Haşmet Babaoğlu, 25 Haziran 2026 Perşembe sabahı Kanlıca İskelesi'nde, İskender Paşa Camii restorasyonunun tamamlanmasıyla küçük meydanın yeniden açıldığı bir ortamda, alışılmışın dışında bir deneyime dalıyor. Gözlerini kapatarak çevresini dinlemeye başlıyor ve bu eylemin kendisine getirdiği farkındalığı aktarıyor.
Gözler Kapalıyken Duyuların Uyanışı
Babaoğlu, gözlerini kapatmanın basit bir açıp kapama olmadığını, uzun süreli bir kapanışla her şeyin konuşmaya başladığını ifade ediyor. Gözler açıkken uğuldayan kulakların arındığını, seslerin berraklaştığını belirtiyor. Bu deneyimin, görselliğin müziksiz ve ritimsiz baskısından bunalanlar için bir kaçış olduğunu vurguluyor.
Modern Hayatın Hiper Uyanıklığına Karşı Duruş
Yazar, Byung-Chul Han'ın 'Gözlerimizi kapatmak bugünün hız toplumundan kaçmamıza kapı açar' sözünü anımsatarak, modern hayatın insanları 'hiper uyanık' olmaya zorladığını ve bu yüzden yorgun olduklarını dile getiriyor. Gözler kapalıyken, hafif poyraz esintisinin bile şarkı söylemeye başladığını, eşyaların konuştuğunu anlatıyor.
Yaşama Dair Dostluk Duygusu
Babaoğlu, gözleri kapalıyken sağ ayağıyla sandalyeyi ittiğinde çıkan sesten çocuk gibi hoşlandığını, bu sesin elle tutulur bir cismi andırdığını söylüyor. Şahane sabah rüzgârının bile elle tutulacak kadar cisimleştiğini, 'yaşıyor olma' hâliyle arasında bir dostluk duygusu geliştiğini belirtiyor. Her şeyin yenilendiğini, kulaklarının ve beyninin bu işin altından kalktığını ifade ediyor.
Gözlerin Suçu: Hırs ve İhtiras
Bir arkadaşının 'hırs ve ihtirasın gözlerin suçu olduğu' fikrini hatırlatan yazar, bu sabah iskelede tüm bunların ortasına dalmanın kısa süreli de olsa mutluluk getirdiğini, ne dünya işlerinin ne de kısırdöngü siyaset haberlerinin bu mutluluğu bozamadığını aktarıyor.
Yazı, N. F. Kısakürek'in 'Aynadaki Yalanlar' eserinden bir alıntıyla son buluyor: 'Sana okuttukları tarihe inanıyor musun? Ya insanlar el ve dil birliği etti de seni kandırmak için birtakım masallar uydurduysa...'



