Türkiye'de üniversitelerde Cuma namazı saatlerine denk gelen ders programlaması, yeniden gündemdeki yerini koruyor. Konuyla ilgili olarak hem üniversitelerden resmi açıklamalar gelmeye devam ediyor hem de kamuoyunda ve medyada eleştirel yorumlar yer buluyor.
İstinye Üniversitesi'nden Resmi Açıklama
İstinye Üniversitesi, 2 Ocak 2026 tarihinde resmi sosyal medya hesabı üzerinden konuya ilişkin bir açıklama yayınladı. Yapılan yazılı açıklamada, üniversitedeki ders programlarının, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kuralları ve ilgili Valilik kararları doğrultusunda hazırlandığı vurgulandı.
Üniversite, programların özellikle öğrencilerin dini vecibelerini rahatça yerine getirebilmelerine olanak tanıyacak şekilde düzenlendiğini belirtti. Açıklamada, Cuma namazı saatleri ile derslerin çakışmamasına özel bir önem gösterildiği ve bu konuda akademik ve idari birim sorumlularının bilgilendirildiği ifade edildi.
Ancak aynı açıklamada, bazı derslerde bu ilkeye uyulmadığına dair alınan şikayetler nedeniyle bir inceleme sürecinin başlatıldığı da kamuoyu ile paylaşıldı.
Eleştiriler ve "Gizli Yasağa" Dikkat Çeken Köşe Yazısı
Kurumsal açıklamaların yanı sıra, konu medyada da geniş yankı buldu. Yeni Şafak gazetesi yazarı Ersin Çelik, "Cuma saati: Gizli yasağın dersleri" başlıklı köşe yazısında konuyu eleştirel bir perspektiften değerlendirdi.
Çelik, Cuma namazı saatine denk getirilen derslerin, namaz kılmak isteyen öğrenciler için fiili bir engel teşkil ettiğini savundu. Yazısında, öğrencilerin ders ile ibadet arasında bir tercih yapmaya zorlandığını belirten Çelik, bu durumun açık bir yasak olmasa da "gizli bir yasak" niteliği taşıdığını ileri sürdü.
Yazar, bu tür uygulamaların geçmişte yaşanan bazı hak ihlallerini hatırlattığını ve ne yazık ki halen bazı üniversitelerde benzer sorunların devam ettiğinin altını çizdi.
Sonuç ve Devam Eden Tartışma
Üniversitelerde ders programlaması ile dini ibadet saatleri arasındaki denge, hem idari bir düzenleme hem de bir öğrenci hakkı meselesi olarak tartışılmaya devam ediyor. İstinye Üniversitesi gibi kurumların konuya ilişkin hassasiyet bildirmesi ve şikayetler üzerine inceleme başlatması, sorunun çözümüne yönelik adımlar olarak görülüyor.
Ancak Ersin Çelik gibi yorumcuların işaret ettiği üzere, ilkesel açıklamalar ile uygulamalar arasındaki farkın giderilmesi ve öğrencilerin herhangi bir ikileme düşmeden eğitim haklarından ve inanç özgürlüklerinden tam anlamıyla yararlanabilmesi, eğitim kurumlarının önündeki önemli bir sorumluluk olarak duruyor. Kamuoyunun ve öğrencilerin bu konudaki takibi sürerken, diğer üniversitelerden de benzer açıklamaların gelip gelmeyeceği merak konusu.