MEB, Laiklik Bildirisi İmzacıları Hakkında Savcılığa Suç Duyurusunda Bulundu
MEB, Laiklik Bildirisi İmzacılarına Dava Açılmasını İstedi

Milli Eğitim Bakanlığı, Laiklik Bildirisi İmzacılarına Karşı Hukuki Süreç Başlattı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Ramazan ayı etkinliklerine ilişkin yayımladığı genelgeye tepki olarak hazırlanan 'Laikliği Birlikte Savunuyoruz' başlıklı bildiriyi imzalayan 168 kişi hakkında 20 Şubat tarihinde savcılığa suç duyurusunda bulundu. Yeni Şafak gazetesinin ulaştığı başvuru dilekçesinde, bu metnin sadece bir görüş açıklaması olmadığı, kullanılan ifadeler ve bağlam nedeniyle ceza hukuku açısından suç unsurları taşıdığı ileri sürüldü. Bakanlık, imzacılar hakkında kamu davası açılmasını talep etti.

Dini Değerlerin Terör ile Eş Tutulduğu İddia Edildi

Yedi sayfalık suç duyurusu dilekçesinde dikkat çeken tespitlere yer verildi. Dilekçede, Ramazan ayı etkinliklerinin 'Talibanlaştırma', 'şeriatçı dayatma', 'karanlık kuşatma' ve 'gerici saldırı' gibi kavramlarla tanımlandığı ve toplumun geniş kesimlerince benimsenen dini değerlerin barbarlık ve terörle eş tutulduğu belirtildi. Bakanlık, Ramazan'ın yalnızca bir ibadet dönemi değil, aynı zamanda paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma kültürünün güçlendiği önemli bir zaman dilimi olduğunu vurguladı.

Bu döneme ilişkin pedagojik içerikli faaliyetlerin 'baskı rejimi pratiği' olarak sunulmasının, 'halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama' suçunu oluşturduğu kaydedildi. Metindeki ifadelerin soyut bir laiklik tartışması yürütmekten öte, dini hassasiyetleri olan vatandaşları 'gerici' veya 'rejim tehdidi' olarak kodladığı; bunun da doğrudan aşağılayıcı ve ötekileştirici bir nitelik taşıdığı ifade edildi.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Toplumu Hedef Alan Dil Kullanıldığı Öne Sürüldü

Suç duyurusunda, bildiride 'laik cumhuriyeti savunanlar' ile 'şeriatçı dayatmacılar' şeklinde keskin bir karşıtlık kurulduğu ve bunun toplumu karşı karşıya getirecek bir dil ürettiği savunuldu. Bakanlık, bu söylemin belirli bir kesimi hedef haline getirdiğini ve husumet duygularını besleyebilecek nitelikte olduğunu belirterek, 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' suçunun maddi unsurunun oluştuğunu ileri sürdü. Dilekçede, kamu barışının somut tehlike altına sokulduğu değerlendirmesine de yer verildi.

Devlet Kurumlarının Gayrimeşru İlan Edildiği İddiası

Bildiride geçen 'Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump’ın ipine sarılarak Türkiye’yi Orta Doğu’nun gerici bataklığına sürüklüyor' ifadesi, suç duyurusunun merkezinde yer aldı. Bakanlık, bu söylemin devlet kurumlarını 'gayrimeşru' ve 'dış güçlerin güdümünde' gösterme amacı taşıdığını savundu. Genelgenin 'ideolojik kuşatma' olarak nitelenmesinin, anayasal bir kurum olan MEB'in kurumsal saygınlığını zedelediği belirtilerek, 'devletin kurum ve organlarını aşağılama' suçunun oluştuğu kaydedildi.

Bakanlık bürokratları ve eğitimcilerin 'Taliban zihniyetinin temsilcileri' veya 'gerici saldırının failleri' olarak anılmasının, kişisel itibarı hedef aldığı vurgulandı. Gönüllülük esasına dayalı olmasına rağmen, bildiride faaliyetlerin 'zorunlu rejim uygulaması' gibi gösterilerek gerçeğe aykırı algı oluşturulduğu ifade edildi.

Anayasal Düzeni Tahkir Eden Yaklaşımlar Tespit Edildi

Demokratik meşruiyetin ve sandık iradesinin 'rejim değişikliği' ve 'şeriatçı kuşatma' söylemleriyle tartışmaya açılmasının, anayasal düzeni tahkir eden bir yaklaşım olduğu dile getirildi. Ayrıca, ifade özgürlüğünün hakaret, aşağılama, hedef gösterme ve kamu barışını tehlikeye düşüren söylemleri korumayacağı anlatıldı.

İmzacılara yöneltilen suçlamalar şu şekilde sıralandı:

  • Halkı kin ve düşmanlığa tahrik
  • Dini değerleri aşağılama
  • Devletin kurum ve organlarını aşağılama
  • Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret
  • Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma

Bildiriye imza atan 168 kişi hakkında kamu davası açılması talebiyle savcılık süreci resmen başlatıldı.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması