor: 'Allah'ın izniyle şah olacağız İstanbul'a şah! Sırt sırta verdik mi kolay... Dağları bedesten ederiz vallahi.' Bu replik, aslında İstanbul'a göç eden herkesin ortak duygusunun kelimelere dökülmüş haliydi.
Haydarpaşa'dan Beşiktaş'a geçmek için vapura bindiğimizde İstanbul, bizi tüm ihtişamıyla karşılarken Tarihî Yarımada'yı ve Ayasofya'yı karşımızda gördüğümüzde, hepimizin ağzından sanki sözleşmişiz gibi Fatih Sultan Mehmed'in o kararlı sözü döküldü: 'Ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni!' Bu eş zamanlı haykırışla birlikte içimizdeki o ilk korkunun yerini olgunlaşmış bir kararlılık aldı: 'Korkmak yok. Başaracağız!'
İstanbul'un Köşe Taşlarından Biri
Haydarpaşa Garı'nı ölümsüz kılan yanlarından biri, milyonlarca insanın hayatındaki duygusal karşılığı. 1950'lerden itibaren Anadolu'dan İstanbul'a yaşanan büyük göç dalgalarında, trenle gelenlerin şehre ilk adım attığı, denizi ilk kez gördüğü yer burası oldu. Elinde bavuluyla trenden inip umuda doğru yürüyenlerle hafızalarımıza kazınan, taşıdığı hikâyelerden altındaki antik tarihe kadar İstanbul'un kimliğini oluşturan en vazgeçilmez köşe taşlarından biri olan Haydarpaşa Garı; yeni başlangıçların ve gurbetin simgesi olma özelliğine sahip.
Yeniden Görünür Hale Geldi
Haydarpaşa Garı'nda yürütülen kapsamlı restorasyon çalışmalarında önemli bir ilerleme sağlandı. Depremlere, 1909, 1917 ve 2010'daki büyük yangına karşı direnerek varlığını sürdüren Haydarpaşa Garı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Devlet Demiryolları arasında imzalanan protokol kapsamında restore edildi. Yeni haliyle aynı zamanda bir kültür merkezi olacak olan Haydarpaşa Garı'nın Marmara Denizi'ne bakan üç cephesindeki restorasyon ve konservasyon uygulamaları tamamlandı. Tamamlanan çalışmaların ardından cephelerde bulunan iş iskeleleri kaldırılırken Haydarpaşa Garı'nın özgün mimari detayları yeniden görünür hale geldi. İstanbul'un eşsiz simgelerinden biri olan, tarihsel ve kültürel hafızamızda özel bir yere sahip tarihi gar, yıllar sonra yeniden kentin silüetindeki güçlü görünümüne kavuştu.
Tarihi Misyonunu Sürdürecek
Koruma Kurulu tarafından onaylanan projeler doğrultusunda ve uzman ekiplerin gözetiminde yürütülen çalışmalar sonunda Haydarpaşa Garı'nın tarihi dokusu korunarak gelecek nesillere eksiksiz şekilde aktarılmış olacak. Haydarpaşa Garı, böylelikle kim bilir daha kaç kişinin İstanbul'a ayak bastığı mekân olarak tarihteki misyonunu sürdürürken şehrin aynı zamanda kültür-sanat merkezlerinden biri olarak da simgeleşecek.
Padişah III. Selim Haydar Paşa'ya Jest Yaptı
Haydarpaşa Garı'nın bulunduğu alan, Bizans imparatorlarının dinlenme sarayının bulunduğu bölgeydi. Padişah III. Selim, jest yapmak amacıyla Selimiye Kışlası'nın yapımında büyük emeği ve üstün gayreti bulunan Haydar Paşa'nın adını bölgeye verdi. Osmanlılar döneminde bağ ve bahçelerle kaplı bir çayırlık olan bölge, uzun süre saray atlarının beslenme yeri ve ordunun Anadolu seferleri için toplanma noktası olarak kullanıldı.
