Süleyman Seyfi Öğün, köşesinde zevk kelimesinin tedavülden kalkmasını ve yerini keyfe bırakmasını ele alıyor. Bu dilsel dönüşümü kapitalizmin değer anlayışına bağlayan Öğün, dostu Mehmet Çebi'nin Tophane-i Amire'deki Hat ve Tesbih sergisini bu çerçevede değerlendiriyor. Sergi, ağırlıklı olarak Cumhuriyet devri ustalarının yenilikçi çalışmalarını içeriyor.
Zevk ve Keyif Arasındaki Fark
Öğün'e göre, günlük dilde "keyif aldım" ifadesinin yaygınlaşması, zevk kelimesinin kaybolmasına işaret ediyor. "Keyiflendim" yerine "keyif aldım" demenin gramer açısından da sorunlu olduğunu belirten yazar, bu kullanımın fiillere ciddiyet kazandırdığı yanılgısından kaynaklandığını söylüyor. Örnek olarak "girdim" yerine "giriş yaptım", "uçak kalktı" yerine "uçak kalkış yaptı" ifadelerini gösteriyor.
Yazar, keyif ve zevk arasındaki temel farkı şöyle açıklıyor: "Keyif daha çok beş duyumuza hitap eden, içimize pek de işlemeyen hazlarla alakalı tecrübeler olarak geliyor bana. Zevkten farkı bu. Zevk de beş duyunun harekete geçmesiyle başlıyor. Ama buradan devşirilen intibalar zihnimizde işleniyor ve içimize yerleşerek kalıcı hale geliyor." Yani keyif geçici ve yüzeyselken, zevk kalıcı ve derinlemesine işlenmiş bir deneyim. Ayrıca keyifte insan edilgenken, zevk emek ve gayret gerektiriyor.
Kapitalizmin Dil Üzerindeki Etkisi
Öğün, zevk kelimesinin gözden düşmesinin doğrudan kapitalizmle bağlantılı olduğunu savunuyor: "Zevk kelimesinin tedavülden kalkmasının sebebi doğrudan kapitalizmdir. Bidayette, her şeyi araçsallaştırmak suretiyle yaptı bunu. Dahası kullanım değerini yok ederek değişim değerini yüceltti." Bu durumun değer kısırlığına yol açtığını belirten yazar, Richard Sennett'ın "Zanaatkâr" kitabına atıfta bulunuyor. Modern zamanlarda zevke ulaşmanın zorlaştığını, tüketim kapitalizminin ise bu imkânları tamamen ortadan kaldırdığını ifade ediyor. "Duyguları değil duygulanımları, zevk yerine hazları kamçılayan Postmodern Geç Rokoko bir zamanda yaşıyoruz" diyor.
Mehmet Çebi ve Kültürel Mirası
Yazar, bu düşüncelerini Mehmet Çebi'nin sergisini gezerken zihninden geçirdiğini aktarıyor. Çebi'nin İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'nde okurken Bayezid çevresindeki kültür dairelerine girdiğini ve atalarından kalan eserlere ilgi duyduğunu belirtiyor. Koleksiyonerlikle başlayan bu ilgisini her yıl bilinçli olarak zenginleştirdiğini ve müzayede işlerinde ustalaştığını söylüyor. "Varlıklı çevreleri zevk sahibi kılmak için canhıraş çalıştı" diyen Öğün, Çebi'nin bir kültür politikası insanı olduğunu vurguluyor.
Sergi, Çebi'nin son zamanlardaki ikinci büyük sergisi. İlki köstekli saatler üzerineydi ve 300 parçadan oluşuyordu. Bu defaki sergi ise ağırlıklı olarak Cumhuriyet devrinde yapılan yenilikçi tesbih ve hat çalışmalarını bir araya getiriyor. Öğün, bu iki sanatın İslam aleminde Türklerin en üstün olduğu alanlar olduğunu belirtiyor ve "Kur'an Mekke'de nazil oldu ama İstanbul'da yazıldı" sözünü hatırlatıyor.
Tesbih Sanatının Dönüşümü
Yazar, tesbih sanatı hakkındaki bilgisini paylaşıyor: "Bir zamanlar kemaneyle, hayli meşakkatli gayretlerle yapılan tesbih sanatı, Tophanelı İsmet, Topuz'un Halil, Beylerbeyili Galip Usta gibi muazzam sanatkarların muhteşem işçilikleriyle temayüz etti." Cumhuriyet devrinde Bülent Usta, Zekai Usta, Yusuf Usta, Bünyamin Usta gibi ustaların elinde gelişen tesbih sanatının, günümüzde Asker Mustafa, Hüseyin Çelik gibi büyük ustalar ve çok sayıda genç ustayla devam ettiğini aktarıyor. Bir dönem kültürel baskılarla tesbihin kabadayılara ve kriminal ellere düştüğünü ancak o günlerin geçtiğini ve tesbihin yeniden bir zevk ve kültür işi olarak değer bulduğunu söylüyor.
Mehmet Çebi'nin sergisinde ağırlıklı olarak Cumhuriyet devri ustalarının çalışmaları yer alıyor. Öğün, Çebi'nin klasik eserlere bağlılığının yanında yenilikçi çalışmaları daha büyük bir cesaretle desteklediğini belirtiyor. Sergiyi gezdikten sonra Çebi'ye olan hürmetinin arttığını ifade eden yazar, onu "kayıp bir kelimenin, zevk kelimesinin yılmaz bir muhafızı" olarak nitelendiriyor. Yazının sonunda İstanbul trafiğinin rahat olduğunu hatırlatarak okuyucuları sergiyi ziyaret etmeye davet ediyor ve "Sessiz bir zarafet sizi bekliyor" diyor.



