Cem Sancar, 12 Temmuz 2026 tarihli köşe yazısında, insan ilişkilerindeki anlaşılmaz düşmanlıkların kaynağını irdeliyor. Yazara göre, hiçbir somut çatışma yaşanmadığı halde ortaya çıkan bu husumet, karşıdaki kişinin iç dünyasındaki çarpıklıklardan besleniyor.
Hınç İnsanının Tanımı ve Kökenleri
Sancar, bu tür marazi karakterleri felsefe ve psikoloji literatüründe 'Hınç İnsanı' olarak tanımlıyor. Düşünür Max Scheler'in perspektifinden hareketle, hınç insanını 'ruhu kendi salgıladığı asitle zehirlenmiş kişi' olarak nitelendiriyor. Bu durum, kin, garez, haset ve paranoya gibi karanlık duygulardan beslenen bir aşağılık kompleksinin ürünü. Hıncın ortaya çıkmasında başlıca etkenler arasında intikam arzusu, kötü niyetlilik, kara çalma dürtüsü ve küçümseme yer alıyor.
Haset ve İktidarsızlık İlişkisi
Yazıda, hıncın temel harcının haset olduğu vurgulanıyor. Haset, kıskançlık ve imrenme gibi duyguların ardında yatan masumiyet maskeli fitne fesat üreten keçibacaklı bücürler olarak tanımlanıyor. Sancar'a göre, haset aslında derin bir 'iktidarsızlık' hissidir. Kişi, imrendiği güce veya değere asla sahip olamayacağını anladığı anda hınç doğar. İçteki arzu ile gerçekleşme imkânsızlığı arasındaki gerilim, zamanla o değere sahip olana karşı kör bir nefrete dönüşür.
Hınçlı Bireyin Karakteristik Özellikleri
Hınç insanının en belirgin nitelikleri arasında negatif eleştiri, kronik homurtu ve her an patlamaya hazır öfke sayılıyor. Sancar, bu kişilerin gerçeklikle kurduğu ilişkinin gayri samimi olduğunu belirtiyor. Gözleri hakikati göremeyecek kadar kararmış olan hınçlı birey, kendisini mutlak iyi, karşısındakini ise mutlak kötü olarak konumlandırıyor. En önemli özelliklerinden biri ise eleştirdiği konulardaki düzelmelerin bile onda gizli bir hoşnutsuzluk yaratması. Sorunların çözülmesinden ziyade, kötü koşulların sürmesinden mazoşist bir memnuniyet duyuyor.
Toplumsal Boyut ve Panzehir
Sancar, toplumsal açıdan hıncın, sosyal adaletin, fırsat eşitliğinin ve liyakatin olmadığı, uçurumların derinleştiği toplumlarda yaygın olduğunu ifade ediyor. Adaleti paylaşan merhamet toplumlarında bu duygunun marjinal kaldığını belirtiyor. Hınç zehrine karşı panzehir olarak ise insanın manevi gelişmesinin önündeki engelleri kaldırmayı gösteriyor. Haset ve intikam hırsı ile başlayan süreç, aşağılama, kara çalma ve lekelemeden geçerek hınç anıtına varıyor.
Sonuç: Hz. Ali'nin Ahlâkı
Yazının sonunda Sancar, bu topraklardaki yönün belli olduğunu vurguluyor: 'Rakibi yüzüne tükürdü diye "Sana hınçla vurursam Hakk'ın değil nefsimin kulu olurum" diyerek kılıcını indiren Hazreti Ali'nin ahlâkına bakarız. Çünkü biz hıncın, kinin ve garezin değil, "Hz. İnsanın" çocuklarıyız.'