Görkemli Bir Bina Yapma Arzusu Adına İnşa Edildi
1871'de Haydarpaşa-İzmit arasında başlayan demir yolu çalışmalarının 1873'te tamamlanmasıyla bölgenin önemi artarken, İstanbul-Bağdat Demir Yolu hattının yapımı Almanlara verildi. İstanbul-Bağdat hattı, dönemin küresel siyasetinde Berlin'i İstanbul üzerinden Bağdat'a ve kutsal topraklara bağlayan, Osmanlı'nın Asya topraklarındaki otoritesini güçlendiren lojistik ve askeri bir can damarıydı. Almanlar, İstanbul'dan Bağdat'a kadar uzanacak bu stratejik hattın başlangıç noktasına, demir yoluna verdikleri önemi vurgulayan görkemli bir bina dikmek istedi. Alman mimarlar Otto Ritter ile Helmuth Conu, garın projesini hazırladıktan sonra binanın kontrol mühendisliğini üstlendi. İnşaatı 30 Mayıs 1906'da başlayan Haydarpaşa Garı, 19 Mayıs 1908'de hizmete açıldı. Hereke'den getirilen açık pembe granitler ve Lefke'den getirilen taşlarla kaplanan dış cephesi, garın adeta bir kaleyi andıran görkemli duruşunu sağladı.
Açık Hava Müzesine Dönüştü
2010'daki büyük çatı yangınının ardından gar çevresinde başlayan restorasyon ve kazı çalışmaları, ezber bozan bir gerçeği ortaya çıkardı. Garın peronlarının ve raylarının hemen altından, 'Körler Ülkesi' olarak bilinen antik Khalkedon şehrine ait 2500 yıllık liman, surlar, hamamlar ve binlerce sikke çıktı. Bunun sonucunda Haydarpaşa Garı, altında koca bir antik kent saklayan devasa bir açık hava müzesi kimliğine de sahip oldu.
'Körler Ülkesi' Denmesinin Nedeni
Megara Kralı Byzas, M.Ö 7'nci yüzyılda yeni bir koloni kurmak amacıyla bugünkü Tarihî Yarımada'yı keşfetti. Byzas, Sarayburnu'ndan karşı kıyıyı seyrederken Kalkhedon'daki (Kadıköy) yerleşimcileri kastederek; 'Burası gibi muazzam bir doğa güzelliği ve stratejik liman dururken, karşıdaki kayalık ve verimsiz kıyıya yerleşmek körlüktür' dedi. Byzas'ın bu sözlerinden sonra Kalkhedon, uzun süre 'Körler Ülkesi' olarak anıldı. Oysa Kalkedonyalıların Kadıköy'ü seçme nedeni coğrafi bir körlük değil, tamamen suya dayalı hayati bir öncelikti. Tarihî Yarımada su açısından oldukça yetersizken, Kadıköy bolca tatlı su kaynaklarına sahipti.
Bunları Biliyor muydunuz?
- Haydarpaşa Garı'nın deniz kıyısındaki devasa ağırlığına rağmen çökmemesinin sırrı, suyun altında bulunuyor. Bina, asırlar boyunca sudan etkilenmeyen özel meşe kazıkların üzerinde yükseliyor. Alman mühendisler, binanın temelini sağlamlaştırmak için her biri 21 metre uzunluğunda tam 1100 adet meşe kazığı buharlı şahmerdanlarla denize çaktı.
- I. Dünya Savaşı sırasında, 6 Eylül 1917'de Haydarpaşa Garı'nda büyük bir patlama yaşandı. Cepheye gönderilmek üzere garda depolanan mühimmatlara yapılan bir sabotaj sonucu, binlerce ton patlayıcı infilak etti. Bu patlamada cephelere sevk için garda bekleyen yüzlerce asker şehit oldu.
- Haydarpaşa Garı'nın yolcu salonunu süsleyen, gün ışığı içeri girdiğinde içeriyi rengarenk bir atmosfere bürüyen o ünlü vitray camlar sıradan bir işçilikle üretilmedi. Vitraylar, dönemin ünlü Alman cam sanatçısı Linnemann tarafından özel olarak üretilip Almanya'dan İstanbul'a getirildi.
- Haydarpaşa Garı'nın tam ortasında, çatı katında bulunan Alman yapımı ikonik saat, binanın kendisi gibi neo-klasik tarzda tasarlandı. Zamanı belirlemek için hep bu saat referans olarak alındı. Türk sinemasında yüzlerce filmde beyazperdeye yansıtılan Haydarpaşa Garı, aralarında Jackie Chan'in 2001'de çekilen 'Altın Yumruk İstanbul'da' ve Russell Crowe'un 'Son Umut'unun da yer aldığı yabancı filmlerde de çekim mekânı olarak kullanıldı. 2014 yapımı 'Son Umut'ta Avustralyalı Connor'un Çanakkale Savaşı'nda kaybolan oğullarını aramak için İstanbul'a geldiği sahnelerde Haydarpaşa Garı kullanıldı.



