Piyasalar riskten kaçış ile büyümeye dönüş arasında sıkıştı
Piyasalar riskten kaçış ve büyümeye dönüş arasında sıkıştı

Küresel piyasalar son günlerde aynı anda iki zıt hikayeyi fiyatlamaya çalışıyor. Bir tarafta İran merkezli jeopolitik gerilim, Hürmüz hattındaki kırılganlık, ABD-İran temaslarının belirsizliği ve enerji arz güvenliği endişesi bulunuyor. Diğer yanda ise petrol fiyatlarındaki çözülme, altındaki kar satışları, doların yeniden güçlenmesi ve küresel büyüme beklentilerinin kısmen toparlanması dikkat çekiyor.

Riskten kaçış mı, büyümeye dönüş mü?

Bu tablo, klasik 'riskten kaçış' refleksinden daha karmaşık bir döneme işaret etmekte. Çünkü piyasalar artık yalnızca savaş ihtimalini değil, savaşın sınırlarını da fiyatlıyor. İran'ın Singapur bayraklı gemiye yönelik hamlesi, eğer iddia edildiği gibi ABD'nin yönlendirdiği Umman'a yakın alternatif güzergaha bir tepkiyse, bu yalnızca askeri değil, deniz egemenliği ve müzakere psikolojisi açısından da iyi okunmalı.

Tahran burada 'güvenli geçişi ben belirlerim' mesajı verirken, Washington ise enerji ticaretinin tamamen kesintiye uğramayacağı yönünde piyasalara güven vermeye çalışıyor. Bu nedenle, İran'ın saldırısına rağmen, ham petrol fiyatlarının beklenen sert sıçramayı yapmaması şaşırtıcı olmamalı.

Geniş Pickt afişi — Telegram için ortak alışveriş listesi uygulaması

Petrol ve altın fiyatlamalarındaki denge

Küresel piyasalar, Hürmüz'ün tamamen kapanacağı bir senaryoyu şimdilik ana senaryo olarak görmüyor. Üstelik, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Umman ve Çin gibi aktörlerin de enerji akışının sürmesi yönünde güçlü çıkarları söz konusu. Dolayısıyla, piyasa aktörlerinin zihninde belirli belirsiz bir savaş primi oluşsa da; savaş riskine yönelik endişenin kalıcılaşmakta zorlandığını görüyoruz.

Altın cephesinde de benzer bir sıkışma gözlenmekte. Jeopolitik risk normal şartlarda altını destekler. Ancak ABD Doları'nın güçlenmesi, ABD tahvil faizlerinin yüksek kalması ve FED'in bugün için faiz indirimlerine yönelmeyeceği beklentisi, altının nefes alanını daraltmakta. Altının onsu 4 bin dolar eşiğinde tutunmakta zorlansa da, bunun kalıcı bir kırılma olup olmadığını söylemek henüz erken.

Altın fiyatında kritik seviyeler

Altının ons fiyatında, 3 bin 800 dolara doğru kalıcı bir çekilmenin olup olmayacağı için bir haftalık günlük kapanışları, ETF girişlerinde hızlanma olup olmadığını ve başta Çin Merkez Bankası olmak üzere, önde gelen merkez bankası alımlarının güçlü bir şekilde devam edip etmediğini görmek gerekiyor. Aksi halde, 4 bin dolar seviyesi yeni bir destek noktası değil, 3 bin 800 dolar ile 4 bin 200 dolar arasında geniş bir dalgalanma bandının psikolojik merkezi haline dönüşebilir.

Dolar, tahvil ve emtia üçlüsü

Bugün için, küresel piyasalarda asıl okunması gereken tablo altın ya da petrolün tek başına hareketi değil; dolar, tahvil faizi ve emtia dengesi arasındaki üçlü ilişki. Dolar güçleniyor, petrol gevşiyor, altın kar satışı yiyor; ve tüm bu gelişmeler yaşanırken jeopolitik tansiyon da düşmüş gözükmüyor.

Bu tablo, küresel sermayenin şu an için yeniden altın gibi güvenli limana kaçma eğiliminde olmadığını; fakat dünya ekonomisinde makul büyümeye dönüş senaryosunu da henüz satın almadığını gösteriyor. Yani piyasalar iki dünya arasında sıkışmış durumda: Birinci dünya, savaş riskinin büyüdüğü, enerji arzının kırıldığı, altının yükseldiği ve sermayenin güvenli limanlara kaçtığı dünya. İkinci dünya ise, diplomatik temasların sonuç verdiği, petrol fiyatlarının gevşediği, doların güçlendiği ve sermayenin yeniden büyüme hikayesine döndüğü dünya.

ABD-İran görüşmeleri belirleyici olacak

Doha'da beklenen ABD-İran teması bu nedenle yalnızca diplomatik bir başlık değil, aynı zamanda piyasa mimarisini belirleyecek bir dönemeç noktası. Eğer kontrollü gerilim ve sınırlı mutabakat senaryosu öne çıkarsa, petrol ve altındaki savaş primi etkisi daha da azalacaktır. Fakat Hürmüz hattında yeni bir saldırı ya da geçiş rejimine ilişkin açık meydan okumalar yaşanırsa, fiyatlamalar hızla tersine dönebilir.

Pickt makale sonrası afişi — aile illüstrasyonlu ortak alışveriş listesi uygulaması

Küresel piyasaların bugünkü hali bize şunu söylüyor: Sermaye artık sadece korkuya değil, korkunun yönetilebilir olup olmadığına bakıyor. Riskten kaçış ile büyümeye dönüş arasındaki bu sıkışma, önümüzdeki dönemin ana finansal gerilimi olacak.